Dır&Dır 07 Sep 2008

Hepiniz beni merak ediyorsunuz. İlginiz için teşekkür ediyorum millet ama inanın ben de kendimi oldukça merak ediyorum şu son haftalarda.. Beyin algılarımın son raddesine kadar zorlandığını hissediyorum, oldukça yorgun ve bitkinim. Annem hep en kötü yorgunluk beyin yorgunluğu der ve yine haklı çıktı!
2 haftadır metrobus, otobüs, taksi üçlüsünden inmiyorum. Cüzdanım boş bir kutu haline geldi haliyle.. Tek giderim yol ve inanın bu şehirde yola verilen para bir maaş kadar! Manevi giderim ise zaman. Yok ne yapsam yetiştiremiyorum! Yetiştirmeyi başardığımda ise kendimden geriye bir eser kalmıyor..
Master başvurularının evrak götürmesi, dil sınavları ve mülakatları hep ayrı günlerde. Ben aslında tek bir okulu istiyor olduğum halde babamın isteği üzerine (seçeneklerimi çoğaltmam adına) 2 okula daha başvurdum. Bu sırada master yapma planım ve çıkış saatleri yüzünden kabul edemediğim tam zamanlı karizmatik işlerden ümidimi kestim. 5 yıldızlı ünlü bir otelde part time bir iş buldum. Ve evet kabul edildim! Tebrik edebilirsiniz.. İşi sevip sevmeyeceğimi bilemiyorum tabi, bunu zaman gösterecek. Benim için en güzel iki yanı çok iyi ve nezih bir yerde çalışırken okula ve kendime zaman ayırabilmek.. Kariyer açısından önemlisi ise yapacağım master bittiğinde otellere başvururken CV’de büyük bir + olacak bu deneyim..
Oryantasyon, eğitim işleri bitti. Pazartesi işe başlıyorum. Sadece ilk hafta pm ondan sonra hep am grubundayım. Heyecanlıyım ama çok değil. Asıl bomba şu ki pazartesi günü çok uzakta bulunan bir üniversiteye gidip mülakata girmem, sonra ordan çıkıp sabıka kaydı almam, ordan da en çok istediğim okulun sonuçlarına gidip bakmam gerekiyor. (Lütfen dua edin kazanmış olim!) Bütün bu İstanbul’un alakasız semtlerine dağılmış işleri saat 13.20′de bitirmiş olup işe doğru yola çıkmam gerekiyor. Mülakat 10′da başlıyor daha da kötüsü. Yani en erken 9′da yola koyulabiliyorum, birden bire pazartesi akşam saat 19.30′a ışınlanmış olmak istiyorum ki o gün hayatımla ilgili önemli bir haberi almış (iyi haber olsunnnnn), işimde ilk günü atlatmış ve evde duşumu almış haberlerin yarısını yakalamış falan oluyorum..
Bütün bu koşuşturmacanın içinde bir de aile özleme depresyonu çekiyorum. Sürekli rahmetli dedemi düşünüp ağlıyor, anneannemi özlüyor, annemle konuşmaya doyamıyorum. Yumoş’un kokusunu, ahmak kocasının masum gözlerini düşünüp hüzünleniyorum. Üstelik ramazan ayı gelmiş bulunuyor ki ben çok sever(d)im ama bu ramazan çok acıklı.. Ne kalabalık aile sofraları var, ne heyecanla ezanı beklemek, ne de oruç tutmak.. Özellikle teyzemin evinde verdiğimiz o tabiri caizse yedi sülale iftarlarını çok özlüyorum. Anneannem ve sayısı bitmek bilmeyen kız kardeşleri yani ‘altın kızlar’ın hep bir ağızdan konuşmasını bile özlüyorum. Kuzenimle konuştuk bugün.. Hani nazlı niyazlı olan, benim gibi bir başına yalnız yaşayan.. O da aynen ramazan depresyonuna girmiş. ”Bizimkilerrrr..” diye böğürdü telefonda ben de hıçkırıkla hönkürme sesleri arası bir efekt ile eşlik ettim.
Pazartesi akşam buraya çok mutlu şeyler yazmak istiyorum. Şu mübarek ayda söylemeliyim ki Allah hiçkimsenin emeklerini boşa çıkarmasın. Benim de tabi :))











