KokoSh » 2009 » October

KokoSh

BiR KokoSh’un GünLüğü…

 

Ordan Burdan.. 18 Oct 2009

Filed under: GünLük — kokosh @ 21:38

İşe girdim ben. Türkiye’nin devlerinden birine küçücük bir nokta gibi hissetmek üzere kanaatimce.. Yarın ilk günüm ve ben sebepsiz yere belki de alışık olduğumdan 5 saat erken kalkacak olmam sebebiyle streslerdeyim.

Bu aralar en çok istediğim şey zamanın uçarcasına geçmesi. Gençliğimden, gidecek günlerimden vazgeçtim. Yıllar, yıllar sonraya ışınlanmak istiyorum. Ve bunu yaparsa Tanrı’ya söz veriyorum, nerede geçmişim diye hesap sormayacağım.

Dün gece sevgilimle yol almaktaydık trafikte, önümüzde siyah plakalı amcalarımızdan birisi vardı. Plakası GOT dü. Yoo şaka yapmıyorum. Normalde kahkahalarla güleceğim bu durumda sadece derin derin nefes aldım. Gülmeyi bırakın, yaşadığımı algılamaya çabalıyordum ben o esnada.

Hürrem’i okuyorum. Oku oku bitmiyor ne yapayım.. Hürrem melek miydi şeytan mıydı yazıyor kitabın kapağında. Ben onun sadece var gücüyle ayakta durmaya çalışan kadın bedeninde küçücük bir ruh olduğuna inanıyorum.

Çok uzun zamandır hayal kurmayı bile yasakladım kendime. Hayal kurmanın h’sinden bile geçmiyorum. Ne kadar hayal o kadar hayalkırıklığı diye karar verdim. Ve sadece kendi içime odaklandım artık.

İnsanoğlunun bencil olduğunu biliyordum ama çoğunun hafızasının benden bile zayıf olduğunu yeni öğreniyorum. Ne kadar fedakarlık yaparsanız, ne kadar severseniz, ne kadar tutkuyla bağlanır, ne kadar kendinizi açarsanız o kadar yaralanacağınızı biliyorum.  Bundan adım gibi eminim hatta. İnsanların güzellikleri unutma hızı karşısında dilim tutulsa bile acı çekmemeyi öğrenmek daha uzun zaman alıyormuş, bunu da yeni farkediyorum.

Yumurtalık kistlerimden, fmf ilacımın yarattığı yan etkilerden, gözlerimin kuruluğundan çok sıkıldım. Dr. House gerçek olsun ve beni tedavi etsin istiyorum.

Dünden beri Deniz Seki’nin bir şarkısına takıldım kaldım. İmkansız adı.. Sen üzülme diye gönlüm geceleri ağlıyor.. Görmezden gelme kalpte yananı, kaç gün bilir misin ömrün geri kalanı falan diyor.. Deniz’in sesinden çok kendiminkini duyuyorum ama ben.

Bugün İkea’ya gittim. Çin ordusu gibi bir kalabalık üstüme üstüme yürüyordu. Kendimi savaşta zannettim ama silahsız olarak.. Etrafımdaki bebek pusetlerinden, bağrışan çocuklardan, hamile kadınlardan anladım ki halk olarak başbakanın zeki (!) önerilerini dinliyoruz maddi durumumuza bakmadan. Kendi ayaklarının bile üstünde duramayan milletimiz koca koca haneler yaratıyor son hızla..

Nescafenin mucidini seviyorum. Sütü veren ineği ise daha çok. Onlar olmasa güne nasıl başlardım bilemiyorum.

Ailemi çok özlüyorum. Anneannemin, annemin seslerini, Yumoş’un cikciklerini, memleketimin sıcağını bile özlüyorum. Gurbet denen birşey varsa bu olsa gerek diyorum hatta daha da ileri giderekten..

Bol köpüklü bir küvete yatıp baloncuklarla oynamak istiyorum saatlerce ama küveti köpürtecek enerjim bile yok maalesef..

Trafikte sola sinyal verip sağa dönenleri, sağa sinyal verip sola dönenleri hiç sevmiyorum. Elimden gelse hepsini dizime yatırıp eşşek sudan gelinceye dek döverdim. Sağını solunu bilmemekten öte bir durum bu. Sinyalin yanıp söndüğü yönün tersine dönmeyi başarabilen beyinler beni hayrete düşürüyor. İşin aslı bu.

‘Bizim (!) duvarımıza radyasyon yayan birşey koydunuz mu?’ cümlesini kuran karşı komşumun saçlarını yolarak tutamlar halinde eline tutuşturmak istiyorum. Bunu yapmamak için kendimi gerçekten çok ama çok zor zaptediyorum.

Vintage kıyafetlere boğulmak istiyorum. Her sabah uyanıp büyükannemin gençliğindeki gibi elbiseler giymek, 1900′lere dönmek ve o dönemin basit güzelliklerini hissetmek istiyorum iliklerime kadar.

İnsanı tırstırmayacak düzeyde bir ormanda yaşamayı arzuluyorum. Bembeyaz bir evde.. Sabah akşam demeden yürüyüşlere çıkmak ve başımı alıp gidebildiğimi sanmak o kısacık zaman dilimlerinde..

Amaaaaannn.. Öyle işte..

 
 

KoLaY YuMuşakLıĞın SıRRı 13 Oct 2009

Filed under: GüzeLLik SeanSı — kokosh @ 23:40

Kışın siz de benim gibi kuruyan cildinizle başedemiyor musunuz? Siz de tomar tomar nemlendirici sürmekten fenalık mı geçiriyorsunuz? Neden benim vücudum tırtıklı yüzeyler gibi de ipek böcüğü gibi öpülesi değil mi diyorsunuz?

Evet, biliyorum çoğunuz böyle söyleniyorsunuz.

İşte bu noktada devreye girerek sizi ekonomik bir çözümle kurtarmak istiyorum KokoShunuz olarak :P Hemen gidip eczaneden, süpermarketten, kozmetikçiden vs vs. Johnsons Baby Oil alıyorsunuz. (Nivea da olur denedim başarılı ama favorim Johnsons pembe olan) Sonra koşarak duşa giriyorsunuz ve yıkanmanız bittiğinde ıslak vücudunuzun heryerine bu yağdan azar azar sürüp kısaca ovuyorsunuz. Sonra durulanıp kurulanıyorsunuz ve taaaaaaatammmmmmm, alın size ipek gibi bir ten. Maliyeti 10-15 arası birşey en fazla. Üstelik çooook uzun süre gidiyor bir şişe.

Hepinize öpülesi koklanası tenler diliyorum. Kardeşlerimin şişko ayaklarının yumuşaklığı ile yarışabilirsiniz :)

Not: Bu yağı kullandıktan sonra sizin arkanızdan duşa girecek kişileri uyarıyorsunuz ki kayıp beyin kanaması geçirmesinler!!! Allah muhafaza..

 
 

YayLa ÇorBası 07 Oct 2009

Filed under: KokoSh'un mUtFaĞı — kokosh @ 21:10

Bugün sevgilim hastalandı. Baktım sadece sevgi yumağı saçarak iyileşecek gibi gelmiyor sesi, hemen mutfağa koştum. Küçüklüğümden beri bayılarak içtiğim yayla çorbasından pişirip koşa koşa evine götürdüm. Afiyetle içti valla, çok yemek ayırteder başımın tatlı belası ama bunda hiç söylenmedi neyse! Düşündüm de biz bu lezzete doyarken siz KokoShçuların ne eksiği var?! Hemen tarife geçiyorum.

Malzemeler (4 Kişilik)

1 yemek kaşığı un

1 yumurta

1 tatlı kaşığı tereyağı

1 büyük kase yoğurt

1 tatlı kaşığı nane

1 tatlı kaşığı kekik

İsteğinize göre tuz, karabiber

1 çay bardağı pirinç

1 Limonun suyu

Hazırlama Arifesi

Yoğurdu koyduğunuz kasenin içine yumurtayı kırın ve unu ekleyin. İyice çırptıktan sonra tereyağını erittiğiniz tencereye dökün. Hemen üzerine 1,5 litreye yakın ılık su ekleyin ve çırpmaya başlayın. Çırpma işlemi devam ederken, tuzunu, karabiberini, nane ve kekiğini ekleyin. Önceden yıkadığınız pirinci de dökerek, taze sıktığınız limon suyunu ekleyerek çırpmaya devam edin. Bu sırada ocağın altı kuvvetli olsun. Çorba kaynamaya başladığında ocağı kısın ve kapağını kapatın. 20 Dakika sonra çorbanız hazır :)

Not: Bu çorbayı misafirlerinize sunarken nane ve karabiberle biraz tereyağ yakın ve üzerine gezdirerek süsleyin. Taze nane yapraklarını ortasına koyarak hoş bir görünüm de elde edebilirsiniz. Afiyet olsunnnnnnn!

 
 

Patchwork Aşkı 06 Oct 2009

Filed under: GünLük — kokosh @ 14:31

Oldum olası patchwork desenli eşyaları çok sevmişimdir. Mudo’nun bu sene reklamlarında da kullandığı bu kanepeye rahat görünümü ve sevimli renkleri sebebiyle vurulmuş bulunuyorum! Hiçbir zaman modası geçmeyen kapitone tarzında bu kanepeye sahip olmak için ne yazık ki 8950 liranız olması gerekiyor :)) Tüh be 900 lira daha ucuz olsaymış alırdım derseniz bedava kargo ve yine taksit ayrıcalığından faydalanarak evinize mudo.com.tr‘den hava katabilirsiniz. İnternetten alışverişi bu nedenle seviyorum ben ya! Az insan, az konuşma, az uyarı ve az para!

Ha eğer diyorsanız ‘Kokoshcum şekerim bende ne gezer o kadar para ama ben de taptım bu kanepeye napcam napcam napcam?!’, herşeyin bir çaresi var tabi. Nuh Nebi’den kalma (Büyükannenizden kalma da olur!) eski bir kanepe mutlaka vardır sülale üyelerinizin birinin evinde veya deposunda. (Yani her ailede olduğunu varsayıyorum) O kanepeyi (ç)alıyorsunuz ve süngerlerini elden geçirmeye ihtiyaç var ise o işi halledip kumaşçıdan aldığınız veya kendi ellerinizle yarattığınız patchwork deseniyle bir ustaya kaplatıyorsunuz. Üstüne kapitonesini yaptırdınız mı iş bitmiş demektir. Bahse varım azıcık azimle maksimum 600 liraya bu işi halledersiniz. Hadi size kolay gelsin :Pp