Confused.. 08 Feb 2010
Düşünüyorum da ne kadar sıradan geçiyor hayatlarımız. Düzen takıntılı karakterimle ben, hergün yüzlerce işi bitirince aptalca bir huzurla ayrılıyorum işyerinden. Oysa ki hergünümün birbirinin tekrarı olacağını unutuveriyorum şapşal gibi. Yüzlerce kez izleyip sıkılmadığınız ama artık birşey de ifade etmeyen Friends’in tekrar bölümleri gibi hayat.. Bir robot gibi elimizde çerezler karşısında oturuyoruz ve başlayıp bitmesini bekliyoruz anlamsız bir suratla. Geçtiğim yollar, çektiğim trafik, Sodexo’nun en uyduruk paketinden yediğimiz yemekler, hergün bakılan öğlen arası kahve falları, patronumun kompleksli kadın kimliğinin yüzüne yansıyan ifadesi, sabah evdeki koşuşturmam, akşam evdeki tembelliğim bile aynı..
İnsanları inceliyorum sık sık.. Kendini başarılı zanneden kabiliyetsiz insanları, başarısını farkında olmayan mütevazi kişilikleri, sorumluluğu tek başına taşıyacak hale gelmeden çocuk doğuranları, çocuk sahibi olamayan ‘anne’ ruhlu kadınları, çocukla çocuk olan kocaman adamları, babalarına hayran kızları, kopacak halde rejim yapanları, kendini sanata adamışları, sanatçı geçinip s’sinden anlamayanları, sevmeden evlenenleri, sevip de evlenemeyenleri, roman kahramanlarını ve onları yazan derin insanları, farklı olmaktan korkmayanları, farkedilme fobisi olanları, yoğunluktan şikayet eden ev hanımlarını, acı çektikleri yüzünden okunanları, gözlerinin için gülenleri, kısacası her türlü kişiliği derinlemesine izliyorum. Sebebini bilmiyorum. Elimde olmadan yapıyorum bunu.. Uzun zamandır yapıyorum. Belki de herkeste kendimden birşeyler bulup, yalnız olmadığımı hissetmeye çabalıyorum bu şehirde. Kafam karışıyor, hiç bitmeyen bir tiyatro oyununda gibi hissediyorum son aylarda. Trajikomik olanlardan hani..
Atalarımızın böyle durumlar için ne dediğini hepimiz biliyoruz sanırım; ”Düşün düşün … işin.” Haksız da sayılmazlar hani..