KokoSh » GünLük

KokoSh

BiR KokoSh’un GünLüğü…

 

Survivor-Bir Deli Yarışması 02 Aug 2010

Filed under: GünLük — kokosh @ 23:12

Hayatımda ilk kez Survivor yayınlanırken 1 dk’dan uzun kaldım kanalda.

Bu nedir ya?

Gözlerime inanamıyorum.

Seda denen karakter gerçek mi? Eğer gerçekçe bu Survivor hakikaten insana yaşam mücadelesinden kafayı yedirten bir yarışma olmalı.

Çünkü Seda ve benzerlerinin bir özürü yoksa ben delirmiş olmalıyım.

 
 

Midesiz davranmak bir mideniz olduğunu size tokat gibi hatırlatır.. 31 Jul 2010

Filed under: GünLük — kokosh @ 13:43

Siz hiç kuru fasulye pilav yedikten sonra bir kadeh şarap içen, üstüne gidip dışarıda kızarmış hellim ve patates kızartması yedikten sonra da strawberry frozen içen birini gördünüz mü?

Ben maalesef dünden beri her aynaya baktığımda görüyorum!

 
 

Sonunda 14 Jul 2010

Filed under: GünLük — kokosh @ 19:51

Sonunda benim de artık bir evim var. Uzun süredir bloguma yazmamamın birçok sebebi vardı. Yazmak, anlatabilmek için çıldırdığım ama elimin kolumun bağlandığı şeylerle doluydum.. Hala doluyum aslında o yüzden size sadece anlatmayı kaldırabileceğim kadarını anlatacağım.

1 ay kadar bir üstünkörü düşünme sürecinden sonra çok ani bir kararla ev tutmaya karar verdim ve şans yüzüme güldü. Düşündüğümden çok daha güzel, hatta şu ana dek İstanbul’da yaşadığım tüm evlerden güzel bir ev buldum hem de 2 gün içinde. Komando misali güvelik görevlileri bulunan ağaçlar içinde bir sitede, 1 oda 1 salon. Tam bekar kızlara göre yani. Banyom, odam, mutfağı açık+bar şeklinde ferah salonum, çamaşır odamla evimde herşey yerli yerinde. İşe ise 10-15 dakikada gidip geldiğimi söylememe gerek yok sanırım :)

Yeni evin en güzel yanlarından biri de yepyeni ev eşyaları almak sanırım. Çocuklar gibi şen mutfak eşyaları aldım. Evimi çiçek gibi yaptım. Şimdi haftasonu annem gelince bu çiçeği bir ağaca çevirecek biliyorum. Onun elinin değdiği ayrıntılarla hiç doyamaz olacağım evime. Yalnız yaşamak tuhaf geliyor bazen evet ama yalnız yaşamadığım halde öyle hissetmiş ve alışmışım aslında. Bu hali çok daha huzurlu, orası kesin.

Sevgilimin ve arkadaşlarımızın yardımını hiç unutmayacağım. Onların desteği sayesinde herşey çok kolay oldu benim için. Her ne kadar hayatta bazı konularda ne kadar şanssızım desem de aslında ne kadar şanslı olduğumu farkındayım. Özellikle son 1 haftadır.

Hayatımızda kafamıza taktığımız herşeyin ne kadar boş olduğunu gördüm. Bundan sonra en büyük dualarım hep sağlık ve huzur üzerine olacak. Kendi sağlığım, sevdiklerimin sağlığı, huzurlu yaşamamız üzerine. En önemli varlıklarımız kendimiz ve sevdiklerimiziz.

 
 

Yıkılmadım ayaktayım! 06 Jun 2010

Filed under: GünLük, GüzeLLik SeanSı, KokoSh'un küTüphaNeSi — kokosh @ 23:09

Biliyorum suçluyum. Az konuştum, çok şarkı söyledim size 1 aydır. Bazen şarkılar hisleri yazılardan daha iyi anlatır diye bir bahaneye sığınmak istesem de dürüst olacağım. Yazmak içimden gelmedi değil, geldiği anlarda ise bir iş telefonu, heyecanla beklenen bir dizi, yıkanacak çamaşırlar, yerleştirilecek bulaşıklar, yapılacak yemekler gibi sudan sebepler engel oldu bana.. Sonuç; gerçekten özlemişim blogumu.

O kadar yoğun bir ay geçirdim ki ben de sersemledim. Hatta yerinden kalkmaya üşenen bir varlık olduğumu sanırken enerjime ve hallettiğim işlerin sayısına hayranlıkla baktım. Kimi zaman mecbur kaldığım oflayarak yaptığım kimi zaman kendi isteğimle koşturduğum anlarla doluydum.  Deli gibi yoruldum aslında ama yıkılmadım, çok şükür ayaktayım! Bu süreçte şunu anladım, biz kadınlar dünyayı çekip çevireniz! Biz olmasak dünyanın halini görmek dahi istemezdim.

Geçen hafta bebeklik arkadaşımla spora yazıldık. ama ne yazılma! Hocalar bizi resmen kovuyor artık, çıldırmış gibi spor yapmak böyle birşey. Hem söyleniyoruz, hem durmuyoruz! Bugün taa ki bana cihaz ”Dikkat! Nabız hızı çok yüksek!” diye bağırana dek pedal çevirdim. Sonra dedim ne yapıyoruz ya biz :) Anladık biraz şişmanız, azcık (!) yağlıyız, pek bir az kaslıyız ama ölmeyi de haketmiyoruz! Neyse şaka bir yana ilk 3 gün eziyet gibi olsa da şu anda zevk bile alıyorum diyebilirim. Hem de iş çıkışları gidiyorum düşünün! Sabah 7 akşam 8 kalkış+iş+trafik koşturması, 8 de spordayım. eve geliyorum 10 küsür.. Yakında baklava şeklinde karın kasları yaparsam şaşırmayın :Pp

Malum yaz geldi, benim gibi hassas tenliyseniz özellikle güneş koruyucularını alma zamanınız gelmiştir. Biliyorum, kışın bile sürmeliyiz yüzümüze ama o kadar uyamıyorum doktorların kurallarına ben.. Dolayısıyla yaz gelir, KokoSh koruyucu alışverişine çıkar. Bu seferki seçimim Estee Lauder Bronze Goddess serisi oldu. Kendisi kampanyadaydı da, biraz hile yaptı yani :P Vücut sütü, yüz kremi ve after sun 3′lü pakette 115 lira civarı birşeydi. Her biri normalde 65 lira olduğundan hiç düşünmeden aldım. Zaten Estee’nin güneş ürünlerinin süper olduğunu geçmiş tecrübelerimden biliyorum, içim rahat!

Az önce 2 bölüm üst üste Grey’s Anatomy izledim. Şunu net bir şekilde söylemeliyim ki kalbi olanlar, hamileler vs kesinliklee ama kesinlikle 6.sezon 23.bölümü seyretmesin. Resmen nefes almayı unuttum. Bir ara titriyordum heyecandan ki ben kolay ağlar fakat çok zor tir tir titrerim! Korku filmi gibiydi ama can evinizden vuranlardan..

Bu ara annemleri acayip özledim! Bir an evvel gitmek istiyorum yanlarına. Resmen aile kavramını unuttum. Böyle tuhaf bir yalnızlık şehri İstanbul benim gözümde. Ailenizle yaşamıyorsanız, evli barklı çocuklu değilseniz çok yalnızsınız bu şehirde! İstediğiniz kadar en yakın arkadaşınız, sevgiliniz 5 dk mesafede otursun, tuhaf bir yalnızlık duygusu bastırıyor burda.. Ya da ben herkese böyle olduğunu varsayıyorum kendimden yola çıkıp.

Pazar akşamlarından nefret ederim ama yıllardır! Korkunç bir ağırlık basıyor üzerime akşam olunca.  Neyse, bu konuyu boşverim de sizi de daraltmayım pazar sendromumla.. İşte güzel bir haber! Pucca var ya blogunu kimi zaman üzülerek, kimi zaman kahkahalarla okuduğum çatlak, işte onun kitabı çıktı! Görünce yaşasın dedim! İşte bir solukta bitireceğim garantili bir kitap! Ben bugün sevgilimi sürüterek D&R’a soktum ama kasada çok sıra vardı diye aldırtmadı. Tabi bunun karşılığı olarak söz verdi haftaiçi kendi alacak bana :)) Size de D&R linkini koydum 5 lira daha ucuza getirirsiniz burdan alıp artık :P

 
 

Pityriasis Rosea 09 May 2010

Filed under: Anatomi-ER&OR :), GünLük — kokosh @ 21:28

Vah başıma gelen yani! Cuma sabah işe yetişmeye çalışıyorum her zamanki gibi, deodorantımı sürmeyi unutmuşum aceleyle tişörtümü bir kaldırdım alttan süreyim diye o da ne! Minik minik kırmızı benekler göbeğimi kaplamış!? Bunlarda ne be sabah sabah diye düşünürken çok sallamadım açıkçası ve işe gittim. İşte kaşınmaya başladım tatlı tatlı ve tuvalete gidip bir baktım ki maşallah geniş bir alana yayılıyorlar. Neyse, cilt hastalıklarından randevu alıp doktora koştum hemen. Teşhis ”Pityriasis Rosea” yani namı diğer ‘Gül hastalığı’..

Bu manasız hastalık stres, sıkıntı, üzüntü gibi durumlar ve viral bir enfeksiyonun gecikmiş bir tepkisi olarak ortaya çıkabilirmiş. Geçirdiğim kronik bronşite mi yoksa kafama taktığım şeylere mi sinirleneyim bilmiyorum ama tedavisi basit.. Doktor eczanede vücut kremi tarzı bir solüsyon hazırlattı sabah akşam sürüyorum ve bir de hap. O hap yok mu ne uyutuyor yarabbim! Tüm haftasonu günde 12 saat bayıldım resmen.

Neyse beneklerim kollarıma, göğüslerime sıçradı. Allahtan daha havuz deniz yok yoksa bulaşıcı hastalıklı bir kadın muamelesi görürdüm ki zaten güneşe de çıkmamalıyım. 3-4 haftadan nadiren 4-5 aya kadar devam edebilen, ilaçların sadece destek verdiği, kendi seyrini tamamlamadan geçmeyen zararsız bir hastalıkmış. Aşırı arttığı durumlarda kortizon tedavisine başlanırmış. Neyse 14 gün içinde kontrolüm var bakalım geçecek mi..

Ofisteki kızları tehdit ettim gün boyunca bana onu verin şunu verin yoksa göbeğimi size sürerim diye, onlar da bulaşıcı birşeydir diye korkudan ne istediysem yaptılar. Kucağınıza yatim göbeğimi kaşıyın isteğimi ise duymamazlıktan geldiler :) Bir de meraklı melahatlar ordusu arayıp öğrendiler doktor ne dedi diye, ona göre beni almayacaklardı ofise muhtemelen :P

Neyse, bana geçmişolsun hediyesi göndermek isteyen olursa adresimi verebilirim diye bu yazıma noktayı koymak istiyorum! (:

 
 

TeLaFi 25 Apr 2010

Filed under: GünLük — kokosh @ 14:03

Uzun süredir yazamadım biliyorum. O nedenle bu bir telafi yazısı olacak :)) Bunun kabacası ”çenem düştü” yani eğer sabrınız yok ise bu yazının bitip tükenmek bilmeyen bir uzunlukta olacağı konusunda uyarmalıyım :)))

Evet, kuzenimi evlendirdik. Pek zarif bir gelin oldu, damadımızla çok eğlendiler ve eğlendirdiler misafirlerini.  Tüm düğün stresini ben, annem ve zavallı teyzemden çıkaran zarif görünümlü vahşi gelin etrafa gülücükler bize ejderhadan alevler fışkırttı gece boyu :))) Bir de salona girerken ağladı ve beni de ağlattı, neredeyse ”tamam vermeyeceğim seni, birlikte yaşlanacağız” diye kendimi nikah masasına atıp, onu oradan çekip alacaktım. Bu arada biz tüm evde kalma olasılığı bulunan kızlar ayakkabısının altına ismimizi kurşun kalemle yazdığımız halde silinemedik, bu da Tanrı’nın bize bir oyunu olsa gerek :))

Düğünden sonra iş için asfaltından alevler çıkaran sıcak memleketimde kaldım, geri dönmemle yine işim çıkıp gitmem bir oldu. Zaten şirketin bana aldığı uçak biletleriyle oynayıp habire ev halkına süpriz yapıyorum olur olmaz anlarda :) Bu arada geçende firmamız için 1000 kişi diye yuvarlayıp bir tarafımdan uydurduğum bilgi aklıma takıldı ve öğrendim ki 2400 kişiymişiz. Aman ne mutlu! Nerde çokluk orada… :P

Geçen hafta kendi şehrimden yakındaki deniz kenarı bir şehre toplantıya gittik 2 günlük. Orada yeni açılan bir otelde kaldık, manzara muhteşem, otel de güzeldi, yani sıkıcı 5 yıldızlı otellerden biraz daha farklıydı havası, beğendim. Herneyse toplantılardan ara verildiği öğlen arası süreçte kafamı boşaltmaya odama gittim. Tv’yi açtım, sağırım ya biraz da böğürtmüşüm. Neyse bir tık tık sesi duydum gibi oldum ama sallamadım. 5 Saniye sonra küt diye odamın kapısı açıldı. Yok artık diye bir fırladım karşımda görevli. Merhaba mini bara bakabilir miyim dedi. Tabi kan beynime sıçramış, ”Zaten odanın içine kadar daldınız bana niye soruyorsunuz ki” dedim ”Çok özürdilerim” dedi bir baktım kapıyı kapatıp kaçıyor ahmak. Hemen geri açtım kapıyı. Başladım dişlerimin arasından bir gülücük eşliğinde püskürmeye. Neymiş efendim kapıyı çalmış da açan olmayınca oda boş sanmış. Dedim ”Banyodan çıkıyor olabilirim, ortada üstümü değişiyor olabilirim, siz dedim (ey gerizekalı diyorum içimden) nasıl odaya dalabilirsiniz!?” Neyse yeterince püskürdüğüme ve adam şikayet edeceğimden korkacak seviyeye geldiğinde gitmesine izin verdim. Tabi minibardan yedik içtiklerimi de sıraladım odaya girmesine izin vermeyip. Seven up, Damak, Su.. Bakın bu sefer masum durdum, aslında fıstıkları da yicektim ama uyumuşum gece :))

Çok sevdiğim bir erkek arkadaşım Viyana’dan geldi geçende kalabalık bir ekiple ve biz birlikte kuzenimin yani Dolapdere Big Gang’in konserine gittik. (Hepsi kuzenim değil tabi grubun :P) Çoook eğlendik ve Avusturyalılar bayıldılar müziklere. Yani yabancı misafirleri ağırlamak için bundan daha iyi bir konser olamazdı :) Ballıydım vallahi tam denk geldi..

Dün işyerinden bir arkadaşım evlendi, çok sevimli bir düğündü ve mekan çok güzeldi. İstanbul’da düğün yapma şansınız varsa otel kavramından uzakta o kadar güzel alternatifleriniz var ki.. Önemli olan yaratıcı olmak, bunu dün bir kez daha anladım yarı kapalı yarı kır düğününde.. Bu düğünde gelin ayakkabısının altından ilk yarım saatte silindiğimizi belirtmek isterim :P

Bu yaz şöyle güzel bir havuza üye olmak istiyorum. İş çıkışlarında yüzmek, haftasonu güneşlenmek falan.. Madem gezip tozma kavramım sınırlı olacak iş sebebiyle bari böyle dinlendireyim vücudumu. Araştırmalara başlıyorum derhal! Size de tavsiye ederim çünkü yüzmek kadar negatif elektriği alan birşey daha tanımıyorum. Sanki hepsi suya karışıp yok oluyor.

Grey’s Anatomy’nin 6. sezon 20. bölümü yayınlanmamış sanırım daha ama ben kendimi bugün onu izleyeceğime dair ümitlerle beslemiştim. Neyse House’a dönim bari. Böyle hastane dizileri deyince, bu hafta memleketimden doktor bir arkadaşım geldi. Orada mecburi hizmetini tamamlamak üzere. Tus’u kazanırsa veya kazanmasa bile burada pratisyen hekim olarak iş bulursa Ekimde falan taşınacak inşallah. Oturup böyle küçük kızlar gibi şunu yaparız bunu yaparız diye bir ton hayal kurduk, Bebek’te denizin neredeyse içinde kahvelerimizi içtik, fal baktık. Sonra Bebek Yargıcı’dan ona harika bir sandalet aldık ve Akmerkez Sevil’e gidip ona yüzlerce parfüm baktık, bana da güneş koruyucu kremlerimi aldık. En son da gidip onun saçlarını kestirdik, benimkini fönlettik. Biz kızlar hakikaten komik varlıklarız.  Öyle bir daldan dala, olaydan olaya atlama eğilimimiz var ki ben bile bazen durunca farkedip şaşırıyorum&gülüyorum! Vay erkeklerin haline..

Şu an İstanbul’da hava şort, sandalet ve tişört + belki ince hırkalık.. Dolayısıyla birazdan bu kombinasyonu giyip nereye gitsem diye düşünmüyor değilim. Bugünü evde harcarsam yazık olur canım güneşe :)

Son olarak söylemeliyim ki resimdeki turkuaz ojenin aynısından istiyorum. Bulana kadar da pes etmeyeceğim! Yardım eden olursa alnından öperim..

 
 

Bahar Sendromu 28 Mar 2010

Filed under: GünLük — kokosh @ 21:33

Havaların manikdepresif bir kişilik misali değişime uğradığı şu günlerde psikolojim de aynı seyirde ilerliyor ne yazık ki.. Güneş çıkıyor, sokak kızı olasım geliyor, alışveriş yapmak, güneşin altında kahve içmek, deliler gibi para harcamak, sevgilime aşkımı göstermek, deniz kenarında balık yemek hatta içemediğim halde rakı bile içmek istiyorum. Yağmur yağıyor, ne kadar rutin bir hayatım olduğunu düşünüyor, işimin stresinden bıktığımı hissediyor, eve sığamıyor, sokakta daralıyor, ilişkilerimden beklentilermi sorguluyor, sorguladıkça beklentilerimi arttırıyor ve sinirleniyorum. Kendi kendimle aynı gün içinde güneşiyle kavuran, yağmuruyla döven İstanbul gibi savaşıyorum..

Dün hava ikisi bir aradaydı. Ben de saçlarımı boyattım. bu ikisi arasında nasıl bir bağlatı var ki demeyin açıklıyorum. normalde güneş gibi sapsarı saçları düşlerken bakır saçlarımın güzelliğinden vazgeçemedim. Ben de ikisi bir arada yaptım, turuncu saçlarımın üzerine apaçık sarı balyaj yaptırdım. Evet, çok güzel oldular :) Şu siteden sapıkları ve erkekleri (sevgilim yüzünden erkekleri diyorum yoksa tüm erkekler sapıktır genellemesi yapmadım) elesem de siz kızlarla başbaşa kalsak vallahi fotoğrafını koyarım, yaza size renk önerisi olsun diye. Tabi çilli iseniz bu rengi taşımanız pek bir kolay benim gibi :)

Cumartesi günü kuzenim evleniyor. Bu bildiğiniz kuzenlerden değil, cidden kızkardeş gibi büyüdük biz ve ben pek bir tuhaf hissediyorum. Gelin yerine galiba pasiflora ve şarapları götüren ben olacağım düğün günü çünkü çok heyecanlanıyorum manyak gibi.. Tuvaletim domates kırmızısı ve muhtemelen düğünde heyecandan yanaklarım da aynı rengi alacak :(

Ay size de hiç oldu mu bilmiyorum ama tam 1,5 haftadır çenemin sol tarafında yüzümün hemen aşağı kısmı çılgınlar gibi kaşınıyor. O kısma özel bir krem vs kullanmadığımdan bu lokal kaşıntıya anlam veremiyorum. Yiyecek alerjisi desem neden tek taraflı çözemedim ama bu kaşıntı yüzünden kıpkırmızı yapıyorum boynumu. Çaresini bilen bir yardım eli uzatsın lütfen!

Kompleksli topicik evde kalmış (Allahım affet!) patronumu bir kaşık suda boğmak istiyorum. Kadın resmen manyak, cuma gecesi 9′da bile arıyor beni fenalık geçirmek üzereyim. O meymenetsiz suratında kaşları hep havada ve asabiyet suratından akıyor. O kadar itici ki 1000 kişilik bir firmada onu kimsenin sevmiyor olması hiç de şaşırtıcı değil gerçekten.. Üstelik bu insan topluluğunun pozisyonum ötürü beni onun sağ kolu gibi görüyor olması ve bana da potansiyel düşman&rakip gibi davranmaları d ayrı bir acıklı vaka. Halbuki ben de sizdenim diye bağırmak geliyor içimde :))

Yaz kapıya dayandı ve ben hala tipik Türk kadını kıvamından kurtulamadım. Ay öyle bir yazıyorum ki duyan diyetlerle kilo veremiyorum zanneder. Homini gırtlak ye sonra da şikayet et yok öyle yağma diyorum ve şu 1 haftada en azından şişliğimden kurtulmak için karbonhidratları (mmmmm makarnalar pilavlar mantılarrrrr) hayatımdan çıkarıyorum. Sodexo’nun renkten ibaret saman tatlı salataları ve önceki günden kalan artıkları birleştirerek yaptıkları çorbalarıyla besleneceğim yuppi! :Pp

Bu hafta ilk göz çevresi kırışıklıklarımı keşfettim ve paniğe kapıldım, fazla gülmekten mi ağlamaktan mı yoksa hakikaten yaşlanıyor olmamdan mı bilinmez ciddi ciddi gözaltlarım bana ihanete başlamış. Sağlam bir antiaging kreme geçsem iyi olacak sanırım ki bu kremlerin fiyatlarından nefret ediyorum!

Vogue’ın yeni sayısını aldım, eskisini sevgilim bana almıştı sağolsun daha onu bitiremeden yenisine geçtim. Maşallah dergi değil destan yani ve çooook keyifli. Tavsiye ediyorum ama ruhen.. Cüzdanınız için hiiiiç hayırlı değil zira alışveriş krizine girebilirsiniz. Hayatında converse ile yatıp kalkmış ben bile koca koca topuklarla gezmek istiyorum baktıkça, Allah sonumu hayır etsin bu maaş ve bu arzularla..

Hadi ben kaçtım, tekrar yağmurlu hava moduma giriyorum izninizle ve bir bölüm House iyi gider diye düşünüyorum.

KokoSh kalmanız dileğiyle..

 
 

Bu hafta.. 08 Mar 2010

Filed under: GünLük — kokosh @ 23:09

, Bu hafta ben, siyah oje sürdüm ayaklarıma. Hiç yapmamıştım daha evvel neden bilmem. Mutlu oldum karakapçık ayaklarıma bakıp bakıp..

Bu hafta ben, bilmemne bronşiti yüzünden hastaneye götürüldüm sevgilim tarafından. Oksijen maskesi taktılar filmlerdeki gibi. Kötü bir değişiklikti ama olayı ti’ye alıp gülmemize engel değildi.

Bu hafta ben, tanımadığım  insanlarla tanımadığım birilerinin konserine gittim. Pek bir eğlendim!

Bu hafta ben, pek de anlamsız bir şekilde, aslında çok da manalı bir anda hüngür hüngür ağladım kendimi tutmadan. Rahatladım.

Bu hafta ben, hiçkimseyi değiştirmeye gücümünüzün yetmediğini, tek değiştirebildiğiminizin kendimiz olduğunu öğrendim. Savaşmaktan vazgeçtim.

Bu hafta ben, yakın bir arkadaşımın bebeğinin resimlerine baktım. Büyüdüğümü hissettim, korkmadım.

Fetişistlere Not: Resimdeki ayaklar bana ait değil ama eğer bu düşünce sizi mutlu edecekse de karışmam, varsın öyle bilin..

 
 

Aptal Kutusundan Haberler 21 Feb 2010

Filed under: GünLük — kokosh @ 14:09

Bu aralar tv’den iyice sıtkımı sıyırdığım zamanlar.. Gördüğüm herşey beni irrite ediyor ve stres yaratıyor resmen! Geçenlerde bir reklam gördüm, Papia’nın küçücük bir kız çocuğunu oynattığı reklam cicili bicili kağıt havlusu için. Çocuk pornosunun tavana vurduğu bu dönemde, reklamcıların ve ailelerin küçük bir kızı kadınsı kıyafetler, tavırlar ve 25 yaşındaki benim bile konuşmadığım cilveli edalarla ekranda kullanması/kullandırtmasını anlamak mümkün değil. Normal insanlar sıradan bir reklam izler gibi bakarken, bir pedofile küçük kızın neler çağrıştırabileceğini bilemezsiniz. Küçük çocukların üzerine basılmış kadınlar gibi kullanılmasına sonuna kadar karşıyım! Bırakın reklamlarda da gerçekte de çocuk kalsınlar, olması gerektiği gibi..

Bilinmeyen numaralar servisi olayı fena halde kafamı bozdu! Ya ben de bir ahmaklık var ya da hakikaten karşı tarafta. Ben anlamıyorum bu 118 işini.. 2 ayrı reklam dönüyor hem de aynı reklam arasında! (kuşağında da deniyor di mi?) Biri diyor ki 118 18, Birsen diyor ki 118 80. Birsen bir karakter, kocasına söyleniyor 1 aydır yeter öğren artık diye güya ama anlamadığım adam hergün kimi soruyor bilinmeyen no servisinden bu da ayrı bir muamma, büyük bir mantık hatası veya Birsen’in kocası bir sapık. Bence Türk Telekom önce bir karar versin kendi aralarında 118′in yeni numarası nedir diye, sonra reklam yayınlatsınlar. Veya bilinmeyen numaralar servisinin no’sunu öğrenebileceğimiz başka bir servis açsınlar!!!! Beynimizi sulandırdılar, ambale ettiler hepimizi ya..

Tv’ye yeterince kin kustuktan sonra merak ediyorsunuzdur sen ne izliyorsun peki diye. Hemen söyleyim, Grey’s Anatomy, House, 1 Kadın 1 Erkek (tv’de değillll, dvd’de) vs.. Bilgisayarda takılıyorum anlayacağınız en azından neye maruz kalacağıma ben karar veriyorum. Bir de harika kitaplar okuyorum ki buna ayrıca değineceğim..