KokoSh » aşk

KokoSh

BiR KokoSh’un GünLüğü…

 

Seyir Defteri 05 Jan 2009

Filed under: GünLük — kokosh @ 00:41


Güya tatilden geliyorum. 4 günde 3 şehir gezdim ve 4. durak olarak ise İstanbul’a döndüm bugün. Biri baba tarafına ziyaret, diğeri kendi memleketim bir diğeri ise bahriyelinin yuvası.. Kuşkusuz en duygu yüklüsü askeriyeye gidişimdi ve o güzel anlar sayesinde beni en az yoran oldu diyebilirim. Çok garip bir duygu sevdiğiniz insanı bir üniforma içinde görmek ve onun tel örgülerinin arkasına geçemiyor olması. Mutlu bir gündü, hüzünlü tarafları da vardı tabiki.. Korkunç bir soğuk ve öldürücü bir rüzgar eşliğinde geçirdik 3 saati birlikte. Nasıl özlemişim, meğer nasıl merak ediyormuşum dün iyice anladım. Elimde sıcak yemekler, (evet sıcacık değil ama sıcak) kargoyla gönderilememiş olan hediyem ve mektubumla birlikte adım attım oraya. İlk gördüğümde beyaz bahriyeli şapkasıyla el sallıyordu bana ve gülümsüyordu masum masum. Bol bol konuştuk, güldük, müzik dinledik, (ipodumu götürmüştüm onun ne kadar özlediğini bilerekten) ısınmaya çabaladık açık havada çaresizce ve yedirdim durdum ona yemekleri. Sadece ona değil nerde ailesi olmayan bir asker görsem onları da besledim kurtuluş savasındaki analar misali. Dalga geçmeyin valla çok tuhaf bir şefkat basıyor insana oraya gidince. İçiniz acıyor, yanıyor hatta. Ama herşey güzeldi. İyi olduğunu bilmek, o 2 dakikalık telefon konuşmalarında soramadıklarıma cevap almak çok rahatlatıcı oldu. Tekrar ayrılmak kısmı ise korkutucuydu. Hemen kaçarak uzaklaştım ordan zırlamamak için..

Yılbaşı gecesini ise çılgınca özlediğim anneannem, onun ablası, annem ve Fakeangel’la birlikte geçirdim. Hayatta aile gibisi yok ve bu tezimde çok iddialıyım! Evimi, dostumu, ailemi, Yumoş’u ve hatta şapşal bakışlı içgüveysi damadım Sakıp’ı bile (kuşum ve kocası) nasıl özlemişim.. İstanbul uçağına binmek, buradaki yalnız hayatıma dönmek oldukça zor oldu bugün. Ve başlamak zorunda olduğum bitirme tezimin verdiği korku, işten ayrılmamın gerekliliği içime kasvet salıyor. Sanırım bu hafta son olacak işyerinde benim için çünkü bu tempoyla tez yazmayı bırak literatür taraması bile yapamayacağımı hissediyorum. Bu arada Fakeangel’ı alıp kuaförüme gittim ve saçlarımı sadece uçlarından kestirecekken kuaför ve Fake’in tuzağına düşerek kısacık saçlarla çıktım ordan. Çenemin hemen altında kesilen saçlarımla küçüklüğüme döndüm. Bakır saçlarım kısacık ve çilli suratım ay gibi ortada. Kendimi 5 yaşında hissediyorum, nitekim sevgilim beni görünce şirin bir gülümsemeyle ‘çok komik olmuş’ dedi. Hakaret mi iltifat mı ne olduğu belirsiz bu cümleden sonra beğendiğini açıkladı neyseki ama doğru mu söyledi bilemem tabi :) Ama bu saçı yıkamak çok kolay gerçekten ve kendimi böyle iyi hissediyorum.

9 sayısını çok severim ben, küçükken fala bakardık kuzenlerle ve 9 beraberlik demekti, mutluluk verirdi falda. Ordan kalma olabilir ama çok severim işte. O nedenle mi bilmem 2009′un da süper olacağını hissediyorum. Öyle olsun ama değil mi? Hadi hep beraber dua edelim, güzel süprizler olsun hayatlarımızda..

 
 

BahriyeLim 10 Dec 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 19:04

Kabus dolu geceler ve korkunç bekleyişler sona erdi. Dün gece saat 01.30′a doğru öğrendim harika haberi. Sevgilim memleketimize en yakın yerde ‘Denizci’ olmuştu. Ve ‘Denizci’ olması onun bir asker olarak Doğu’ya gönderilmesi riskini de sıfıra indirmişti. Sevinçten ağladım, güldüm, kahkahalar attım ve hıçkırıklara boğuldum. Ne yaptığımı aslında tam olarak hatırlamıyorum ama uzun süredir hiç bu kadar güzel bir uyku çekmemiştim. Hemen hayaller kurdum, arabam hala memlekette ya hani, oraya gittiğimde 1,5 saatte ona ziyarete gidebilirim diye sevindim. Ve tabi ki her limanda bir sevgili yapmaması için söz verdirdim :Pp Zaten limanlarla işi olmayacak pek o ayrı.. Aldığı 2 bavul dolusu yeşil asker kıyafeti ekşi sözlükte birinin kaba deyişiyle ”elinde patladı” ama varsın patlasın..

Gece hemen Fakeangel’ı aradım. ”Napıyorsun?” dedim. Yatakta dönüyorum dedi acıklı sesiyle, biliyordum o da benim gibi uykusuz gecelerinden birini yaşıyordu sevgilisini düşünüp. Kalk dedim dönmeler sona erdi. Suratıma kapattı sanırım telefonu heyecandan ve sonra öğrendik onun aşkı da havacı olmuştu tehlikesiz bir bölgede. Dünden beri hepimizin yüreğine bir mutluluk çırpınışı ve asker beklemenin vereceği o garip burukluk karmakarışık bir şekilde yerleşti. Şimdi tek dileğim Tanrı’nın tüm askerlerimizi koruması, kollaması..

Sonuç olarak diyebilirim ki, benim artık bahriyeli yarim var ve o da gidiyor sefere, ne talihsiz başım var..

 
 

İdraksızLık! 13 Nov 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 02:03

Sürekli şöyle diyaloglar halindeyiz sevgilimle..

-Neden onu almadın ki? Lazım olacak sana?

-Yok ya kullanamam, askerde olacağım biliyorsun.

ya da

-Aaaa yılbaşında sana ne hediye alacağımı buldum!

-?

ya da

-Zayıflamalıyız hayatım!

-Ben zaten askerde veririm!

ya da

-İlk defa doğumgünümüz beraber geçe..

-(Üzgünüm suratı yapıyor!)

falan filan.. Yani ben sürekli onun bugün itibariyle tam 1 ay içerisinde askere gideceği gerçeğini kabullenemiyorum ve aptal saptal diyaloglara girmemize sebebiyet veriyorum. Neden bilmiyorum ama onun olmayacağı 6 aylık bir süreci düşünemiyorum. Bazen hiç görmemeyi bir kenara bırakıyorum ve tamamen onun yaşayacağı hayata yöneliyorum, başlıyorum karalar bağlamaya bir anne gibi. Eyvah ne yer, nerede uyur, hastalanırsa nolur, üşür mü, ben üzülmeyim diye kötü şeyler olunca gizler mi vıdı vıdı vıdı..

Bünyem her ne kadar bu durumu kabullenmiyor olsa da acı gerçekle yüzleştiğimde, onu yolcu ederken ve sonrasında onsuz geçireceğim merak dolu her günümün, gecemin tokat gibi geleceğini biliyorum. Biliyorum ama nedense sürekli unutuyorum. O sanki hiç gitmez, beni bırakmaz gibi geliyor. Bu idraksızlık bana pahalıya patlayacak.

Bazen de bencillik damarlarım kabarıyor. Ben şimdi bile kendimi yapayalnız hissederken bu koca&kalabalık şehirde onsuz ne hale düşerim diyorum. Tanrı’m! Bana yardım et lütfen ve tüm askerlerimize. Asker yolu bekleyenlere..

 
 

Issız Ada’m 09 Nov 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 16:07

Dün sinemaya gittik. Sevgilim, ben ve arkadaşlarımız. Issız Adam filmine Çağan Irmak’ın. Babam ve Oğlum’dan sonra o kadar büyük bir trajediyi kaldıramazdık ama Çağan bizi röportajlarında rahatlatmıştı ne de olsa ‘Bir Babam ve Oğlum daha yapmam..’ diyerek. Gerçi sevgilime göre aynı şeyden yola çıkmış, duygularımızla oynuyor bu film de ve içimize işliyor. Öncelikle uyarıyorum filmi izlememiş olanlarınız varsa yazının devamını okumasın, daha doğrusu filmin sonunu öğrenmek istemeyenler.

Film gece hayatına ve sekse çok düşkün ama aslında içinde çok yalnız olan bir erkeğin hayatının çocuk kostümleri tasarlayan sıradan ve sempatik bir kızla hayatının kesişmesini ve aşık olmalarını konu alıyordu. Ama bencil erkek alıştığı hayattan kopmaktan ya da bağlanmaktan korkuyor ve ilişkilerine noktayı koyuyordu. O koyduğu nokta onun için ve kız için dayanılmaz acılara sebep oluyor ve sonunda erkek ıssız bir adam olarak hayatına devam ederken kız unutamadığı bir adamı düşünerek başkasıyla evliliğini sürdüren bir anne olarak karşımıza çıkıyordu. Her yönüyle trajik bir hikaye ve sürekli ‘Ne yani, neden bitti? Ellerine ne geçti?’ dedirten cinsten ve yaralayan..

Kız terkedildikten sonra erkeğe ”Karda donmak üzeresin. Uyumak tatlı geliyor ama aslında öldüğünü farkında değilsin.” diyerek ya da benzeri bir cümle işte, uzaklaşmıştı. Başlığı Issız Ada’m olarak yazdım çünkü kızın adı Ada idi ve Çağan’ın burda bir kelime oyunu yaptığını hissettim, sanırım doğrudur. Filmin başına dönecek olursak diyaloglar çok yapaydı ve kız çok yapmacık oynuyordu. Eğer film böyle giderse ben bu aşka nasıl inanırım diye düşündüğümü hatırlıyorum. Neyse ki sonraları çok daha gerçekçi bir film izledik. Filmin müziklerine ise diyecek birşey bulamıyorum, ayakta saatlerce alkışlasam belki teşekkürüm yeterli olur. Nil Burak, Ayla Dikmen, Semiramis Pekkan’ın şarkılarıyla ölümsüzleşen filmde daha başka sanatçılarında eskimeyen şarkılarına yer veriliyor. Sonuç olarak ben filmden ağlayarak çıktığımda Çağan’a kızdığımı hatırladım. Filmden erkekler ağlayarak kadınlar rahatlayarak çıkacak demişti. Hayır ben hiç rahatlamadım çünkü bu geri dönüşü olmayan hatayı yapmaya devam edecek erkekler ve arkalarında bırakacakları büyük aşklar olacağını biliyorum ki bu düşünce beni çok yıpratıyor. Umarım yine de en azından izleyen kesime büyük bir ders olur bu hikaye ve Çağan amacına erişir. Sonuç olarak söylemek istediğim eğer izlemeyip yazıyı okumaya devam ettiyseniz mutlaka gidin bir de sizin bakış açınızla görelim.

Filmden bağımsız olarak aklıma takılan birşey Çağan’ın röportajında ”Sex&The City seven kadınlara çok kızıyorum!” demiş olmasıydı. Evet bir konuda ona katılıyorum çünkü Sex&The City kadınları aşk ve seksle aklını bozmuş, alışveriş delisi olarak gösteren bir diziydi. Ben de bunu çok sık düşünürdüm diziyi izlerken ama yine de o diziyi baştan sona çok severek izledim çünkü beni eğlendiriyordu. Hiçbir zaman bir Sex&The City kadını olmadım, olamam da fakat bu onların hayatını tebessümle izlememe engel olmamalı. Dolayısıyla Çağan’a diyeceğim şudur ki kendisi bizim gerçekliğimizi anlatan filmler yapmaya ve gönlümüzü fethetmeye devam etsin lütfen ama o kadar da kızmasın bize! :)

Not: Bozulan pikapımız aklıma geldi ve çok üzüldüm. Yeni kararım çalışan bir pikap almak antikacıdan veya nerden bulursam artık ve bulabildiğim tüm güzel plakları satın almak. Pikaptan müzik dinlediğimiz günlere büyük bir özlem duydum resmen film yüzünden..

 
 

HayaLLer Gerçek OLsa 27 Oct 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 01:19

Bir hayalim var benim. Bir ev bu. Provence ve Country tarzlarının harmanlanmış haliyle bizzat benim tarafımdan döşenmiş. Aydınlık bir ev. Kocaman pencereleri var ve tüm günışığını alıyor. Koyu renk mobilyalara yer yok. Her türlü ana mobilyası krem, ahşap ve beyazın tonlarından oluşuyor. Nostaljik bir görünümü var eşyaların, hatta bazılarında eskitme oldukça fazla kullanılmış. Aksesuarlarım renkli ama çoğunlukla. Özellikle turkuaz ve uçuk pembelere çok yer verilmiş. Gereksiz eşyalar yok, yumuşacık kilimler, minik halılar var heryerde ve çıplak ayakla basınca muhteşem bir his veriyorlar. Yerler ahşap. Açık renk ama. Mutfak kocaman ve oturup sohbet edilebilen bir yer. Muhteşem yemekler yapıyorum orda ellerimle hergün, taptaze yemekler. Ve taze çekirdeklerden hazırlıyorum kahvemi her sabah. Buzdolabının üzeri ise mıktanıslarla dolu. Çalışma odam -sevgilimin deyişiyle bilim yuvası- kocaman bir kütüphaneye sahip. İçi yıllarca okuduğum kitaplarla dolmuş, her ay da yenileri ekleniyor. Çok güzel bir yazı masam var orda ve üzerinde beyaz bir laptop. İlk kitabımı yazıyorum ben o masada. Aynalarım Çukurcuma’dan alınmış, Kapalıçarşıdan alınmış kumaşlarım var. Ve bunun gibi bir sürü şey.

Yalnız bu hayali kurarken hep birini daha görüyorum o evde. Nedense tek yaşadığım bir yer olamıyor asla düşümde dahi burası. Varsın olmasın. Sevdiği biri olmayınca insanın zaten heryer boş ve anlamsız gelir sanırım bir noktada ya da bir noktadan sonra.. Bunu anlayabilmek için ufak bir süre yeterli diye düşünüyorum. Çünkü denklem çok basit. Hayat paylaşınca güzel!

 
 

Doğumgünü Çocuğuna.. 31 Aug 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 04:32

Sevgilim..

İlk tanıştığımız günden beri elimi hiç bırakmadığın, bana deliler gibi değer verdiğin, her ağladığımda omuzunda hıçkırmama izin verdiğin, beni güldürdüğün, beni olgunlaştırdığın, sevmediğin yerlere benim için gittiğin, hayata hep pozitif baktığın ve baktırttığın, hatalarımı affettiğin, yaptığım yemekleri beğendiğin, en çirkin günümde bile bana çok güzelsin dediğin, bana sahiplendiğin, en zor sınavlarımda destek verdiğin, üşüdüğümde sarıldığın, asabi günlerimi hoşgördüğün, seninle gurur duymama sebep olduğun, benim için değerli varlığın uykundan feragat ettiğin, seçtiğim dramatik filmlere gitmeyi kabul ettiğin, her seferinde güzel hediyeler seçtiğin, kalbimi kırdığında onarmasını bildiğin, müzik arşivini benimle paylaştığın, beni hiç merakta bırakmadığın, ailemi sevip saydığın, uzun ayak parmağımla dalga geçmediğin aksine sempati beslediğin, işinin arasında beni arabayla heryere götürdüğün, nefret ettiğin halde benimle mağaza gezdiğin, doktora gittiğimde beni yalnız bırakmadığın, geceleri uyuyamadığımda neyim var diye ilgilendiğin, en uzak yerlere bile beni görmeye geldiğin, beni sık sık aradığın, neleri sevdiğimi iyi bildiğin, aşkını hiç eksiltmediğin, interneti etkin kullanmayı öğrettiğin, fmf’im tuttuğunda elini karnıma koyup şimdi geçecek dediğin ve daha buraya yazamayacağım kadar sonsuz şey için sana çok teşekkür ederim.

İyi ki doğdun cümlesini bana bu kadar kalpten söylettiğin için çok mutluyum.

İyi ki doğdun!!! İyi ki varsın!!!

Yeni yaşın tüm dileklerini bir bir gerçekleştirsin. Yeni yaşın ikimize de uğur getirsin, yeni yaşında hayatımız güzel süprizlerle dolsun.

Yeni yaşında da çok mutlu ol.. Sen mutluysan ben de mutluyum çünkü.

Seni seviyorum ve kısmetse hep sevmek istiyorum..

 
 

Graduated.. 01 Jul 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 16:26

Pazar gecesi ‘hissedilen sıcaklık sonsuz’ olan şehrime doğru yola çıktım İstanbul’dan.. Sevgilim de bana alışıvermiş hemen, ayrılırken anladım. İkimiz de özledik birbirimizi daha yola çıkmadan ama olsun.. Uçak yolculuğum tipikti, pilotun anons şekli dışında herşey çok olağandı.. İsmi lazım değil sempatik pilotumuz geceyarısı uçuşu olduğu için dayanamayıp birkaç kadeh içki götürdüğünden mi yoksa sunuculuk içinde kalan meslek olduğundan mı bilinmez anons yapmıyor, yarışma programını sunuyordu sanki! Taklit yeteneğim gelişmiştir, keşke size ses tonunun taklidini yapabilsem buradan.. Yazsam bile mavrayı kaçıracaksınız maalesef o yüzden bu olayı kapatıyorum..

Geliş sebebim kep törenim ve ailemi çok özlemiş olmam. Sessiz, sakin, sevgi dolu ve yalansız ailemi. Sevgilim son anda gideceğim kep törenime gelemedi. Ben de hiç ısrar etmedim çünkü bir gece için yorulmasını istemedim. İyiki de gelmedi! Hayatımda böyle düzensiz böyle yorucu ve böylesine kargaşalı bir tören görmedim. Hatta o bir tören bile değildi.. Yılların koskocaman devlet üniversitesinin antipatik rektörünün himayesi altında geçireceği yeni yılların neye benzeyeceği ortaya çıktı. Yine aynı adamın seçildiğine inanamıyorum.. Herneyse kepimi bile atamadım havaya o kadar felaket bir kalabalıkta naptığımızı anlamadım sahte diplomalarımızı aldık elimize.. Zar zor birkaç fotoğraf çekilebildik Fakeangel’la.. Tıp öğrencilerinin attığı kepler kafalarımıza indi ve bir de can acısı ile boğuştuk korkunç ortamda üzerimizde 15 beden büyük vatkalı çirkin cüppelerimiz ve alakasız tonlara sahip keplerimizle. Törenden bozma şeyin sonrası çok güzeldi, ailecek hoş bir yere yemeğe gittik ve uzun uzun sohbet ettik. Çok özlemişim bu mutlu kalabalık aile yemeklerini.. Kepimi eve gelince havaya attım, tavandan son hızla yere çakıldı ve evin tavanının daha yüksek olmasını diledim o anda, mesela gökyüzü kadar..

Gecem böyle sona erdi ama rüyalarım çok kötüydü. İnanılmaz yalnız ve dışlanmış hissediyordum kendimi rüyamda.. Çok soğuk bir dalga kaplıyordu kalbimi ve sürekli acı çekiyordum. Sevdiğim insansa canımın yandığını bildiği halde kurtarmıyordu beni bu durumdan ve yaralarıma tuz basıyordu durmadan. Sevilmiyordum hiç ve gerçekten sevilmek istiyordum herkes gibi. Öyle işte..

 
 

MıŞıL MıŞıL 12 May 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 23:42

Dudaktan Kalbe’yi izliyorum, acayip uykum var aslında ama tutuyorum kendimi. Uyku modum için herşey hazır, lenslerimin çıkması haricinde. Dişlerim fırçalandı, yüzüm temizlendi, nemlendiricim sürüldü, mışıl mışıl kılığımı da giydim. Üzerimde gri bir tişört var, altımda da pembe pijamamın şortu. Popomda ”Dandini dandini dastana” yazıyor :)) Her bu pijamayı giydiğimde gülme tutuyor beni. Kim aldı bunu bana dersiniz? Tabiki sevgilim!

Komik!

Etiketler:, ,
 
 

Zaman BekLemez.. 11 May 2008

Filed under: GünLük, VazGeçiLmeZ ŞarkıLaRım — kokosh @ 23:28

”Bizim de zamanımız gelecek elbet” dedi beyaz tenli çocuk, çocuk suratlı sevgilisine. Çocuk suratlı kız astı çilli suratını, büzdü şişman dudaklarını küçüklüğündeki gibi şımarık bir ifadeyle. Oysa hiç şımarık değildi kız, şımaramamıştı hayatı boyunca, koşullar elvermemişti ki.. Çocukluğundan beri büyük olmak zorunda kalmıştı ya da büyük olmayı seçmişti isteyerek mi bilinmez. Şimdi çocuk olsa koca kız yine büyük olmayı seçmezdi muhtemelen, değişmişti artık. Zamanın gelmesini sabretmek istemeyecek kadar sevmişti beyaz tenli çocuğu. Neyin sırası neyin zamanıydı bu gelecek olan. Herşey kurallarla mı olmalıydı sanki bu hayatta? Hayret! Bütün bunları o plan yapmak için plan yapan kız mı söylüyordu? Gerçekten değişmiş olmalıydı kız.

Kız kabullenmiş gözüktü söylenenleri, ama bildiğini okuyordu hisleri yine. Asi bir dalga gibi kabarıyorlardı içinde kızın, nefesini tüketiyorlardı. Sonra günlerden bir gün yine acıdı içi parça parça oldu sanki. Naparsa yapsın dolduramayacağı bir boşluk doldu önce kalbine sonra tüm vücuduna çocuk suratlı kızın.. Giderek büyüyen bir boşluktu bu taşarcasına. Anladı çocuk suratlı kız, şımarmaya alışmamalıydı, yabancıydı ona bu his. Çok iyi ifade edemiyordu sanki kendisini, bir şarkı bulmaya karar verdi, buldu, şarkı konuştu ve kız dinledi. Artık kızın söyleyecek hiçbirşeyi yoktu, sadece istekleri ve düşleri vardı kimselerle paylaşmamayı öğrendiği.

“Kalk, geç karşıma, aç gönlünü, dön gel yavaşça
ben sensiz yanan bir ateştim, söndüm zamanla
bir düşman gibi gel üstüme, özletme kendini
sen bir dost gibi, kardeş gibi özlenen sevgili
sabrı öğütler zaman, oysa odur durmayan
ben beklerim de zaman beklemez ki beni
iyisi mi sen kalk, geç karşıma, aç gönlünü, dön gel yavaşça
ben sensiz yanan bir ateştim, söndüm zamanla..”

Etiketler:, , ,