GünLük | KokoSh - Part 2

KokoSh

BiR KokoSh’un GünLüğü…

 

YoL 07 Oct 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 00:36

İstanbul’da ulaşımın her aşaması bir kabus, işte bir mini felaketler rehberi!

ARABA

Benzin parası yetmezmiş gibi park ettiğiniz her tür mekana para ödersiniz. Saatleri minimum 5 Ytl’den başlar ve korkunç rakamlara ulaşabilir. Sadece bu olsa iyi! Trafik korkunçtur ve mutlaka en az 3 kaza tehlikesi atlatırsınız ve ağzınız, terbiyeniz oldukça bozulabilir.

YÜRÜMEK

Yürümek diğer ulaşım araçları arasında kullanılan yardımcı bir tekniktir çünkü burda bir yerden bir yere sadece yürüyerek ulaşabiliyorsanız zaten melekler tarafından kutsanmışsınızdır! Yürümek bu şehirde pek mümkün değildir hem. Zira kaldırım kavramı yoktur. Kaldırımlarda 15 katınız büyüklükte ağaçlar bitmiş ya da arabalar, çöp tenekeleri yerleştirilmiştir. Es kaza bunların olmadığı bir kaldırım bulursanız mutlaka üzerinde popolarını sallayarak saatte 0,25 km hızla ve yanyana yürüyen insan silsilesi kaplamıştır heryeri ve aşacak anı kollarken muhtemelen fırlamış bir taşa takılır düşersiniz. Kapkaç riski ile yaşarsınız. Çantanızı bana olduğu üzere boydan boya çakıyla keserler size hissettirmeden. Bir de o çantaya servet ödediyseniz depresyona girersiniz. Ayrıca birazcık güzel bir bayansanız tüm arabalar yavaşlayacak ve yürüyen her türlü erkek mahlukat size çapkınca bakışlar ya da sözler ile eşlik edecektir. (Taciz de diyebiliriz..)

TAKSİ

Yağmur yağdığı an boş taksi bulamazsınız. Sayıları az da olsa bazıları terbiyesiz veya sahtekardır. Yolu bilmediğinizi anlarsa şayet sizi bir güzel gezdirir, ruhunuz duymaz. Farz edin ki herşey muhteşem her gün taksiler boş, herkes dürüst, önünüzde amade falan filan. Birgün bir bakarsınız ki pembe günler sona ermiş çünkü cüzdanınızda yer alan tek dolu kısım bozuk para kısmıdır artık!!!

OTOBÜS

İşte insanlığın bittiği nokta! Kamyona yüklenen çuvallar gibi davranılır size. Bir arabaya kaç fil sığar geyiği misali denemelerde kobay olarak kullanırsınız ve bugün başıma geldiği üzere merdivenlerde 3 kişinin üzerinde yaptığınız yolculukta kapıya sıkışırsınız. Vücudunuzun bir tarafı çürükler içinde kalır ve ağrı kesicileri tüketir fakat korkunç ağrıyı geçiremezsiniz. Olmazsa olmazı ise otobüslerin, mutlaka hergün içinde çıkan bir kavgadır. Ya kulak zarınız patlar bağıran deli insanlar sebebiyle ya da birinin tokadı size denk gelebilir. Her halükarda otobüste iseniz tehlikedesinizdir.

E be Kokosh hiç mi olumlu yolu yok bu işin demeyin! Var tabi ama çok şanslıysanız. Eviniz bir iskelenin önünde ise ve gideceğiniz yerde aynı şekildeyse vapura binersiniz. Güzel bir manzara eşliğinde çoğunlukla oturarak sevindirik bir yolculuk yapabilirsiniz. Ha bir de sevgiliniz araba sürerken koltuğa yayılmanın keyfi de bir başka oluyor, söylemeden geçmeyim bari.

 
 

04 Oct 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 01:28
  Yol kenarında oynayan çocuklar gibi
  Topum kaçtı bugün yola
  Evin önünde sulanmayan çiçekler gibi
  Başım düştü saksıma

  İstanbulda kimim var, kimin için bu toz duman
  İstanbulda neyim var, ne kaldı ki kalabalıktan

  Kaçamayıp da saklanan kedicikler gibi
  Sığındım senin sıcaklığına
  Sevemiyorsan istanbulu benim gibi
  Kaçalım yine bozkırlara

  İstanbulda kimim var, kimin için bu toz duman
  İstanbulda neyim var, ne kaldı ki kalabalıktan

  Yere düşünce kırılmayan bir oyuncak gibi
  Alıştım ben yuvarlanmaya

  İstanbulda..
 
 

Şimdi OkuLLu OLduk! 23 Sep 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 00:42

Bugün okulum açıldı.. Çocuklar gibi şen gittim valla.. Otobüse bile sevinçle bindim ki uykusuzluktan ölüyordum, 6 saat bile uyumamış işe gitmiştim. Okulda üniversiteden bir arkadaşımla buluştuk. Tesadüf bu ya mülakatta karşılaşmış ve ikimiz de kazanmıştık.. :))

Derse girdik, ilk hocamız çok tatlı bir bayandı. İnanılmaz kültürlü bir kadın, okumakta asla yorulmayan ve bizi de geliştireceği her halinden belli olan.. Çok keyifli bir dersti ve sınıftaki insanlar da çok şekerdi. Az sayıda erkek bol bayan var. Yönetmen yardımcısından, halkla ilişkiler müdürüne kadar çeşit çeşit insan..

Utanmadan kalem kutumla gittim derse, sanırsınız yüksek lisans değil ilkokula başlamışım. Sevgilim bile dalga geçmişti aldığımız gün defter, kalemlerimi bu durumumla ama elimde değil. Çok istediğim birşeyi elde etmenin verdiği sevinçle naptığımı bilmiyorum.

Şimdi internetten istenen makaleyi indirdim. Bayramdan sonraki ilk derste tartışmamız gerekecek. Umarım şevkim hiç geçmez ve başarıyla mezun olurum okuldan. Artık uyku moduna geçsem iyi olacak yoksa bugünde 7 saat bile uyuyamamış olacağım..

Not: Bu arada sevgilim WiFit aldı, o kadar eğlenceli ki ve aynı anda form tutmanızı sağlıyor. Kahkalarla eğlendim sadece 5 dakikacık kayak yaptığım halde.. Şimdi sevgilim de bugün İstanbul’a gelen anne ve babasıyla oynamış, çok eğlenmişler onlar da.. Haftasonunu nerde geçireceğimiz belli oldu; EV! Ayrıca WiFit’in çalışması için Wii Sports Paketi gerekiyor, haberiniz olsun.

 
 

Ukde 21 Sep 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 03:19

Tıp okumak içimde bir ukde olarak kaldı, beni tanıyanlar bilir. ”Hayatında neyi değiştirmek istersin?” diye sorsalar ”Mezun olduğum bölümü” diye cevap veririm ben. En büyük hayalin diye sorsalar ”Doktor olmak!” derim şüphesiz. Ama olmadı. doktor olsaydım nasıl bir hayatım olurdu diye düşündüm şimdi. Ve başlıyorum.

Daha hızlı hareket ederdim, aşırı sorumluluk duygum yüzünden hastalarım için nöbet dışında da hastanede kaldığım geceler olurdu. Özel hayat özürlü birisi olurdum muhtemelen ve en son gittiğim film Titanic olurdu sinemada. İhtisasımı büyük ihtimalle genel cerrahi üzerine yapardım. Mesleğin en sevmediğim yönü ameliyathanede ağzımı kapatan maskeler olurdu. Üniformamı çok severdim, lens yerine gözlük takıyor olabilirdim zaman zaman. ER’den çağrılmak sevimsiz olurdu ama OR’da hayatımı geçirebilirdim. Kütüphanemde alışverişkolik serisi yerine anatomi kitapları dizilirdi. En çok aldığım ayakkabı converse, en çok eskittiğim şey çorap olurdu. Saçlarımı sürekli toplardım, daha az dramatik bakardım olaylara. Dizi izleyecek zaman bulursam izlediklerim pek değişmezdi. (Grey’s Anatomy,ER,House,Medical Investigation vs.) Ve sevgilim beni terkederdi. En acıklı kısmı da bu sanırım olayın çünkü sürekli bana iyi ki doktor olmadın, zaten olsaydın ben olmazdım falan diyerek sinirimi hoplatan birisi var yıllardır hayatımda. Neymiş gecenin bir yarısı telefonu çalan kızı çekemezmiş. Hoooop hastaneye bırakması gerekirmiş, planlarımız başkalarına göre olurmuş falan. Neyse bu saatten sonra tıp okumak çılgınlığını hayata geçirirsem iş işten geçmiş olur beni terketmez, bir kere tavladım nasıl olsa :)

İnsan vücudunun içinde olup bitenler neden bu kadar büyülüyor beni ya da neden yardım etmek birilerine, acılarını dindirmek bu kadar mühim benim için bilmiyorum. Tek bildiğim bunu çözmek için psikiyatrist olmak gerekir ve onun için de tıp okumak.. Yani bu bir kısır döngü!

Doğumgünümde yaratıcı bir hediye almak isteyen steteskop ve beyaz önlük alabilir bana. Öyle bir fotoğrafımı çeker sevindirik olurum bakıp bakıp..

 
 

Alışveriş

Filed under: GünLük, KokoSh'un küTüphaNeSi — kokosh @ 02:49

Bugün Kanyon’daydık sevgilimle. Önce Accesorize’den aldıklarımı saymak istiyorum; leoparlı ve benekli 2 çorap, basma desenli 3 çember, fiyonklu şeker kız çemberi, kocaman mavi çiçekli bir yüzük, dore zincirli&kumaşlı bir saç bandı, bilezik falan filan. Bunlar çok önemli değil aslında, sizi ilgilendireceğini düşündüğüm alışverişi Remzi‘den yaptım.

Yemek kitapları aldım kendime bugün, o kadar güzel tarifler var ki içinde anlatamam görmeniz lazım. 2 yemek kitabında da ölçüler oldukça basit, malzemelerin çoğu da öyle. Yok zıptırık baharatlı fışıfışı kağıdına sarılı alaska bilmemnesi tarzı abudik gubidik saçmalıklara yer yok. İtalyan mutfağına bayılırım ben ve Türklerin damak zevkine uygun olduğunu düşünürüm, o yüzden bir kitap tamamen bunun üzerine. Adı İtalyan Mutfağı. Ben maalesef 39 Ytl baydım ama siz linke tıklayarak 27′ye alabilirsiniz. (Evet daha önce de söylediğim gibi inanılmaz farkediyor!) Diğeri de Anneannemin Mutfağı diye bir kitap, Bunda da gayet yap beni diye bağıran pratik ve çok leziz Türk yemekleri var. 2. kitabı da 40 Ytl’ye aldım ama siz yine benim gibi aptallık yapmayın, linkten şaşmayın. Sebebini göreceksiniz ve gözlerinizi yuvalarında tutmaya gayret edeceksiniz yediğim kazın karşısında..

Kütüphanemden şaşmamanız gerektiğini bir kez daha göreceksiniz, söz veriyorum hepinize :))

Gereksiz Uzunlukta Not: Remzi’den bir de 2009 çanta ajandası aldım. Herşeyi not etme huyum batsın. Eve gelip ajandanın içini açtığımda şoka girdim. Eylül 2008′den başlıyordu.. Resmen dondum kaldım. Yok yok 16 aylık diye şaşırmadım. Sadece ben kendimi aralık ayında zannediyormuşum bu yüzden zaman makinesine binmiş gibi oldum. Çok tuhaf biliyorum ama ajandayı alırken hep 1 ay sonra kullanmaya başlayabilirim diye seviniyordum ve bu anlık bir yanılma değildi. Tanrı’m! Nöroloji bölümü beni özlemiştir umarım. Hem belki geçmek bilmeyen gece başağrılarıma da bir çözüm bulurlar..

 
 

Durak Delisi

Filed under: GünLük — kokosh @ 02:14

Şimdi evimin tam önünde bir otobüs durağı var.. Durakta hep bir kişi var, sadece bir.. O da deli bir kadın. Ben de bu durakta bir tane normal insan yok herhalde burdan otobüs pek geçmez diye uzaklara yürüyüp duruyorum ulaşım için. Durakta onu görmekten yorulunca sordum mahalledeki esnafa bir gün, hepsi o durağın delisi dediler. Orda yaşarmış, kimsesi yokmuş. Gece gündüz demez hep o bankta otururmuş. Kışları kar yağdığında ya da hava soğukken çok, belediye gelir götürürmüş kadını. Bu deli durmazmış sıcak yerde, kaçar yine otururmuş durakta.. Esnaf bunları söylerken beynimden hızla şunlar geçiyordu; ”Hımmm, nerde tuvalete giriyor? Hiç yıkanmaz mı? Ne yiyor acaba? Üşümez, terlemez mi? Yoksa deli olunca insan nerde ne halde olduğu gerçekten önemsiz mi oluyor, ‘deliye hergün bayram’ lafı gerçek mi?” falan.. Tabi sadece beynimden, ilginçtir beynimden geçenleri pek frenleyemeyip ağzımdan pırtlatma huyum olsa da esnafa sormadım bu tuhaf şeyleri.

O gün, yürümenin canıma tak ettiği gün yani, evin önündeki durakta şansımı denemeye karar verdim. Malum yine sadece benimki vardı. Oturmuş sigarasını tüttürüyordu bir keyifle. Yanınd beklemeye başlayınca tuhaf tuhaf baktı yüzüme. Ben de gülümsedim. Hemen heyecanlandı, oturduğu yerde bir hareket bir hareket. dikkat çekmeye çalışan çocuk gibi. Sen ne bekliyorsun dedi bana, otobüs dedim. Aferin sanaaaaaaaaaa diye bağırmaya başladı hiç üstünde durmadım tabi ben. Sonra ayağa fırladı yüzünü neredeyse yüzüme yapıştırdı ne otobüsü dedi acayip bir ifadeyle. Çok kötü sigara kokuyordu nefesi. Beşiktaş dedim. Gelmezz o gelmezz dedi ve bir saniye geçmeden bekle bekle falan dedi. Delinin ipiyle kuyuya inmemem gerektiğini anladım tabi ama yine de içime şüphe düştü, geçer mi acaba geçmez mi otobüs diye.. Sonra saçma sapan birşeyler sordu bana sarılmaya kalkıp sakinleştirdim onu oturttum zar zor. İşte o zaman arka arkaya bağırdı, filiz akınım ben, türkan şoray böyle güzel değil, hiç olmadı, filizzzzzz.. fatma girik gibi yemek pişiririm. en güzel ben yaparım yemek, filizim ben falan diye ama nasıl bağırıyor herkes bize bakıyor. Ben sakinleştirmeye çalışıyorum bu yine bağırıyor küskün küskün özür dilerimmmmmmm diye bas bas bu sefer. Konudan konuya benden hızlı atlıyordu yemin ederim. Deli saçması böyle birşey demek..

Şimdi ben günlerdir o olayı düşünüyorum. Bu kadın, yaşı da genç daha 35 falan, neden delirdi acaba, böyle kafadan sakat doğmadı herhalde, türk filmleriyle alıp veremediği ne ve neden bir otobüs durağı.. Şöyle bir hikaye yazdım dramatik; 20′li yaşlarında bir delikanlıya aşık olmuş bizimki.. Türk filmlerini iç geçirerek izler kendi aşkının da öyle nayırrr nolamazzlardan sonra mutlu son yazısıyla bitmesini beklermiş. Bir gün akşam ailesinden gizli sevgilisini beklemiş otobüs durağında ama çocuk hiç gelmemiş. Sonra ondan hiç haber alamamış, bir gün öğrenmiş ki delikanlı bir başkasıyla evlenmiş. Ve işte o acı gün kız kendi hayatından vazgeçmiş. Aklını orda teslim etmiş başlamış kendi dünyasında yaşamaya. Aile de deliyi zaptedememiş, uğraş uğraş nereye kadar deyip vazgeçmişler evlatlarından.. Uydurdum ama olaya uydu sanırım.

Bu arada otobüs hiç gelmedi.

 
 

‘Mim’lenmişim.. 16 Sep 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 00:47

Ozlm diye bir arkadaşın blogu mimlenmiş ve aşağıdaki anketi doldurmuş :) Kendisi de beni mimlemeyi uygun görmüş, teşekkür ediyorum. Geleneği bozmak istemedim, cevapladım soruları..

1. Blog yazmaya ilk ne zaman başladın?

Ay inanmıyorum! Bu soruyu cevaplamak için arşive döndüm ve ne göreyim tam 2.yılımı kutluyor olacağım 25 Eylül’de! Yani 2006 Eylül’de başlamışım yazmaya. Vay be.. Yıllar çok çabuk geçiyor.. Söylemeyi unutmamalıyım ki bu site bana sevgilimin hediyesi, o istedi bir ”blogger” olmamı ve başardı! :))

2. Blog yazısı konularının belli bir çizgide olmasına özen gösteriyor musun?

Asla.. O kadar konudan konuya atlama kapasitesine sahibim ki bu mümkün değil. Normal yaşantımda nasılsam burası da öyle genelde.. Tüm anormalliklerimi yansıtmıyor olsam bile her konudan yazıyorum. Kitap, yemek, günüm nasıl geçmiş, neyden gıcık almışım, sağlık falan.

3. Blog yazmayı ne kadar sürdüreceksin?

Sağlığım el verirse bu blogu çocuklarım varken bile devam ettirmek istiyorum. Sadakat gibi çok feci bir huyum vardır benim. Kolay kolay kopamam, burası da hayatımın bir parçası artık. Bu çıtı pıtı halimi bilenlerin 15 yaşında çocuk annesi olduğum anları da okumasını istiyorum. Ama hayat bu tabi, bilemem..

4. Blog yazmak senin için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?

Valla bu konuda umursamazım. Bekleyenim çok, teşekkür ediyorum gerçekten.. Ama içimden gelmediği müddetçe isterse yer yerinden oynasın yazmam mümkün değil. Yorumlar konusunda bazı problemler yaşıyorum arada, beklenti hususunda yani. Özellikle ‘muhteşem saçlar’ diye bir yazım var, yazıdan kurtulmayı düşünüyorum sorular nedeniyle.. :)

5. Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor musun?

Feragat ediyorum diyemem, kendi isteğimle buraya öncelik tanıyarak geliyorumdur, farkında bile olmadan hatta..

Şimdi benim de birini ‘mim’lemem gerekiyor sanırım. Hah buldum! Kahkahalar Ülkesi‘nin kraliçesini mimledim gitti!!! :))

 
 

15 Sep 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 22:54

Yağmur yağıyor şimdi. Şakır şakır yağıyor hatta. Nasıl güzel bir ses camlara vuran anlatamam.

Anlatmama gerek var mı sanki? Yok tabi.. Hepiniz bilirsiniz yağmurun sesini.

Birçok kez dinledim ben de bu sesi, sayısını bile bilemem. Kimi zaman Tanrı’nın gözyaşları olduğunu düşünürüm onun, kimi zamanda gülerek bizlere doğrulttuğu bir fıskiye olduğunu.. Ama bugün heryer ıslanırken içim yanıyor benim.

Evet, ağlıyorum. İlk kez değil elbet ama bir başka hissediyorum şimdi.

Nedenini sormayın nolur.. Bilmiyorum.

Aslında biliyorum ama söyleyemiyorum.

 
 

FiSh CarD! 13 Sep 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 22:27

Millet ‘Fish‘ diye bir kredi kartı çıkıyor duymuşsunuzdur. Gazetelerin ekonomi sayfalarında mevcut haberleri.. Boyner Holding’in Akbank’la ortaklaşa geliştirdiği bu kart, kredi kartından ziyade 365 gün gezinen bir noel baba gibi.. Verdiği hediyeler inanılmaz. Çekilişler, süprizler, puanlar, çekler cart curt. Yani ne ararsanız bu kartta. Neyse şimdi ben kart kısmını bırakmak ve işin reklamına yönelmek istiyorum.

Reklam filmini nette arıyorum ama çok yeni olduğundan sanırım bir türlü bulamıyorum. Hayallerimizle ilgili muhteşem bir reklam. Emeği geçen herkesi ayakta alkışlıyorum. Özellikle ’sahi ne zaman vazgeçtiniz köpeğinizden?’ kısmı beni neredeyse ağlatacak. ”Hani adını bile bilmediğiniz bir ülkede evlenecektiniz?” diyor size bu reklam ve mutlaka herkesin bir hayalini sıralayarak devam ediyor insanı derinden etkilemeye. Reklamda kullanılan müzik nedir ya!? Ben delirmek üzereyim. Kim o şarkıyı bulursa anında bana koşsun, duamı alır söyleyim..

Reklam konusuna girmişken belirtmek istiyorum, Hürriyet’in insan hakları konusunda yaptığı reklamlarından sonra yakın zamanda kafama kazınan tek reklam Fish’inki oldu.. Çokta iyi oldu!!!

 


MusicPlaylist