Bir KokoSh'un GünLüğü.. :) - Part 3

KokoSh

BiR KokoSh’un GünLüğü…

 

‘İnek’vari Hayat 10 Sep 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 11:51

En çok istediğim üniversiteyi kazandım millet! İsim vermiyorum, malum bu da benim kanunum.. :)) Bölümüm PR, işte bu nedenle zaten otelde çalışmaya başladım. Mezun olduğumda 5 yıldızlı bir otel tecrübem olmalı ki otellere rahat giriş yapabilim.. Gerçi babam otellerde çalışmamı hiç istemiyor çünkü gecem gündüzüme karışırmış özellikle PR olursa.. Otelimi, işimi soranlar var içinizde. Otelin adını veremem ama işimi söyleyebilirim. Otelin VIP müşterilerine avantajlar sağlayan kartının satışını gerçekleştiriyorum.

Size biraz işimi anlatim.. Müdürlerimin hepsi bu görevden başlamış işe, bir müdürümüz İngiliz, firma 20 yıllık bir Amerikan firması. Satış işinden geçmeden hiçbir bölüme geçemiyorsunuz işin kanunu bu. İş part time. Ben normalde sabah çalışıyor olacağım ama şimdilik öğleden sonra grubunda olmayı istedim. Ofisimiz fena değil, renkli neşeli denilebilir. Herkesin sevgilileriyle fotoğrafları asılı, cicili bicili şeyler var duvarlarda. İşi çok eğlenerek yapıyorum çünkü psikolojiyle ilgilenen birisi olarak bu kadar çok insan tanımama başka bir iş yardım edemezdi. Bazen karizmatik bir iş adamıyla, bazen kendini playboy zanneden bir adamla bazen de kaba ve sinirli insanlarla muhabbet ediyorum. Tüm konuşmalarımız kaydediliyor ve gerçekten gülmekten yerlere yatıyoruz bazılarını dinlerken.. İstediğim okulu 9. sırada kazandım ve dün işte de müdürümden herkesin içinde övgüler aldım. Kısacası güzel bir gündü.

Sonunda hayal ettiğim inekçil hayatıma kavuştum. Ayın 22’sinde okulum açılıyor. O zamana dek işime de iyice alışmış olurum. Hepinize dolu dolu bir yaşam diliyorum, darısı tüm iş, okul isteyenleri başına. Hayat böyle insana birşeyler katabilecekken tüm gün evde oturan insanları hiç anlamıyorum, özellikle gençleri..

NOT: Arkadaşlar About Me yazım bir post değil page olduğu için bir anormallik yaşanıyor ve gelen güzel yorumları yayınlayamıyorum. O yorumları şimdi başka bir yazımın altına olduğu gibi copy paste yapmaya karar verdim. yorum gönderenlerden çok özür dilerim beklettiğim için. En kısa zamanda bu sorun çözülecek!!! (Öyle değil mi sevgilim?)

 
 

YorgunLuğun DorukLarı 08 Sep 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 21:32

Bugün çok muhteşem şeyler yazmak isterdim ama mümkün olmadı.. Beklediğim master sonucu hala açıklanmadı. Sabah 7′yi geçe kalktım kendime geldim ve adliyeye gittim, iş için sabıka kaydı aldım. (Sabıkasızım!) Ordan dünyanın bir ucundaki diğer okula gittim ve mülakata girdim. Eve zor geldim, birşeyler yedim ve ancak kendimi işyerine attım. İşteki ilk günüm çok parlak değildi ama düşündüğüm kadar sıkıcı da geçmedi. Hatta gülmemek için kendimi zor tuttuğum anlar bile oldu. Netice olarak uykusuz, yorgun ve pis bir şekilde eve geldim. Yarın sonuç açıklanıyor, heyecandan her türlü bağırsak problemini aynı gün içerisinde yaşıyorum. Kabız desen bende, ishal desen bende.. Neyse bu muhabbet biraz bulandırabilir.

Yarın da uyku yok bana, ikametgahımı İstanbul’a aldırmak ve bağkurlu olmaktan kurtulmak gibi mühim işlerim var ve yine öğlene kadar bitirmek zorundayım. Devlet dairelerinin işleyişini bilen biri olarak işleri bitiremeyeceğimi de gayet iyi farkındayım!

Kısacası ben bu hafta ümitsiz vakayım.

 
 

TitizZEDE 07 Sep 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 02:35


Kendimden nefret ediyorum bazen.. Aslında kendimden dememeliyim, titizliğimden. Tek kişi olarak öyle büyük bir bulaşık çıkarma kapasitesine sahibim ki ben bile gözlerime inanamıyorum! Çok tıkındığımdan değil en çok yıkadığım şey bardak ve kahve karıştırdığım kaşıklar.. Çünkü ben bir temizlik hastasıyım. Evet kabul ettim işte! Mutlu oldun mu anne? Mutlu oldunuz mu doktor bey? Neymişim ben? Obsesif!!! Dalganı geçebilirsin teyze.. Oh be! Kabul ediyorum, normal seviyede titiz değilim. Kabul ettim, kavga bitmiştir. Nokta!!!

Benim yemek yemeden önce kullandığım bardak ayrıdır. Onunla su içerim ve yemek esnasında onu kullanmam çünkü yemekte daha önce ağız izi olmuş birşey görmek istemem. Yemekte içtiğim bardak ile yemekten sonra asla muhattap olamam. Ayrı bir bardakla suyumu içer köşeme çekilirim. Dişimi fırçaladıktan sonra bardak yine değişir ve bu bir kısır döngü şeklinde devam eder. Artık tek kişiye bile bulaşık makinesi gerektiğini kabul ediyorum..

Peki bugün ne yaptım? Soğuklar geliyor şu yorganı bir yıkayım hazır olsun dedim. Ama o da ne!? Makinaya sığması mümkün değil. Islatıp üstünde tepinirsem zayıflar ve sığar dedim ve sular akıtan yorganı makineye sokuşturdum ama yarısı yine dışarda kaldı. Bu sırada banyo göle dönüştü söylememe gerek yok. Sonra hırsımı alamadım. Bu ıslak yorganı neylesem diye düşündüm ve eskilerin yaptığı küvette yıkama geldi aklıma. Önce küveti dezenfekte ettim sonra yorganı deterjanladım ve başladım köpürte köpürte yıkamaya. Canım çıkıyor tabi bu arada aman ne ecel terleri döküyorum o 2 metrelik şişko ve ıslak yaratık için. Herneyse başarıyla tamamladıktan sonra ölmüş biçimde çıktım küvetten sıkmaya başladım. Yok valla! Mümkün mertebe değil sık sık bitmiyor. Eyvah balkon da çamaşırla dolu, en iyis bir tel açıp onu salona serim nasıl olsa yalnızım. Ve işte felaketler zinciri bu noktada tavana eriyor. Yorgan tüm eve deterjanlı (iyi durulayamamışım!!) sularını akıtarak tele kadar geliyor. Ben onu telin üzerine serene kadar bir kaç kez yerdeki kayga sudan yere uçuyorum ve sonra tel ağırlığa dayanamayıp yere kapanıyor, bu sırada heryer vıcık vıcık oluyor ve ben fişlerin sular içinde yüzdüğünü görüyorum. Çığlıklar atıyorum ve kendime lanet ediyorum resmen sırılsıklam olmuşum, lanet yorgan heryeri yıkıyor nereye yürüsem sular bırakıyorum ve habire düşüyorum. Fişleri kesin öleceğim diyerek kapatıyorum suyun içinde ama ölmüyorum. En sonunda balkonu boşaltıp adi yorganı oraya taşıyorum, tabiki balkonu su basıyor çünkü balkonda delik yok!!! Evin heryerine bulaşmış suları en az 10 kez siliyorum ve yer bezini sıkmaktan ellerim yaratık gibi oluyor. Bir ara koridorda bez taşırken aynada kendimi görüyorum. Ağzım 20 cm açık şekilde ve çirkinliğin had safhasında ağlıyorum. Bebek gibi, kendime kıza kıza, bir daha titizlik yapmıcammmmmm diye hönkürerek.. (Bunun bir yalan olduğunu o anda da biliyorum!) Bknz; Kazın Laneti! Bu konudan sonra da böyle yeminler etmiş ama gözüm dursa elim durmamıştır..

Netice olarak hepinizi uyarmak istiyorum ki benim trajikomik durumuma düşmeyin. Fazla titizlik eve pislik getirir, herkes kadar hijyen hepimize yeter. Güzel cümle oldu ya..

 
 

Dır&Dır

Filed under: GünLük — kokosh @ 01:18


Hepiniz beni merak ediyorsunuz. İlginiz için teşekkür ediyorum millet ama inanın ben de kendimi oldukça merak ediyorum şu son haftalarda.. Beyin algılarımın son raddesine kadar zorlandığını hissediyorum, oldukça yorgun ve bitkinim. Annem hep en kötü yorgunluk beyin yorgunluğu der ve yine haklı çıktı!

2 haftadır metrobus, otobüs, taksi üçlüsünden inmiyorum. Cüzdanım boş bir kutu haline geldi haliyle.. Tek giderim yol ve inanın bu şehirde yola verilen para bir maaş kadar! Manevi giderim ise zaman. Yok ne yapsam yetiştiremiyorum! Yetiştirmeyi başardığımda ise kendimden geriye bir eser kalmıyor..

Master başvurularının evrak götürmesi, dil sınavları ve mülakatları hep ayrı günlerde. Ben aslında tek bir okulu istiyor olduğum halde babamın isteği üzerine (seçeneklerimi çoğaltmam adına) 2 okula daha başvurdum. Bu sırada master yapma planım ve çıkış saatleri yüzünden kabul edemediğim tam zamanlı karizmatik işlerden ümidimi kestim. 5 yıldızlı ünlü bir otelde part time bir iş buldum. Ve evet kabul edildim! Tebrik edebilirsiniz.. İşi sevip sevmeyeceğimi bilemiyorum tabi, bunu zaman gösterecek. Benim için en güzel iki yanı çok iyi ve nezih bir yerde çalışırken okula ve kendime zaman ayırabilmek.. Kariyer açısından önemlisi ise yapacağım master bittiğinde otellere başvururken CV’de büyük bir + olacak bu deneyim..

Oryantasyon, eğitim işleri bitti. Pazartesi işe başlıyorum. Sadece ilk hafta pm ondan sonra hep am grubundayım. Heyecanlıyım ama çok değil. Asıl bomba şu ki pazartesi günü çok uzakta bulunan bir üniversiteye gidip mülakata girmem, sonra ordan çıkıp sabıka kaydı almam, ordan da en çok istediğim okulun sonuçlarına gidip bakmam gerekiyor. (Lütfen dua edin kazanmış olim!) Bütün bu İstanbul’un alakasız semtlerine dağılmış işleri saat 13.20′de bitirmiş olup işe doğru yola çıkmam gerekiyor. Mülakat 10′da başlıyor daha da kötüsü. Yani en erken 9′da yola koyulabiliyorum, birden bire pazartesi akşam saat 19.30′a ışınlanmış olmak istiyorum ki o gün hayatımla ilgili önemli bir haberi almış (iyi haber olsunnnnn), işimde ilk günü atlatmış ve evde duşumu almış haberlerin yarısını yakalamış falan oluyorum..

Bütün bu koşuşturmacanın içinde bir de aile özleme depresyonu çekiyorum. Sürekli rahmetli dedemi düşünüp ağlıyor, anneannemi özlüyor, annemle konuşmaya doyamıyorum. Yumoş’un kokusunu, ahmak kocasının masum gözlerini düşünüp hüzünleniyorum. Üstelik ramazan ayı gelmiş bulunuyor ki ben çok sever(d)im ama bu ramazan çok acıklı.. Ne kalabalık aile sofraları var, ne heyecanla ezanı beklemek, ne de oruç tutmak.. Özellikle teyzemin evinde verdiğimiz o tabiri caizse yedi sülale iftarlarını çok özlüyorum. Anneannem ve sayısı bitmek bilmeyen kız kardeşleri yani ‘altın kızlar’ın hep bir ağızdan konuşmasını bile özlüyorum. Kuzenimle konuştuk bugün.. Hani nazlı niyazlı olan, benim gibi bir başına yalnız yaşayan.. O da aynen ramazan depresyonuna girmiş. ”Bizimkilerrrr..” diye böğürdü telefonda ben de hıçkırıkla hönkürme sesleri arası bir efekt ile eşlik ettim.

Pazartesi akşam buraya çok mutlu şeyler yazmak istiyorum. Şu mübarek ayda söylemeliyim ki Allah hiçkimsenin emeklerini boşa çıkarmasın. Benim de tabi :))

 
 

Doğumgünü Çocuğuna.. 31 Aug 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 04:32

Sevgilim..

İlk tanıştığımız günden beri elimi hiç bırakmadığın, bana deliler gibi değer verdiğin, her ağladığımda omuzunda hıçkırmama izin verdiğin, beni güldürdüğün, beni olgunlaştırdığın, sevmediğin yerlere benim için gittiğin, hayata hep pozitif baktığın ve baktırttığın, hatalarımı affettiğin, yaptığım yemekleri beğendiğin, en çirkin günümde bile bana çok güzelsin dediğin, bana sahiplendiğin, en zor sınavlarımda destek verdiğin, üşüdüğümde sarıldığın, asabi günlerimi hoşgördüğün, seninle gurur duymama sebep olduğun, benim için değerli varlığın uykundan feragat ettiğin, seçtiğim dramatik filmlere gitmeyi kabul ettiğin, her seferinde güzel hediyeler seçtiğin, kalbimi kırdığında onarmasını bildiğin, müzik arşivini benimle paylaştığın, beni hiç merakta bırakmadığın, ailemi sevip saydığın, uzun ayak parmağımla dalga geçmediğin aksine sempati beslediğin, işinin arasında beni arabayla heryere götürdüğün, nefret ettiğin halde benimle mağaza gezdiğin, doktora gittiğimde beni yalnız bırakmadığın, geceleri uyuyamadığımda neyim var diye ilgilendiğin, en uzak yerlere bile beni görmeye geldiğin, beni sık sık aradığın, neleri sevdiğimi iyi bildiğin, aşkını hiç eksiltmediğin, interneti etkin kullanmayı öğrettiğin, fmf’im tuttuğunda elini karnıma koyup şimdi geçecek dediğin ve daha buraya yazamayacağım kadar sonsuz şey için sana çok teşekkür ederim.

İyi ki doğdun cümlesini bana bu kadar kalpten söylettiğin için çok mutluyum.

İyi ki doğdun!!! İyi ki varsın!!!

Yeni yaşın tüm dileklerini bir bir gerçekleştirsin. Yeni yaşın ikimize de uğur getirsin, yeni yaşında hayatımız güzel süprizlerle dolsun.

Yeni yaşında da çok mutlu ol.. Sen mutluysan ben de mutluyum çünkü.

Seni seviyorum ve kısmetse hep sevmek istiyorum..

 
 

LapSticK aLma ZamaNı 26 Aug 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 18:11

Lapstick muhteşem desenleri ile hayatımıza çoktan girdi.. Bizim aile bu siteden 2 lapstick sahibi oldu bile! Benimki ‘Spring Dreams’, anneminki ‘Mania Party’.. Şu an favorim ise ‘Atatürk Portre’.. Gerçekten harika bir fotoğraf ve tonları da oldukça hoş. Laptopınızı taşırken Atatürk’e olan sevginizi de gösterebilirsiniz böylece.

Online alışveriş için durmayın!!! antishops.com sizleri bekliyor!

Maddi Not: Ekranınız ne kadar büyük ise cebinize o kadar zarar! Demedi demeyin! :))

Manevi Not: Herkesi kıskandırmaya hazır olun millet! Bilgisayarınız çooook havalı olacak, gerekli gereksiz heryere taşımak isteyeceksiniz! :))

 
 

Light Hotdog 25 Aug 2008

Filed under: KokoSh'un mUtFaĞı — kokosh @ 17:42

Hotdog yapmak oldukça kolay tabi ama işin sırrı hotdog yerken sağlığınızdan ödün vermemekte!!! Burada devreye ben giriyorum ve sizlere bugün mutfakta uydurduğum oldukça lezzetli ama kalorisi hafif hotdog tarifimi hemen veriyorum :)

Malzemeler: 1 adet light kepekli sandviç ekmeği (bağırsak çalıştırdığı ve az kalorili olduğundan), 1 adet hindi sosis (dana etinden çok daha sağlıklı ve az kalorili olduğundan), 3 küçük marul yaprağı, 1 adet közlenmiş kırmızı biber, 1′er çaykaşığı light mayonez ve dijon hardal.

Öncelikle sosisi tavada yağsız şekilde kızartıyoruz. O kızarırken sandviç ekmeğinin üstünü ve altını ayırarak aynanda tavada ısıtıyoruz. Isınan ekmeğin üzerine hardal ve mayonezi sürdükten sonra marulları diziyor ve üzerine kızarmış sosisi koyuyoruz. En son kata ise közlenmiş kırmızı biberlerden sosisleri kapatacak kadar ekliyoruz. Sandviç ekmeğinin üstünü de koyduğumuz an bu iş tamam :)

Benim gibi ilkel yöntemlerle hotdog yapmak istemeyenler!!! Tava yerine resimde gördüğünüz bu karizmatik hotdog aletini kullanabilirsiniz. Tabi bunun için Mudo‘ya 56 lira ödemeniz gerekiyor..

Ben yanında bir bardak portakal suyu içtim siz de taze meyve suyunu tercih edin bence. Afiyet olsun!!!

 
 

Travmatik Amnezi 23 Aug 2008

Filed under: Anatomi-ER&OR :), KokoSh'un küTüphaNeSi — kokosh @ 14:58

Öncelikle başlığı açıklamalıyım ki konu anlaşılır olsun :) Travmatik amnezi genellikle baş darbeleri sonucu oluşan bir bellek bozukluğudur. Amnezinin unutkanlıkla hiçbir alakası yoktur ve amnezi vakalarının bazılarında belirli bir zaman dilimine ait hiçbirşey hatırlanamaz.

Tıbbi bilgilendirmeden sonra işin keyifli kısmına geçelim. Tabi hastalığın hiçbirinin keyiflisi olamaz ama bu kitap bu konu üzerinden sizi güldürmeyi başarıyor. Ortalarına geldiğim bu tatlı kitap tam yaz kitabı.. Gülümseyerek okuturken Lexi’nin hikayesini, bazen hüzünlenmenize de sebep olabiliyor.. Konunun hazırını yine D&R’dan çalıyorum :) Haberiniz olsun kitap www.dr.com.tr‘de her zamanki gibi daha ucuz, açık ara farkla!

Bir sabah uyansanız ve hayatınız kusursuz olsa? Lexi, berbat bir trafik kazasının ardından hastanede gözlerini açıyor. Ona göre sene 2004. Kendisi yirmi beş yaşında ve çarpık dişli biri. Felaket bir aşk hayatına sahip. Ancak, her ne kadar inanamasa da, öğreniyor ki, sene aslında 2007 Lexi artık yirmi sekiz yaşında, dişleri inci gibi ve çalıştığı departmanın da patronu olmuş; üstelik de evli! Hem de yakışıklı mı yakışıklı bir milyonerle! Rüyalarındaki hayata aniden nasıl iniş yapıverdi böyle acaba? Lexi şansına inanamıyor özellikle de nefes kesen yeni evini gördüğü zaman! Kocasını yeniden tanımaya başlayınca muhteşem bir evlilik hayatı olduğunu da öğrenecek, çok iyi biliyor. Üstelik sevgili kocası bir de ‘Evlilik Kitapçığı’ hazırlamış onun için. Fakat Lexi yeni kimliği hakkında daha çok bilgi edindikçe, kusursuz hayatının yüzeyinde çatlaklar oluşmaya başlıyor. Eski dostlarının hepsi ondan nefret ediyor. İşine göz dikmiş, dişli bir rakibi var. Bir de üstüne üstlük dağınık saçlı, seksi bir erkek çıkıp yeni bir bomba patlatıyor! Yani, ne olmuş olabilir ki? Lexi bir gün her şeyi hatırlayacak mı? Ve hatırlarsa ne olacak?“

Alışverişkolik serisinin ünlü yazarı Sophie Kinsella‘dan bir eğlence daha sizi bekliyor!

 
 

Neden!?! 22 Aug 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 11:44

Önce ağbim askere gitti hem de uzun dönemliğine.. Ben evde yalnız yaşamanın tuhaflığına alışmaya çabalarken annem beni terketti, memleketimize döndü. Sonra babam eşini alıp kendi memleketine gitti 5 günlüğüne. Tam ben kendi kendime ‘noluyoruz ya? herkes şehri sinsice terkediyor, yoksa büyük deprem bu haftasonu mu?’ gibi komplo teorileri üretirken sevgilim de pazar akşamı olan arkadaş düğünü için (o düğüne ben de davetliyim ama hiiiiç gidesim yok çünkü düğünün olacağına olan inancımı kaybettim :) Çünkü düğün daha önce son gün olaylı bir şekilde ertelenmişti falan filan..) cumadan abisiyle beraber aile saadeti yaşamaya doğup büyüdüğü şehre gitti. Ve bingo!!! Salı günü annesi de İstanbul’a geleceği için onunla gelmeye karar verdiler.

Ben de yalnızlıktan istifade hemen arkadaşımı aradım. Yıllar önce beraber 1 yıl yurtdışında yaşamıştık.. Evi çok uzak olduğu için ve ben haftalardır aile muhabbetinde olduğumdan görüşememiştik. Onu bana kalmaya davet ettim. Aldığım cevap ” Ahh şekerimmm! Çok isterdim ama İzmir’de düğün var, haftasonu yokum.” İşte o an emin oldum kesin herkesin kaçmasının bir nedeni vardı.. (İlacın bir diğer etkisi paranoyaklık mı acaba?)

Bana düşen ise arka arkaya kalkan uçakların arkasından hazin bir bakış atmak..

 


MusicPlaylist