KokoSh » hayalkırıklığı

KokoSh

BiR KokoSh’un GünLüğü…

 

Küçük bir evim var pencereleri koskoca bir dünyaya açılan 29 Jun 2009

Filed under: GünLük, VazGeçiLmeZ ŞarkıLaRım — kokosh @ 00:02

Bazen içinde bulunduğumuz mekanlar, durumlar değildir önemli olan. Kafamızda yarattıklarımızdır.. Nasıl görmek istediğimiz, nasıl olmak istediğimizdir. Hayallerimiz, umutlarımız vardır bir yanda, bir yanda da onları yıkmak için var gücüyle çalışanlar. Hayatlarımızda yeri büyüktür onların, yeri büyük olmasa düşlerimizi darmadağın edemeyeceklerdir zaten. Vazgeçemediğimiz insanlar ve vazgeçemediğimiz hayallerimizin arasında kalırız. Bir yanımız ezilir, parçalanır. Bir yanımızsa düşlemeye devam eder var gücüyle. Sıkılırız, daralırız.  İçimiz acır. Büyük bir sızı hissederiz yüreğimizin en derinlerinde. O kadar canımız yanar ki hissedemez oluruz, boşluğa düşeriz bir yerden sonra. Öte yandan vazgeçemediklerimiz arasında verdiğimiz savaş hiç yaşanmamış gibi davranırız. Güleriz, geçeriz, nefes almaya devam ederiz. Herşey istediğimiz gibi gidiyormuşçasına vurdumduymaz bir hal alırız. Oysa kalbimiz kırılmıştır bir kere, parçaları toplayamayız. Toplasak bile eski hale getirecek olan biz değilizdir artık. Düşlerimiz bizim olmaktan çıkmıştır çoktan. Tercihsizliğimizin kurbanı oluruz. Vazgeçemediklerimizin arasında kalan yüreğimiz, aklımız bizi biz olmaktan uzaklaştırır. Saçmalarız, ve unutmuş gibi davranırız. Yine hayal kurarız küçük bir evin pencerelerinden bakarak, sahip olmak istediğimiz büyük dünyalar uğruna. Canımızın bir kez ve bilmem kaçıncı kez daha çılgınca yanabilme ihtimalini hesaba katmayız.. Biz insanız, asla unutmayan ve unutmuş gibi davranan hep.

”İşte ben böyle bir hal içindeyim
Aslında derin keder içindeyim
Bazen bilmeyerek ne yaptığımı
İyi kötü güzel çirkin her biçimdeyim
Bazen isyan edip yalnızlığıma
Sana karşı ince bir sitem içindeyim.”’

 
 

FooLish GirL 26 Oct 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 14:23

Dün akşam bir film izledim. The Painted Veil.. Çok hüzünlü bir filmdi. Ağlayacağım belki de başından beri kesin olan cinsten. Oysa ki filmin sonlarına kadar hiç ağlamadım ben çünkü içimde bir yerlerde bir süredir inanılmaz bir mutluluk rüzgarı dolaşıyordu. Sonra birşey oldu, böyle zevkle çiğnenen bir sakızın aniden patlatılması ve yapışarak o zevki bir daha veremeyecek hale gelmesi gibi mesela. O patlama sesi tüm sevincimi öldürdü benim. Kalbim öyle acıdı ki ne yapacağımı bilemedim. O noktadan sonra filmin ardına sığındım ben ve ağladım özgürce. Ne de olsa bir aşk filmi izliyordum ve ağlamakta bir sakınca olamazdı değil mi? Ama dedim ya hiçbirşey beni ağlatamazdı hatta üzemezdi son günlerde çünkü bir umut, bir heyecan parçası sürekli geziniyordu içimde. Güzel şeyler olacağının beklentisi sarmıştı her bir yanımı ve durduramıyordum, zaten durdurmakta istemiyordum.

Gece olduğunda anladım ki ben bir aptalmışım. Katıksız saf bir aptal. Üzerinde en ufak bir zeka izi taşımayacak kadar aptal hem de! Evimde özgürce hıçkıra hıçkıra ağladım, sabaha kadar kendimi paralayarak düşündüm. Neden böyle saçma bir kanıya varmıştım, nereden ve hangi akılla kendimi böyle mutluluk denizine atmıştım? Tek suçlu ben miydim yoksa suçlu bir başkası mıydı? Bir noktadan sonra suçun ve suçlunun önemini yitirdiğini gördüm. Önemli olan tek şey benim artık heyecanımı, mutluluğumu yitirmiş olmamdı.

Ve o hiç susmayan ses beynimde ”Ne kadar aptalmışım..” diyen durmadan, hiç durmadan…