KokoSh » aşk acısı

KokoSh

BiR KokoSh’un GünLüğü…

 

YokLuk 16 Dec 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 00:40

Daha ilk günden çöktüğümü hissediyorum. İşyerinde adım ilk günden hortlak olarak değişti, okulda da sarılık gibisin nidalarıyla karşılandım. Bunlar önemsiz şeyler aslında. Asıl önemli olan sen iyi misin sevgilim? Aç mısın, yorgun musun, uykusuz musun.. Öyle kısacık saniyelerde konuşuyoruz ki sadece sana inanmak zorunda kalıyorum ben her iyiyim dediğinde. Umarım doğrudur, umarım iyisindir, mutlusundur oralarda.

Sana ilk kez mektup yazdım bugün, yıllardır aldığım hediyelere yazdığım kartlar dışında gerçek anlamda birşeyler yazdım. Ne yazdığımı hatırlamıyorum pek zaten, bir adresin bile yok bende, kimbilir ne zaman gönderebilirim ya da elinde ulaşır mı onu bile bilmiyorum.. Mektup süpriz olacak sana aslında ama buraya yazmamın bir sakıncası yok, ne de olsa benim kadar değerli varlığın internetinden de uzaktasın artık..

Kendimi hiç iyi hissetmiyorum ben, her saniye seni hatırlatan ya da güleceğini düşündüğüm birşeyler gördüğümde hemen elimi telefona atıyorum heyecanla sana anlatmak için ama o an çöküyor içime yokluğun. O an anlıyorum eğer ararsam o soğuk sesin sana ulaşamayacağımı söyleyeceğini tokat gibi.. Yıllardır ilk kez uyumadan hemen önce duyamadım sesini, biliyorsun tam öncesinde, uykudan önceki son saniyede hani.. Herşey anlamını yitirdi sanki. Pencereden dışarı bakıyorum geceleri sevgilim.. Gökdelenler ışıl ışıl, sanki herkes sevdikleriyle birlikte ama bir ben kalmışım bu koskoca şehirde yapayalnız.

Çok korkuyorum bizi bekleyen günlerden, haftalardan, aylardan.. Ellerim buz gibi ama canlı eldivenim yok artık onları ısıtacak. Sen yoksun burada. Ama hep içimdesin, aklımdasın sevgilim. Günler sana çok çabuk geçsin dileğim.. Ve yine umarım ki iyisin hep söylediğin gibi, gerçekten iyisin..

 
 

Issız Ada’m 09 Nov 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 16:07

Dün sinemaya gittik. Sevgilim, ben ve arkadaşlarımız. Issız Adam filmine Çağan Irmak’ın. Babam ve Oğlum’dan sonra o kadar büyük bir trajediyi kaldıramazdık ama Çağan bizi röportajlarında rahatlatmıştı ne de olsa ‘Bir Babam ve Oğlum daha yapmam..’ diyerek. Gerçi sevgilime göre aynı şeyden yola çıkmış, duygularımızla oynuyor bu film de ve içimize işliyor. Öncelikle uyarıyorum filmi izlememiş olanlarınız varsa yazının devamını okumasın, daha doğrusu filmin sonunu öğrenmek istemeyenler.

Film gece hayatına ve sekse çok düşkün ama aslında içinde çok yalnız olan bir erkeğin hayatının çocuk kostümleri tasarlayan sıradan ve sempatik bir kızla hayatının kesişmesini ve aşık olmalarını konu alıyordu. Ama bencil erkek alıştığı hayattan kopmaktan ya da bağlanmaktan korkuyor ve ilişkilerine noktayı koyuyordu. O koyduğu nokta onun için ve kız için dayanılmaz acılara sebep oluyor ve sonunda erkek ıssız bir adam olarak hayatına devam ederken kız unutamadığı bir adamı düşünerek başkasıyla evliliğini sürdüren bir anne olarak karşımıza çıkıyordu. Her yönüyle trajik bir hikaye ve sürekli ‘Ne yani, neden bitti? Ellerine ne geçti?’ dedirten cinsten ve yaralayan..

Kız terkedildikten sonra erkeğe ”Karda donmak üzeresin. Uyumak tatlı geliyor ama aslında öldüğünü farkında değilsin.” diyerek ya da benzeri bir cümle işte, uzaklaşmıştı. Başlığı Issız Ada’m olarak yazdım çünkü kızın adı Ada idi ve Çağan’ın burda bir kelime oyunu yaptığını hissettim, sanırım doğrudur. Filmin başına dönecek olursak diyaloglar çok yapaydı ve kız çok yapmacık oynuyordu. Eğer film böyle giderse ben bu aşka nasıl inanırım diye düşündüğümü hatırlıyorum. Neyse ki sonraları çok daha gerçekçi bir film izledik. Filmin müziklerine ise diyecek birşey bulamıyorum, ayakta saatlerce alkışlasam belki teşekkürüm yeterli olur. Nil Burak, Ayla Dikmen, Semiramis Pekkan’ın şarkılarıyla ölümsüzleşen filmde daha başka sanatçılarında eskimeyen şarkılarına yer veriliyor. Sonuç olarak ben filmden ağlayarak çıktığımda Çağan’a kızdığımı hatırladım. Filmden erkekler ağlayarak kadınlar rahatlayarak çıkacak demişti. Hayır ben hiç rahatlamadım çünkü bu geri dönüşü olmayan hatayı yapmaya devam edecek erkekler ve arkalarında bırakacakları büyük aşklar olacağını biliyorum ki bu düşünce beni çok yıpratıyor. Umarım yine de en azından izleyen kesime büyük bir ders olur bu hikaye ve Çağan amacına erişir. Sonuç olarak söylemek istediğim eğer izlemeyip yazıyı okumaya devam ettiyseniz mutlaka gidin bir de sizin bakış açınızla görelim.

Filmden bağımsız olarak aklıma takılan birşey Çağan’ın röportajında ”Sex&The City seven kadınlara çok kızıyorum!” demiş olmasıydı. Evet bir konuda ona katılıyorum çünkü Sex&The City kadınları aşk ve seksle aklını bozmuş, alışveriş delisi olarak gösteren bir diziydi. Ben de bunu çok sık düşünürdüm diziyi izlerken ama yine de o diziyi baştan sona çok severek izledim çünkü beni eğlendiriyordu. Hiçbir zaman bir Sex&The City kadını olmadım, olamam da fakat bu onların hayatını tebessümle izlememe engel olmamalı. Dolayısıyla Çağan’a diyeceğim şudur ki kendisi bizim gerçekliğimizi anlatan filmler yapmaya ve gönlümüzü fethetmeye devam etsin lütfen ama o kadar da kızmasın bize! :)

Not: Bozulan pikapımız aklıma geldi ve çok üzüldüm. Yeni kararım çalışan bir pikap almak antikacıdan veya nerden bulursam artık ve bulabildiğim tüm güzel plakları satın almak. Pikaptan müzik dinlediğimiz günlere büyük bir özlem duydum resmen film yüzünden..

 
 

FooLish GirL 26 Oct 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 14:23

Dün akşam bir film izledim. The Painted Veil.. Çok hüzünlü bir filmdi. Ağlayacağım belki de başından beri kesin olan cinsten. Oysa ki filmin sonlarına kadar hiç ağlamadım ben çünkü içimde bir yerlerde bir süredir inanılmaz bir mutluluk rüzgarı dolaşıyordu. Sonra birşey oldu, böyle zevkle çiğnenen bir sakızın aniden patlatılması ve yapışarak o zevki bir daha veremeyecek hale gelmesi gibi mesela. O patlama sesi tüm sevincimi öldürdü benim. Kalbim öyle acıdı ki ne yapacağımı bilemedim. O noktadan sonra filmin ardına sığındım ben ve ağladım özgürce. Ne de olsa bir aşk filmi izliyordum ve ağlamakta bir sakınca olamazdı değil mi? Ama dedim ya hiçbirşey beni ağlatamazdı hatta üzemezdi son günlerde çünkü bir umut, bir heyecan parçası sürekli geziniyordu içimde. Güzel şeyler olacağının beklentisi sarmıştı her bir yanımı ve durduramıyordum, zaten durdurmakta istemiyordum.

Gece olduğunda anladım ki ben bir aptalmışım. Katıksız saf bir aptal. Üzerinde en ufak bir zeka izi taşımayacak kadar aptal hem de! Evimde özgürce hıçkıra hıçkıra ağladım, sabaha kadar kendimi paralayarak düşündüm. Neden böyle saçma bir kanıya varmıştım, nereden ve hangi akılla kendimi böyle mutluluk denizine atmıştım? Tek suçlu ben miydim yoksa suçlu bir başkası mıydı? Bir noktadan sonra suçun ve suçlunun önemini yitirdiğini gördüm. Önemli olan tek şey benim artık heyecanımı, mutluluğumu yitirmiş olmamdı.

Ve o hiç susmayan ses beynimde ”Ne kadar aptalmışım..” diyen durmadan, hiç durmadan…