KokoSh » 2010 » February

KokoSh

BiR KokoSh’un GünLüğü…

 

Çok Canım Acıyo!!! 28 Feb 2010

Filed under: VazGeçiLmeZ ŞarkıLaRım — kokosh @ 19:45

Gel bizim aşkımız fani olmasın

Herhangi biri mani olmasın

Enerjin nerde, güç içinden gelende

30 olmadan 40′ında mısın?

Çok canım acıyo

Çok içim yanıyo çok

Söylüyorum dinlemiyo!

Ben ya direk sana

Ya kabristana

Ya Hindistan’a

Çok canım acıyo ya!

Dediler aşka sabır ya da sefer lazım

Dedim eyvallah yok itirazım

Sabrın nerede seferin önünde

Acelen mi var firarda mısın?

Çok canım acıyo çok!!!!!!

 
 

Aptal Kutusundan Haberler 21 Feb 2010

Filed under: GünLük — kokosh @ 14:09

Bu aralar tv’den iyice sıtkımı sıyırdığım zamanlar.. Gördüğüm herşey beni irrite ediyor ve stres yaratıyor resmen! Geçenlerde bir reklam gördüm, Papia’nın küçücük bir kız çocuğunu oynattığı reklam cicili bicili kağıt havlusu için. Çocuk pornosunun tavana vurduğu bu dönemde, reklamcıların ve ailelerin küçük bir kızı kadınsı kıyafetler, tavırlar ve 25 yaşındaki benim bile konuşmadığım cilveli edalarla ekranda kullanması/kullandırtmasını anlamak mümkün değil. Normal insanlar sıradan bir reklam izler gibi bakarken, bir pedofile küçük kızın neler çağrıştırabileceğini bilemezsiniz. Küçük çocukların üzerine basılmış kadınlar gibi kullanılmasına sonuna kadar karşıyım! Bırakın reklamlarda da gerçekte de çocuk kalsınlar, olması gerektiği gibi..

Bilinmeyen numaralar servisi olayı fena halde kafamı bozdu! Ya ben de bir ahmaklık var ya da hakikaten karşı tarafta. Ben anlamıyorum bu 118 işini.. 2 ayrı reklam dönüyor hem de aynı reklam arasında! (kuşağında da deniyor di mi?) Biri diyor ki 118 18, Birsen diyor ki 118 80. Birsen bir karakter, kocasına söyleniyor 1 aydır yeter öğren artık diye güya ama anlamadığım adam hergün kimi soruyor bilinmeyen no servisinden bu da ayrı bir muamma, büyük bir mantık hatası veya Birsen’in kocası bir sapık. Bence Türk Telekom önce bir karar versin kendi aralarında 118′in yeni numarası nedir diye, sonra reklam yayınlatsınlar. Veya bilinmeyen numaralar servisinin no’sunu öğrenebileceğimiz başka bir servis açsınlar!!!! Beynimizi sulandırdılar, ambale ettiler hepimizi ya..

Tv’ye yeterince kin kustuktan sonra merak ediyorsunuzdur sen ne izliyorsun peki diye. Hemen söyleyim, Grey’s Anatomy, House, 1 Kadın 1 Erkek (tv’de değillll, dvd’de) vs.. Bilgisayarda takılıyorum anlayacağınız en azından neye maruz kalacağıma ben karar veriyorum. Bir de harika kitaplar okuyorum ki buna ayrıca değineceğim..

 
 

En KariZmaTik ÇifT ÖdüLü 11 Feb 2010

Filed under: GünLük — kokosh @ 23:41

And the winner isssssssssssss diye cıvık bir giriş yapacaktım ki vazcaydım :) İzniniz olursa bu manalı haftada yılın en ‘bakılası’ çiftini seçiyorum kendi çapımda. Fotoğraftakileri tanımayan varsa kendini aşağı atsın, ben kalanlar için yazmaya devam edeceğim.

Miranda bacımız derseniz, kendisi maşallah sülun gibi bir genç kadın. Ben bile hemcinsime hayran hayran bakıyorsam erkeklere birşey diyemeyeceğim. Sadece güzel vücutlu değil üstelik, pek de sevimli Mirandacık. Orlando abimiz ise maaaaşallahh diyorum, fazla da yorum yapmıyorum sevgilisi tarafından blogu okunan birisi olarak. Askerlik sürecini saymazsak birlikte geçireceğimiz ilk sevgililer gününü katletmek istemiyorum elin Orlando’su yüzünden.

Neyseciğime, yarın fmf kontrollerim var. Baştan ayağa bir ton teste tabi tutulacağım, sigorta şirketini batırıp, hastaneyi zengin edeceğim. (Evet işten izinliyim :P) Ayak demişken dün yaptığım bir salaklığı da anlatmadan edemeyeceğim. Çıplak ayağımla (Nedennnnnn çıplaktı ki neden nedennnnnn!) tv reklama girince böyle bir çay koyim diye koştum. Niye koşuyorsun, malikanede mi yaşıyorsun diyorsunuz biliyorum bozulmamak adına duymamazlıktan geliyorum! Koşuş o koşuş, küçük ayak parmağımı, evet evet, ikinci hepsine fark atan uzun parmağım dururken o küçücük, kızların pedikürde bulmakta zorluk çektiği o minnoş parmağımı diklemesine sehpaya gömdüm. Size yemin ediyorum beynim dışarı aktı sandım. Hani normalde anormal bir acı ( bu ne biçim cümle ya) duyduğunuzda gözünüzden yaş gelir ya tık yok bende, göz pınarlarım bile dondu! İdrak sınırlarımın üzerinde bir olay yaşandı vallahi, içim titredi resmen. Sonuç olarak başparmağım büyüklüğüne ulaşan küçük parmağıma buzlar koyup kendine getirmeye çabaladım ama bugün tüm gün sağ ayağıma basarken kıvranıp durdum. Özetle yarın fmf doktorunun hiç beklemediği bir anda gözüne ayağımı sokup ‘bu çatlak mıııııı beni travmatoloji&ortopedi ikilisine mi sevk edeceksiniz yoksaaaa’ diye sormayı planlıyorum. Doktorlara tüm gün delilerle uğraştıkları için acıyorum bazen.

Bu yazının sonunda ekonomik açıdan tepeden tırnağa kendi ayakları üzerinde duran bir varlık olduğumu da eklemek isterim. Eskisi gibi ana&baba parası yiyen KokoSh gitti ‘maalesef ve iyi ki’ diyeceğim aynı zamanda.. :) 25 yaşında (Ay 25!!!!) kimsenin ek kartı olmayan bir kredi kartına, kendi özel sağlık sigortama, aidatı bile ödeyen bir cüzdana sahibim çok şükür.. Ev kirası hariç, hiçbir konuda kimseden yardım almamak insana çok başı dik hissettiriyor. İhtiyacınız olmasa da hayatınızın bir döneminde deneyin der, sevgilerimi sunarım :P

 
 

Confused.. 08 Feb 2010

Filed under: GünLük — kokosh @ 23:40

Düşünüyorum da ne kadar sıradan geçiyor hayatlarımız. Düzen takıntılı karakterimle ben, hergün yüzlerce işi bitirince aptalca bir huzurla ayrılıyorum işyerinden. Oysa ki hergünümün birbirinin tekrarı olacağını unutuveriyorum şapşal gibi. Yüzlerce kez izleyip sıkılmadığınız ama artık birşey de ifade etmeyen Friends’in tekrar bölümleri gibi hayat.. Bir robot gibi elimizde çerezler karşısında oturuyoruz ve başlayıp bitmesini bekliyoruz anlamsız bir suratla. Geçtiğim yollar, çektiğim trafik, Sodexo’nun en uyduruk paketinden yediğimiz yemekler, hergün bakılan öğlen arası kahve falları, patronumun kompleksli kadın kimliğinin yüzüne yansıyan ifadesi, sabah evdeki koşuşturmam, akşam evdeki tembelliğim bile aynı..

İnsanları inceliyorum sık sık.. Kendini başarılı zanneden kabiliyetsiz insanları, başarısını farkında olmayan mütevazi kişilikleri, sorumluluğu tek başına taşıyacak hale gelmeden çocuk doğuranları, çocuk sahibi olamayan ‘anne’ ruhlu kadınları, çocukla çocuk olan kocaman adamları, babalarına hayran kızları, kopacak halde rejim yapanları, kendini sanata adamışları, sanatçı geçinip s’sinden anlamayanları, sevmeden evlenenleri, sevip de evlenemeyenleri, roman kahramanlarını ve onları yazan derin insanları,  farklı olmaktan korkmayanları, farkedilme fobisi olanları, yoğunluktan şikayet eden ev hanımlarını, acı çektikleri yüzünden okunanları, gözlerinin için gülenleri, kısacası her türlü kişiliği derinlemesine izliyorum. Sebebini bilmiyorum. Elimde olmadan yapıyorum bunu.. Uzun zamandır yapıyorum. Belki de herkeste kendimden birşeyler bulup, yalnız olmadığımı hissetmeye çabalıyorum bu şehirde. Kafam karışıyor, hiç bitmeyen bir tiyatro oyununda gibi hissediyorum son aylarda. Trajikomik olanlardan hani..

Atalarımızın böyle durumlar için ne dediğini hepimiz biliyoruz sanırım; ”Düşün düşün … işin.” Haksız da sayılmazlar hani..