KokoSh » GüzeLLik SeanSı

KokoSh

BiR KokoSh’un GünLüğü…

 

24 Yaşındayım, 24 ayardayım! 18 Jan 2010

Filed under: GünLük, GüzeLLik SeanSı, KokoSh'un küTüphaNeSi — kokosh @ 00:07

24 yaşımın son demlerindeyim. 1,5 saat sonra 20′lerin çıtırlığından çatır dönemine yani 30′lara giden basamaklara doğru uzanıyor olacağım. Geçen seneye kadar her yaşım sorulduğunda ağzımdan bir 18 fırlayıverecekken gülerek düzeltiyordum ve şimdi 25 demek durumunda kalacağım. Tuhaf ötesi geliyor..

Bu yoğun hayatta insan zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor pek. Daha geçen hafta memleketimdeyim iş için böyle cümbür cemaat İstanbul’dan ofisçe kalkıp Akdeniz’e gittik, her bir ülkeden ajanlarımız falan geldi. (Hııı CIA’de çalışıyorum ben!) Çok internasyonel bir ortam vardı. Yani adamlara ”duy da inanma”yı ‘hear but don’t believeee’ diye çevirip ‘’sıkıyorsa nazar varı da çevir kız” diyen arkadaşıma kapak olsun diye elin Yunanlısına ”There is an evil eye on you” bile demişliğim vardı yani, bu ciddiyette bir iş yemeği düşünün!

Bugün sevgili dostum Fakeangel’ın İstanbul’a taşınış günü. Şahsen ben kendi adıma pek bir mutluyum dizimin dibindeki insan sayısında artış olmasından. Sex&The City izleyenler bilir kız muhabbeti kadar eğlencelisi yoktur nitekim. Kız muhabbeti demişken 1 Kadın ve 1 Erkeğin dvdlerini aldım. Ay gülmekten öldürüyor beni bazı bölümleri. Sevgilim de bana House’ın 3. sezonunu aldı doğumgünümün yan hediyesi olaraktan :P Üstelik Grey’s Anatomy de en sonunda noel tatilinden çıktı ve yeni bölümler yayınlanmaya başladı. Anlayacağınız bir süre beni idare edecek kadar aksiyona sahibim evde.

Kitap arayanlara söyleyim, şimdi de Paulo Coelho’nun 11 Dakika kitabını okuyorum ve çok sevdim. Henüz bitirmediğim halde Paulo amcamızın bu kitabına da gözüm kapalı kefil olabilirim..

Geçenlerde bir websitesi (benden kokosh olmasın) bu yıl boyunca MAC ürünlerine en çok yorum yapan kullanıcımız siz oldunuz dedi ve bana hediye yeni rimelini gönderdi MAC Akmerkez’den. Allah razı olsun valla böyle tam ihtiyaç olduğu anda saçmalamıyorlar mı çok işime geliyor. Hiç yorum yapmadan aldığım rimel için internet dünyasına teşekkür ediyor, MAC ürünlerini herkese tavsiye ediyorum :Pp

Bu yaşa geldim bana günde 8 saatten az uykunun yetmediğini farkettim, canımı alıyorlar gibi oluyorum uyanınca. Gözyaşlarına boğulmak, yorganın altından çıkmamak istiyorum. Uyku demişken son 2 haftadır korkunç veya aşırı tuhaf rüyalar görüyorum. Geçenlerde vücudumdan beyaz sakız gibi dev gibi birşeyler çıkıyordu, bir diğerinde arkadan arabama çarpıyorlardı ön camdan uçarken yatakta otururken uyandım, dün de kediden bebek bekliyordum. Sabahları uyanınca başka bir dünyadan gelmiş gibi oluyorum mübarek. Hayalgücümün sınırlarının bu kadar geniş olduğunu ben bile yeni anladım. Yanımda biri uyusa bedava korku tüneline girmiş gibi hisseder valla.

Tekrar spora başlamak istiyorum en kısa zamanda çünkü popom Jennifer Lopez’i sollamak üzere. zira karnım da benim ne eksiğim var der gibi 4 aylık hamileler gibi dolaşıyor ortalıkta. Bu hiç hoşuma gitmiyor ne yalan söyleyim. Spora başlamak istiyorum cümlemin külliyen yalan olduğunu da belirtmek isterim. Çünkü ‘istiyorum’ kelimesi tüm akışı değiştirmiş, istemiyorum, mecburum ne yazık ki. Ben spor yapmayı değil kanepede dizi izlemeyi sevenlerdenim!

Kuzenim evlenecek benim nisan ayında. Ben de indirim mevsiminden yararlanmak üzere şimdiden Nişantaşı’nda bir yerden tuvalet aldım. Hayatımda ilk kez tuvalet alımında bulunduğum için kendimi Hürrem Sultan zannettim valla yürürken. Minilere alışık bir varlık olarak umarım düğünde eteğime basıp amuda kalkmam ve gecenin süprizi ben olmam diyorum..

 
 

Mis KokuLu Durance 27 Dec 2009

Filed under: GüzeLLik SeanSı — kokosh @ 23:20

Sevgilim geçen ay yine ufak süprizlerinden birini yaptı bana! Ben süpriz fobik bir insanımdır normalde çünkü planlarımın dışında gelişen olaylar beni rahatsız eder bir oğlak kadını olaraktan..

Ama böyle içinden hediye çıkan süprizler bayılırım, ne de olsa plan bozmayan cinstendir üstelik keyiflidir! Elindeki Durance poşetini bana uzattı aniden, sana hediye aldım dedi masum suratıyla. Çikolata uzatılmış çocuk gibi onu bırakıp poşete saldırdım. (Evet biraz antipatik, azıcık da düşüncesizimdir zaman zaman) Mis kokulu ürünler çıktı içinden. Harika bir vücut losyonu ve duş jeli. Tam KokoSh’unuza uygun hediyeler anlayacağınız. Valla ben doğal kozmetik ürünlerinde bayılırım. Nostaljik görünümlerinin verdiği göz zevki bir yana kullanırken hassas ciltliyseniz benim gibi içiniz pek bir rahat ediyor..

Durance’ler Fransa’nın Provence bölgesinin doğal ürünlerinden elde ediliyor. Çamaşır deterjanından, çekmece kokularına kadar geniş bir ürün yelpazesi var. İsterseniz sevgilimin yaptığı gibi Beymen’den, isterseniz de websitesinden alabilirsiniz ürünleri.

Neyse yazarken bile canım çekti. İzninizle azıcık şımartayım cildimi Durance websitesinde çalan Edith Piaf eşliğinde..

Not: Sevgilim, tekrar teşekkür ederim (:

 
 

KoLaY YuMuşakLıĞın SıRRı 13 Oct 2009

Filed under: GüzeLLik SeanSı — kokosh @ 23:40

Kışın siz de benim gibi kuruyan cildinizle başedemiyor musunuz? Siz de tomar tomar nemlendirici sürmekten fenalık mı geçiriyorsunuz? Neden benim vücudum tırtıklı yüzeyler gibi de ipek böcüğü gibi öpülesi değil mi diyorsunuz?

Evet, biliyorum çoğunuz böyle söyleniyorsunuz.

İşte bu noktada devreye girerek sizi ekonomik bir çözümle kurtarmak istiyorum KokoShunuz olarak :P Hemen gidip eczaneden, süpermarketten, kozmetikçiden vs vs. Johnsons Baby Oil alıyorsunuz. (Nivea da olur denedim başarılı ama favorim Johnsons pembe olan) Sonra koşarak duşa giriyorsunuz ve yıkanmanız bittiğinde ıslak vücudunuzun heryerine bu yağdan azar azar sürüp kısaca ovuyorsunuz. Sonra durulanıp kurulanıyorsunuz ve taaaaaaatammmmmmm, alın size ipek gibi bir ten. Maliyeti 10-15 arası birşey en fazla. Üstelik çooook uzun süre gidiyor bir şişe.

Hepinize öpülesi koklanası tenler diliyorum. Kardeşlerimin şişko ayaklarının yumuşaklığı ile yarışabilirsiniz :)

Not: Bu yağı kullandıktan sonra sizin arkanızdan duşa girecek kişileri uyarıyorsunuz ki kayıp beyin kanaması geçirmesinler!!! Allah muhafaza..

 
 

KrizDe İnceLmeK 27 Apr 2009

Filed under: ALışveriŞ SePeTim, GüzeLLik SeanSı — kokosh @ 12:53

Hadi bugün size bir iyilik yapim.. Şu ekonomik krizde cebinize zarar gelmeden etkili bir şekilde resimdeki taş popolu hatuna dönmenizi sağlayım :P Şaka bir yana.. Selülit ve fazlalıklar en zayıfımızdan en dolgunumuza kadar çoğumuzun problemi. Evet kafanızda muhteşem canlanan KokoShunuz da bu dertten müzdarip. Bakın, bu itirafımı da unutmayın. Her kız yazmaz selülitim var diye sevgilisinin okuduğu bloguna. Ama bir amaç edinmişim ben, dönemem size destek olacağım bu yoldan :))

Her zaman Yves Rocher‘den bahsediyorum. İnatla ama benim şehrimde yok demeyin. Online alışveriş yapın, beni delirtmeyin. Yves Rocher tamamen bitki özlerinden elde edilen harika bir kozmetik markası. Ben yıllardır yüz ve vücut bakımımın çoğunu onun ürünlerinden temin ediyorum ve cilt bakımı için de kabin bakımlarından faydalanıyorum. Yves Rocher’in eski karın inceltici kremini kullanmıştım ve gerçekten çok fayda etmişti. Şimdi ise uzmanlar o kremlerinin tam 3 katı etkili yeni bir seri ürettiler! Yeşil kahve çekirdeği serisi! Üstelik 29 Nisan’a kadar o seriden alacağınız herhangi bir ürüne selülit kreminiz bedava. Tabiki bu yeni ürünün tanıtımı için yapılmış kısa süreli bir kampanya. Biliyorsunuz piyasada inceltici ürünler 60-150 arası değişiyor. Genellikle çoğu iyi markanın ürünleri 70-90 arası. Ama siz Yves Rocher’den hem karın inceltici kreminizi hem de selülit kreminizi toplam 69.80 tl’ye alabilirsiniz benim gibi. Ya da karnımda problem yok derseniz vücut sıkılaştıcı krem eşliğinde alırsınız selülit ürününüzü bedavaya.

Hadi ben kaçtım, kremlerimi sürmeye gidiyorum :)))

 
 

Yumuşacık AyakLar 09 Feb 2009

Filed under: GünLük, GüzeLLik SeanSı — kokosh @ 20:26

Akdeniz’in ılıman ikliminden İstanbul’un çamurlu sokaklarına dönüş yaptım bugün. Her zamanki gibi rötarlı Thy uçağı ile.. Rötardan nefret ettiğimi söylemiş miydim? Ayrıca eve dönüşüm de pek bir ballı oldu. Liseden bir arkadaşımı gördüm uçakta. Çocuk maşallah Harvard’a bile başvurmuş master için. Neyse yine başka bir amerikan üniversitesinin mülakatına gelmiş, arabayla bıraktı eve kadar sağolsun. Yolda gözüm parmağındaki yüzüğe takılmış olacak ki aynanda birbirimize söz nişan vıdıvıdı cümleleriyle soru sorup kahkaha atmaya başladık. Bende birşeyler olmadığını öğrenince kendi teklifini anlattı kızarkadaşına yaptığı ve cep telefonundan o gecenin resimlerini gösterdi. Pek bir sempatik buldum gelin hanımı. Umarım o da koca adayı kadar zekidir de Einstein’dan bozma çocukları olur memlekete hayrı dokunan.. :))

Siz güzellik manyaklarını da unutmadım tatilimde. Gelirken yanımda The Body Shop kitaplarımı getirdim. Ve şimdi size kış günlerinde hiç umursamadığınızı tahmin ettiğim o zavallı ayacıklarınızın derdine derman bir tarif veriyorum. Bu bir ayak peelingi tarifi. Ayaklarınız ölü hücrelerden arınacak ve ışıl ışıl, tertemiz parlayacaklar. Valla dolabınızda ürünlerin olduğunu ümit ediyorum, yoksa bile kolayca temin edebilirsiniz zaten.

4′er çorba kaşığı bal, ezilmiş badem ve yulafı karıştırıyor üzerine de 1 çorba kaşığı badem yağı ekliyorsunuz. Sonra ayaklarınızı 2 çorba kaşığı tuz eklenmiş (şişliklere, ağrılara iyi geliyor) ılık suda 10 dakika beklettikten sonra bu dört malzemeden oluşan karışımınızla suyunu aldığınız nemli ayaklarınızı ha babam ovuyorsunuz. Öyle uydurukluk yapmak yok ama, güzelce masaj yapıp dairesel hareketler kullanacak ve topuklarınıza ektra özen göstereceksiniz. Ondan sonra ılık suda yıkadığınız ayaklarınıza bol ayak kremi sürüp sıcak bir havluyla sarıp 15 dakika dinlenmeye çekiliyorsunuz. İşte size mis gibi ayaklar :))

Hey nereye kayboldunuz? Mutfağa tabi malzeme kontrolüne, ben bilmez miyim sizi..

Not: Bu fotoğrafı ararken çok çektim ben çok! Bir sürü çirkin ayak ve ayak yaraları görmek zorunda kaldım ki ben kötü ve bakımsız ayaklardan nefret ederim. Değerimi bilin diye söylüyorum yani..

 
 

Düşünce Curcunası 06 Jan 2009

Filed under: GünLük, GüzeLLik SeanSı, KokoSh'un küTüphaNeSi — kokosh @ 20:06

Sevgilim aradı biraz önce çok sıra varmış, birkaç saniye konuştuktan sonra ‘bu numaranın bir üstünü bir dene bakalım o kulübe çalışırsa ordan konuşalım’ dedi, denedim bir kadın açtı ve askeriye olmadığını söyledi, demek yanlış biliyordu numarayı ve konuşamayacaktık.. Çok üzüldüm hatta ağladım salak gibi. Neyse kadıncağız aynen şöyle dedi: ”Önemli değil kızım biz alışkınız yıllardır, hayırlı teskereler olsun yavrum hihihihi” ve kapadı. Yurdum insanını seviyorum ben ya!

Hava ekstra derecede soğuk, kelimelere ben bile dökemiyorum düşünün yani :Pp Donuyorum resmen ve kaloriferler ancak kendine yetiyor bana kalan ufak bir ısıtıcı. Ya donarak yapayalnız ölürsem bu evde diye bile düşünmeye başladım. Korkuyorum!

Kapıcıya kalsa ayda bir bana kalsa iki güne bir kapımda belirip aidat istiyor! Valla bu hayata para dayanmaz. Ne bu iş anlamadım ben kardeşim! Sürekli para ödüyoruz, yine bir hayrını görmüyoruz.. Para demişken yeni paramız pek bir karizmatik resmen kıyamıyorum kimselere vermeye belki daha tutumlu olurum bu sayede.

Bu yemekteyiz programı ne biçim birşey? Herkes kendini at terbiyecisi zannediyor mübarek! Hepsinde bir hava bir tafra! Bir kere ilk öğrenmeleri gereken herkesin fikirlerine saygı duymak ve evine gelen misafire sofra adabı dersi vermenin asıl terbiyesizlik olduğunu bilmek. Tabaklar dolu dolu dökülmeye gidiyor mutfağa, yemeyecekseniz hayır demeyi bilin, dökülen yemeğe acıdığım kadar hiçbirşeye acımam bu hayatta! İnsanlar açlıktan ölüyor kimse farkında değil mi acaba?

Kısa saçlarıma birkaç kişi hariç çok iyi tepkiler geliyor ama olumsuz bakanlar da yok değil. Gerçi onlar da işyerindeki poposunda saçlarıyla gezen yarı arabesk tipli kızlar dolayısıyla ciddiye almamalıyım. İşten cuma günü istifa edeceğim ve suç işliyor gibi hissediyorum hiç çaktırmadan çalışmaya devam ettiğim için.

Bakirenin Aşığı’nı bitirdikten sonra Buket Uzuner’in İki Yeşil Su Samuru’nu okumaya başladım ve çok güzel gidiyor. Kitapta ilgimi çeken bir kısmı aynen paylaşmak istiyorum.. ” ‘Annelik’ ve ‘karı’lık, insan yaşamı içinde doğum, hastalık, büyümek, yaşlanmak ve ölmek kadar doğal oluşumlardan kadının payına düşen ekstralardır. Bunlar bir yaşam içinde mutluluk, sevinç, şans ve şanssızlık kadar olasılık sınırları içindedir. ‘Anne’ ve ‘karı’ olmak için çok çalışmanız, çok iyi eğitilmiş olmanız ve başarı hırsıyla donanmanız gerekmez. Hemen bütün yetişkin dişiler birinin karısı ve birilerinin annesi olabilirler. Halbuki doğal oluşumun dışında seçilen hedefler, ulaşmak için irade, mücadele, çalışkanlık, birikim ve enerji gerektirirler. ” İşte bu ya! Sağlam bir kariyer yapmak istiyorum ben hem de çooooook!

Ekonomik kriz için kendimce aldığım önlemlere gülmeyin valla bütçeyi acayip iyi etkiliyor :) Sisley dudak kremi ve peelingten The Body Shop’a geçiş yaptım. Memnunum ama ben yine de bir ara Sisley’e dönmeyi tercih ederim. Sonra elektrikli herşeye ekstra bir dikkat ediyorum ve almak istediğim her kıyafet için iki kez gerçekten bende buna benzer birşey yok mu diye düşünüyorum. Siz de deneyin, damlaya damlaya göl olur :)) Bozulmaya başlayacağını hissettiğim sebzeleri hemen soyup doğrayıp buzluğa atıyorum, yemek yaparken hem hazır oluyor hem de çöpe gitmemiş oluyorlar boşu boşuna.

Abimin eseri olan erkeksi evi bir türlü dişi moda geçiremiyorum. O askerde diye kafama göre oynuyorum evdeki eşyaların yerleriyle ama bana mısın demiyor, ev bir türlü çiçekli kalpli moda geçemiyor ve yeni eşyalar almamak için sabrımı zorluyorum çoğu zaman. Her tarafı krem ve pastel renklerle döşenmiş bir ev istiyorum ben. Ve büyük ikramiye yılbaşında bana çıkmadığı için boykot ediyorum Milli Piyango’yu!

Tepe müdürümüz İngiliz kadının Türkçe konuşması sinirlerimi hoplatıyor benim. Herşeyi sündürüyor ve asla karşısındakini dinlemiyor. Satiiiiiiiiiiişşş bayyyyyyyy bayyyyyyyy dediği an bilin ki satışı kaçırdınız! Ay yazarken bile sesi kulağımda çınlıyor, çin işkencesi gibi ya..

Yaşadığım hormonal dengesizlikler sağolsun yüzüm camel trophy gibi engebeli bir görünüme sahip. Cildim hiç olmadığı kadar çirkin ve ben artık lekeleri kapamaya uğraşmaktan dahi vazgeçtim. O nedenler bana saç ve cilt demeden önce iki kez düşünün derim bundan böyle. Kelin ilacı olsa başına sürermiş değil mi ama?

Geçenlerde asansörde en nihayetinde yan komşum olduğunu anladığım kadınla tanışmaya çalıştım. Çalışmaz olaydım! Kadın meğer ne kadar nefret ediyormuş abimden. Başladı bırbırbır gittiği belli zaten bilmemne demeye. Sonra başladı abimin kızarkadaşıyla yaşadığı tartışmayı anlatmaya, hiç sallamadım sinir bozucu yaratığı! Nefret ettim kadından resmen, insan bir muhabbeti ilerletir sonra kibarca söyler bir derdi varsa! Bir daha birşey söylerse ben de banyo penceresinden dinlediğim kocasının iğrenç telefon konuşmalarından söz edeceğim ona! Gıcık bir yüz ifadesiyle ve cevaplarla ayrıldım yanından ama bizi ayıran tek şey yatakodalarımızın duvarı maalesef..

Annemin bana balık kızartırken kullandığı mısır ununun kalanını nasıl değerlendireceğimi de buldum :) Geçen gün bir websitesinde peeling tarifinde yer alıyordu. Bir tatlı kaşığı yoğurtla bir tatlı kaşığı mısır ununu karıştırıp ovacakmışım suratımı. Bakalım işe yarayacak mı! Ya da önce siz deneyin kobay olarak sonra ben yapim bu çirkin suratıma olur mu?

 
 

Of&Pof! 21 Dec 2008

Filed under: GünLük, GüzeLLik SeanSı — kokosh @ 22:52

Herşey çok saçma gözüküyor gözüme şu günlerde. Herşeye sinir krizi geçirircesine gülebiliyorum ve reklamlarda dahi ağlayabiliyorum. (Bknz: Bahriyelinin evine döndüğü Ufo reklamı) Okul, iş, verdiğim İspanyolca dersler zamanımın çoğunu almakla birlikte hiç boş vaktim yok değil. Zaten hiçbir halt yapmadığı halde vakitsizlikten yakınan insanları anlamamışımdır hiçbir zaman. Peki ben boş vakitlerimde ne yapıyorum? Genellikle abuk saatlerde boş olduğum için tv arkada bana bir ses olmakla birlikte hiç mi hiç ilgimi çekmiyor. Grey’s Anatomy ise maalesef noel tatiline girdiği için hayatım büsbütün eksik. Üstelik işin komik hatta trajikomik tarafı, yayınlanması gereken bölümün adının ‘wish you were here’ olması.. Yani tam askerimi gönderdiğim gün onu izleyerek ruhumu boşaltmayı planlamışken planlama aşamasında kalakaldım. Ben de evde olduğum zamanları kendi kendime maskeler icat ederek geçiriyorum. Mesela geçen gün yoğurt, bal, limon suyu ve badem yağını karıştırdım kendi kendime ve cildim bebek gibi oldu. Yani deneyebilirsiniz. Başka başkaaaa? Hı mesela Fakeangel’la webcamlerimizi açıp yerlere yatıyoruz gülmekten ve sonunda birimiz malak gibi bir ifadeyle ağlama pozisyonuna geçiyor. O bana genelde aldığı kıyafetleri deneyerek defile yapıyor. Böyle yılbaşı desenli şeyler giyiyor, içimi açıyor önce ama sonra hemen o saniye anlıyorum bunun ilk ayrı geçireceğimiz yılbaşı olacağını sevgilimle. Bir de cumartesi geceleri aramızda 940 km olmasına karşın Fakeangel’la telefon sağolsun Ferhat Göçer’in programını izliyoruz ve aynanda bağırarak şarkı söylüyoruz bunamış kadınlar gibi…

Okula gelince beni evde de rahat bırakmıyor. Yazmam gereken kafam kalınlığında tezimin konusunu neyseki belirledim ama gerisi için tık yok! Konumu size söylemem ya çalarsanız ne yaparım sonra!? :)) Zaten bu tempoda tez yazmam pek mümkün değil. İşten ayrılsam mı acaba diye ciddi ciddi düşünüyorum ama bu fikrimi 2.döneme saklıyorum. Çalışmayı seven birisi olarak ev hanımlığı beni ne kadar tatmin eder ya da tez yazdığım için bu işsizlik ruhunu üstümden atar mıyım bilemiyorum. Ben finallere girmekten nefret ederdim eskiden. Şimdi mumla arıyorum. Hah şöyle gözünüzde canlandırın. Cadıya dönüşmüş bir tip elinde mumla finale girmek istiyorummm diyen bir hayalet gibi dolaşıyor. İşte o benim! Çünkü bu master denen illet final yerine size korkunç projeler yaptırıyor. Üstüne üstlük tek başınıza da yaptırmıyorlar. Ekip çalışmasına bayılmayan bir vatandaş olarak nerde çokluk orda bokluk atasözünü benimsedim. (Gerçekten atalarımız küfürlü konuşuyor muydu ya?) İstanbul kardeşim burası. Kimse kimsenin evine gitmeye hevesli değil. Üstüne üstlük benim grup arkadaşlarım hep erkek oluyor ve onlarla bir eve tıkılmak hatunlarla güzel bir gün geçirmek gibi cazip değil. O nedenle keşke tek başımıza yapsak birşeyleri diyorum bazen..

Sevgilimle konuştum. Bugün onlara Gs-Bjk maşını izlettiriyorlar. Eminim şu dakikalarda mutluluktan aklına bile gelmiyorumdur ama olsun. Ben de onu düşünmemek için biraz gitti gidiyor’da takılmalıyım. Fakeangel cadısı sağolsun beni müptela etti. Kendi sevgilisi de askerde ya bu aklını alışverişle bozdu. Zamanında kredi kartlarını kesip parçalayan kız sanki iradesine kavuşmuş numaralarında. Yan odadan annesinin kredi kartı numarasını ve son kullanma tarihini hatta hatta cvv kodunu bir kağıda geçirdiğini ve sürekli onu kullandığını cümle alem biliyor :) Ne desem boş. O da kendince kafayı yemiş bir şahsiyet işte.

Resimde bulunan varlık kim biliyor musunuz? Benim köpek olarak resmedilmiş halim! Bir elimde kağıt kalemim eksik. Askerime mektuplar yazıyorum ama nedense eline ulaştırmıyorlar. Ama ben hala yazmaya devam ediyorum. Ve ona söylemiyorum süpriz olsun diye ama gına geldi yani başkaları okuyup şairleşen halimle eğleniyorlar herhalde. Birgün bağıracağım askeriyeyi arayıp ‘nerde benim mektubum söyleyin bana! nerdeeeeeeeeee?’ diye! Sonra olan sevgilime olacak diye askeriyeyle aramı iyi tutmak adına dut yemiş bülbül gibi oturuyorum ancak.

Hayat zor be..

 
 

LiMonLu HayaT 10 Jul 2008

Filed under: GüzeLLik SeanSı, KokoSh'un mUtFaĞı — kokosh @ 12:56

Limon güzelliğiniz ve mutfağınız için vazgeçilmez bir ürün. Hemen nasıl dikkatinizi çekti yazı değil mi? Hayal kırıklığı yok, iyice okuyun. Öncelikle mutfaktan başlayalım.  Taze sıkılmış limon suyunu neredeyse herşeyde kullandığımı söyleyebilirim. Tavuk yemeklerini pişirirken,  pişmiş kırmızı etin üzerine, zeytinyağlıların üzerine & yanına, balıkta, fırın yemeklerinde tepsinin etrafına ince dilimlenmiş olmak üzere ve mutlaka salatalara bol limon ve limon suyu vazgeçilmezim. Limon bildiğiniz üzere başta C olmak üzere A ve B vitaminleri açısından zengin bir kaynak. Limonun sadece suyunu değil, kabuklarını da rendeleyerek (aynı portakal gibi) keklerin içinde kullanabilirsiniz. Hem kekiniz mis gibi kokar hem de güzel bir aroması olur. Limon suyunu habire taze sıkmaya üşenenler için de bir formülüm var. Formül anneannemden.. Bir sürü limonun suyunu sıkın sonra buzluklara doldurun ve dondurun. Lazım oldukça buz çıkarır gibi buzdolabının aşağısında sakladığınız bir kaba aktarın, o kendi kendine erisin ve hergün elinizin altında sıkılmış limon suyunuz olsun.

Güzelliğe geçecek olursak, limonun cildi sıkılaştırma ve temizleme özelliği vardır. Bu nedenle yağlı ve geniş gözenekli ciltler için vazgeçilmez bir ürün. Ayrıca sivilcelerin üzerine limon suyunu lokal olarak uygularsanız daha hızlı bir iyileşme kaydedersiniz. Limonlu doğal tariflerim için Sivilcelere Doğal Savaş ve Lekelere Elveda yazılarıma gözatabilirsiniz.

Not: Aman dikkat! Limon suyu ile yapacağınız her türlü maske, tonik, krem vs. kullanımından sonra birkaç saat mutlaka güneşten uzak durun yoksa cildinizde lekelenmelere sebep olabilirsiniz.

 
 

HaPpY FeeT 23 Jun 2008

Filed under: GünLük, GüzeLLik SeanSı — kokosh @ 16:49

Böyle sırıtan mutlu ayaklara sahip olmak çok kolay. Tamam itiraf ediyorum, biraz üşenebilirsiniz ama değer. Öncelikle söylüyorum ayaklarınıza çok iyi bakın çünkü bunu hakediyorlar. Tüm gün vücudunuzun ağırlığını taşıyanın ayaklarınız olduğunu aklınızdan asla çıkarmayın. Mutlu ve ferah ayaklar sizin de kendinizi enerjik hissetmenize sebep olur.

Bayanlar için söylüyorum düzenli olarak pediküre gitmekte fayda var tabi bu işin tırnak kısmı ile ilgili daha çok. Evde yapacağınız asıl ayak bakımına gelince.. Haftada bir kez ayaklarınızı ılık suda bekleterek yumuşattıktan sonra taşlayın. Bu ılık suyun içine ayaklar için özel olan suya atmalık pastil ya da minik taşlardan atabilirsiniz. Taşlama sonrasında ise nemli ayaklarınıza güzel bir peeling ile masaj yapın ve ayaklarınızı soğuk suyla yıkayın. Hepsi bu! Tırnak kısmını zaten pedikürcüleriniz bilir. Siz de evde mavala kütikül kremi gibi ürünlerle tırnak çevrelerine masaj yaparak tırnak etlerinizin güzelliğini daha uzun süre koruyabilirsiniz. Tırnaklarınızda asla eskimiş oje bırakmayın, sık sık geceleri ojelerinizi temizleyin ve tırnaklarınızın hava almasını sağlayın. Uzun tırnak gibi bir saçmalığa ise asla girişmeyin, böyle bir çirkinliğe merakınız varsa da benimle tanışmayın mümkünse :))

Şimdi vazgeçemediğim ayak ürünlerimi size sıralamak istiyorum. Hani siz hep ‘ürün ne önerirsin’ dersiniz ya işte sormadan söyleyim..

Suya atmak için The Body Shop’un naneli taşları,

Taşlamak için The Body Shop’un ahşap saplı olan ve bir tarafı ince diğer tarafı kalın pütürüklü ponzası,

Ölü derilerden kurtulmak için Yves Rocher’in lavantalı ayak peelingi,

Yoğun ayak kremi olarak The Body Shop’un naneli rescue kremi,

Günlük olarak L’occitane’nin lavantalı ayak kremi.

Bunlar benim favorilerim tabi, siz de deneme yanılma yolu ile kendinizi en iyi hissettiren ürünleri keşfedebilirsiniz.

NOT: Ben değil ama son 1 yıldır ayaklarım menapoza girdiği için korkunç bir şekilde sıcak basıyor tabanlarıma. Terleme yok, acı yok, sızı yok, sadece korkunç bir sıcak basması. Sabaha karşı görmeyen gözlerimle yataktan fırlayıp kendimi küvetin içine sokup soğuk su ayaklarıma akarken ayakta uyuyakalıp düşmeme neden olacak kadar vahim düzeyde hem de.. Bu anlarımın bazılarında buzdolabında sakladığım The Body Shop’un naneli ayak spreyi çok işimi görüyor. Tavsiye edilir..