Uzun süredir yazamadım biliyorum. O nedenle bu bir telafi yazısı olacak :)) Bunun kabacası ”çenem düştü” yani eğer sabrınız yok ise bu yazının bitip tükenmek bilmeyen bir uzunlukta olacağı konusunda uyarmalıyım :)))
Evet, kuzenimi evlendirdik. Pek zarif bir gelin oldu, damadımızla çok eğlendiler ve eğlendirdiler misafirlerini. Tüm düğün stresini ben, annem ve zavallı teyzemden çıkaran zarif görünümlü vahşi gelin etrafa gülücükler bize ejderhadan alevler fışkırttı gece boyu :))) Bir de salona girerken ağladı ve beni de ağlattı, neredeyse ”tamam vermeyeceğim seni, birlikte yaşlanacağız” diye kendimi nikah masasına atıp, onu oradan çekip alacaktım. Bu arada biz tüm evde kalma olasılığı bulunan kızlar ayakkabısının altına ismimizi kurşun kalemle yazdığımız halde silinemedik, bu da Tanrı’nın bize bir oyunu olsa gerek :))
Düğünden sonra iş için asfaltından alevler çıkaran sıcak memleketimde kaldım, geri dönmemle yine işim çıkıp gitmem bir oldu. Zaten şirketin bana aldığı uçak biletleriyle oynayıp habire ev halkına süpriz yapıyorum olur olmaz anlarda :) Bu arada geçende firmamız için 1000 kişi diye yuvarlayıp bir tarafımdan uydurduğum bilgi aklıma takıldı ve öğrendim ki 2400 kişiymişiz. Aman ne mutlu! Nerde çokluk orada… :P
Geçen hafta kendi şehrimden yakındaki deniz kenarı bir şehre toplantıya gittik 2 günlük. Orada yeni açılan bir otelde kaldık, manzara muhteşem, otel de güzeldi, yani sıkıcı 5 yıldızlı otellerden biraz daha farklıydı havası, beğendim. Herneyse toplantılardan ara verildiği öğlen arası süreçte kafamı boşaltmaya odama gittim. Tv’yi açtım, sağırım ya biraz da böğürtmüşüm. Neyse bir tık tık sesi duydum gibi oldum ama sallamadım. 5 Saniye sonra küt diye odamın kapısı açıldı. Yok artık diye bir fırladım karşımda görevli. Merhaba mini bara bakabilir miyim dedi. Tabi kan beynime sıçramış, ”Zaten odanın içine kadar daldınız bana niye soruyorsunuz ki” dedim ”Çok özürdilerim” dedi bir baktım kapıyı kapatıp kaçıyor ahmak. Hemen geri açtım kapıyı. Başladım dişlerimin arasından bir gülücük eşliğinde püskürmeye. Neymiş efendim kapıyı çalmış da açan olmayınca oda boş sanmış. Dedim ”Banyodan çıkıyor olabilirim, ortada üstümü değişiyor olabilirim, siz dedim (ey gerizekalı diyorum içimden) nasıl odaya dalabilirsiniz!?” Neyse yeterince püskürdüğüme ve adam şikayet edeceğimden korkacak seviyeye geldiğinde gitmesine izin verdim. Tabi minibardan yedik içtiklerimi de sıraladım odaya girmesine izin vermeyip. Seven up, Damak, Su.. Bakın bu sefer masum durdum, aslında fıstıkları da yicektim ama uyumuşum gece :))
Çok sevdiğim bir erkek arkadaşım Viyana’dan geldi geçende kalabalık bir ekiple ve biz birlikte kuzenimin yani Dolapdere Big Gang’in konserine gittik. (Hepsi kuzenim değil tabi grubun :P) Çoook eğlendik ve Avusturyalılar bayıldılar müziklere. Yani yabancı misafirleri ağırlamak için bundan daha iyi bir konser olamazdı :) Ballıydım vallahi tam denk geldi..
Dün işyerinden bir arkadaşım evlendi, çok sevimli bir düğündü ve mekan çok güzeldi. İstanbul’da düğün yapma şansınız varsa otel kavramından uzakta o kadar güzel alternatifleriniz var ki.. Önemli olan yaratıcı olmak, bunu dün bir kez daha anladım yarı kapalı yarı kır düğününde.. Bu düğünde gelin ayakkabısının altından ilk yarım saatte silindiğimizi belirtmek isterim :P
Bu yaz şöyle güzel bir havuza üye olmak istiyorum. İş çıkışlarında yüzmek, haftasonu güneşlenmek falan.. Madem gezip tozma kavramım sınırlı olacak iş sebebiyle bari böyle dinlendireyim vücudumu. Araştırmalara başlıyorum derhal! Size de tavsiye ederim çünkü yüzmek kadar negatif elektriği alan birşey daha tanımıyorum. Sanki hepsi suya karışıp yok oluyor.
Grey’s Anatomy’nin 6. sezon 20. bölümü yayınlanmamış sanırım daha ama ben kendimi bugün onu izleyeceğime dair ümitlerle beslemiştim. Neyse House’a dönim bari. Böyle hastane dizileri deyince, bu hafta memleketimden doktor bir arkadaşım geldi. Orada mecburi hizmetini tamamlamak üzere. Tus’u kazanırsa veya kazanmasa bile burada pratisyen hekim olarak iş bulursa Ekimde falan taşınacak inşallah. Oturup böyle küçük kızlar gibi şunu yaparız bunu yaparız diye bir ton hayal kurduk, Bebek’te denizin neredeyse içinde kahvelerimizi içtik, fal baktık. Sonra Bebek Yargıcı’dan ona harika bir sandalet aldık ve Akmerkez Sevil’e gidip ona yüzlerce parfüm baktık, bana da güneş koruyucu kremlerimi aldık. En son da gidip onun saçlarını kestirdik, benimkini fönlettik. Biz kızlar hakikaten komik varlıklarız. Öyle bir daldan dala, olaydan olaya atlama eğilimimiz var ki ben bile bazen durunca farkedip şaşırıyorum&gülüyorum! Vay erkeklerin haline..
Şu an İstanbul’da hava şort, sandalet ve tişört + belki ince hırkalık.. Dolayısıyla birazdan bu kombinasyonu giyip nereye gitsem diye düşünmüyor değilim. Bugünü evde harcarsam yazık olur canım güneşe :)
Son olarak söylemeliyim ki resimdeki turkuaz ojenin aynısından istiyorum. Bulana kadar da pes etmeyeceğim! Yardım eden olursa alnından öperim..