KokoSh » 2009 » August

KokoSh

BiR KokoSh’un GünLüğü…

 

Bebek Haftası 31 Aug 2009

Filed under: GünLük — kokosh @ 23:07

Bugün sevgilimin doğumgünüydü. Ve bugün o amca oldu.. Hayatında aldığı en minik ama en kıymetli doğumgünü hediyesi olsa gerek. Babasının kopyası komik bir yeğen bu :) Üstelik tüm gün sıkılmadan izleyebileceğiniz komiklikte seslere ve mimiklere sahip. Bu hafta bizim bebek haftamız.. Malum ben de cuma günü abla oluyorum. Üstelik aynı hastanede. Bugün düşündüm de, aniden anne karnından fırlayıp hayatımızı ele geçiren bu minik ama cingöz varlıklar için hastanede mi uyusam ben acaba bu hafta?! E şimdiden belli, bugünden itibaren haftaya pazartesiye dek ordayız hergün. Hem 5 yıldızlı otelleri aratmayan bir hastanede yaşamak da pek kötü olmasa gerek! Hastalık sebebiyle olmadığı müddetçe tabi..

Bebek teninin yumuşaklığını unutmuşum ben. Önümüzdeki 7 gün boyunca bu masumane güzelliğin tadını sonuna dek çıkarmak istiyorum ama.. Kendi bebeğime sahip olana dek desem daha doğru olacak sanırım..

 
 

GidiYorum. 25 Aug 2009

Filed under: GünLük — kokosh @ 10:34

Havaalanındayım. +45 derece ve %80 nem oranlı olma ihtimali %100 olan memleketime gidiyorum. Yanımda annem var. Kendisi 3 gün önce oranın hava şartlarından kaçıp İstanbul’a geldi ve bir yayla misali esen yeni evimizde keyif yaptı. Şimdiyse ben, rutubet korkusu ile uçaktan inmesem mi diye düşünüyorum daha binmeden.

Mado’dayım, azıcık reklam da yapim. Su börekleri muhteşem cidden ya! Galiba ben hiçbir zaman zapzayıf bir kız olamayacağım. Bu arada TTNet WiFi manyağı baglanmamıza izin veriyor da hizmet numaramı kullanıcı adımı ve şifremi soruyor. Sanki cebimizde bilgilere dolaşıyoruz, deli mi ne! Neyse ki Mado karşıdaki Gökyüzü Kafe’nin şifresini ele geçirmiş de sizlere ulaşabiliyorum.

Annem naptığımı farkında değil çünkü laptopun ters yüzünü görüyor. Az önce bana ‘neden ayaklar yukarı kalkınca rahatlıyor?’ gibi garip bir sual yöneltti. Çipil çipil gözlerimle aptal aptal baktım suratına. Cevap alamayınca daha çok sinirlenen meraklı çocuklar misali ‘neden, neden, neden?’ dedi ya :) Yine cevap vermedim, güldüm.

Uçak tuvaletlerinden nefret ederim. Hedefi tutturamayan insanların bıraktığı iğrenç izler yetmezmiş gibi o sarsıntı beni delirtir. O nedenle sevgili KokoSh dostları, söylemesi ayıp ama bilirsiniz ben ayıp tanımam, izninizle tuvalete gitmek istiyorum artık..

Not: Eğer önümüzdeki günler içerisinde yeni bir yazı görmezseniz bilin ki bu benim son yolculuğumdu. Artık bir helva çeviriverirsiniz benim için :)

 
 

Less free than a cat.. 18 Aug 2009

Filed under: GünLük — kokosh @ 15:58

Sabahın 8 küsürü.. Kovalayan var sanki, hızlı adımlarla yürüyorum yokuş yukarı ve söyleniyorum içimden yolların yokuş oluşuna .. Önümde bir adam, sabahın erkenliğinden kaynaklanan mahmurluğuna ters, tek bir fıs sıkılsa belki de güzel olabilecek ama o an ki haliyle burun kıran bir parfüm salarak yürüyor. Adam bir an durunca ben de duruyorum ani fren yaparak. Kedinin biri dimdik oturmuş söylediklerini anlıyormuşuz gibi dırdır miyavlıyor güçlü bir sesle adama bakıp, tam kaldırımın ortasında. Hani sanki adam geçmeye çalışsa bir sağ bir sola koşup önünü kesecek gibi bir hali var. Gülesim geliyor, tutuyorum. Adam hiç oralı olmuyor, kediyi görüp duraklayan kendi değilmiş gibi hatta kediyi hiç görmemiş gibi bir umursamazlıkla yürüyüp gidiyor arkasında o keskin kokuyu bırakarak.

Sırada ben varım. Kedi az önceki reddedilmişliğin verdiği hırsla bu sefer miyavlama hariç herşeye benzeyen güçlü sesler çıkarıyor ve deli divane gibi dönüyor kendi etrafında. O an gözüme o süslü tasması çarpıyor, hemen kafayı kaldırıp etrafa bakıyorum sahibini görebilmek umuduyla ama bu saatte bu ara sokaktaki tek manyakların biz olduğuna karar veriyorum. Biz derken, kedi, ben ve parfümlü adamı kastediyorum tabi.

Kediyi sevmeye başlıyorum çocukluğumdan gelen içgüdüsel bir hareketle. Aşırı sevgiden mi yoksa eksik birşeylerden mi bilinmez hayvanlara karşı duyduğum merhamet ve sevginin çokluğu yine rahatsız ediyor içten içe okşarken tüylerini. Bu merhametin ben de uyandırdığı derin üzüntüyü silkeleyerek atıveriyorum üzerimden. Kedi, kedilerde en nefret ettiğim hareket olan sırtını kabartıp bacaklarıma sürünme eylemine geçtiğinde ben boynundaki tasmayı okumaya çabalıyorum ama ne mümkün. Kedi kıpır kıpır.. Sinirim bozuluyor, o sinirle kediyi bir elimle tutup bir elimle hızlıca tasmayı çeviriyorum ve işte orada! 2 adet cep telefonu numarası. Aman Allahım! Harika birşey yaptım, bir aile mutluluktan ağlayacak, aylar önce kaybolan biricik yavrularını teslim eden bir kahraman olacağım hayalleriyle hemen ilk numarayı arıyorum. Telefonu tam hayalerimdeki gibi yaşlıca sesli bir kadın açıyor ve belli ki uyuyor.  Merhaba, sizin kaybolan bir kediniz var mı diye belki de tuhaf kaçacak bir hızla konuya giriyorum ama tanımadığım birine hal hatır soracak değilim diye düşünmeden de edemiyorum. Kadın birden uyanıyor, sesi şimdi iki kat güçlü çıkıyor. Anasına bak kedisini al diyorum içimden. Kedi de 2. hedefi olan bana nasıl da cırlamıştı! Nerde buldunuz diyor olabildiğince sabırsız bir sesle. Hemen tarife başlıyorum ve salakça bir sevinçle aptal bir gururun karıştığı sırıtışımı yüzümde donduran o ses geliyor. Haaa orası mı diye yumuşayıveriyor ses, ay o hep gezer oralarda sağolun, yine çıkmıştır gelir diyor. Tam bir gerizekalı gibi kusura bakmayın rahatsız ettim diyorum, halbuki onlar rahatsız edilmeyi göze almışlar kedilerini ve cep telefonu numaralarını İstanbul sokaklarında başıboş yürütürken. Ve o an kadın sonsuz bir müteşekkürlük içerisinde bana iltifatlar yağdırmaya ve benim gibi duyarlı insanlar kalmadığını anlatmaya başlıyor. Zevkle dinleyeceğim yerde üzülüyorum, başkası olsa aramazdı yani diyorum içimden. Nerede hislerimiz, nerede insanlığımız diye neredeyse ağlayacak oluyorum ama son zamanlarda bunu aşırı yaptığım için olsa gerek -doktorumun koyduğu teşhisle- gözyaşı noksanlığım sonucu kurumuş gözlerim bana müsaade etmiyor.

Sonra, kediye kaybolmadığı ve benden daha özgürce hayatını yaşama şansına sahip olduğu için bir anlık öfkeyle bakıp arkamdan miyavlama sandığı bağırmasına aldırmadan çekip gitmemden çok az süre sonra, neden hayvanlar kadar özgür olamadığımızı düşünüyorum. Ve bu halimizi çok trajikomik buluyorum. Trajik, komik, trajik…

Etiketler:
 
 

Dramatize Oldum, Beni Düzeltin 15 Aug 2009

Filed under: GünLük — kokosh @ 01:03

Bugün sevgilimle sinemaya gittik. Ben zaten bu ara anlamadığım veya anladığım bir nedenden ötürü herşeye ağlıyorum, Grey’s Anatomy’nin sezon finalini herhalde 3. kez falan izleyip hıçkıra hıçkıra ağlamışlığım bile vardı akşamüzeri. Hormonal bir bozukluk olsa gerek gözyaşlarımda hiçbir tükenme belirtisi yok ve bu filmde de musluklarım hiç durmayacakmışçasına açıldı gece gece!

Filmin adı My Sister’s Keeper, benim erkek olsam peşinden ayrılmayacağım kadın olan Cameron Diaz oynuyor. O 40′ına merdiven dayamış veya bilemiyorum belki de geçmiş haliyle 3 çocuk annesini canlandırıyor bu filmde doğal güzelliğinden hiçbirşey yitirmeden. Ve o 3 çocuktan birisi ne yazık ki lösemi. Film, çocuklarını kurtarmak adına ona bir kardeş daha veren bir ailenin öyküsünü konu alıyor. Gerisini anlatsam boş, sadece izlemeniz lazım. Yakın zamanda izlediğim en güzel filmlerden biriydi. Her sahnesinde duyguları yoğun bir şekilde hissettiren ve sizi derinden acıtan bir film olduğunu söyleyebilirim.

Benim en çok korktuğum şeylerden birisi sinema gibi sessiz bir ortamda abuk bir ses çıkarmaktır. Örneğin bugün herkesten gelen o narin burun çekme seslerinin arasında içimde tutmaya çabaladığım ama bir türlü başaramadığım gözyaşlarımla birlikte ”hiiiiiiiiiiiiiiiiiii’ diye bir hıçkırık efekti çıkarmamak adına yapmadığım şey kalmadı. İnanın, o kadar zorlandım ki son anlarda neyse ne rezil olmaya razıyım, yok yok değilim diye ikilemlerle boğuşmaya başlamıştım. Nasıl başardım bilmiyorum ama o trajikomik sesi çıkarmadan filmi tamamlayabildim. Üstelik tek bir peçeteyi haşat ederek. İçinde salya, sümük ve gözyaşı gibi her türlü insana ait müsvedde vardı desem yalan olmaz.

Diyeceğim şudur ki gidin izleyin. Hamile, duygusal bir anne veya baba değilseniz, en azından sevgilimin deyişiyle ‘dirayet’inize olan güveniniz tam ise sinemalar sizi bekliyor. Aksi takdirde önermiyorum.

Not: Hep başıma gelen şey bugün de oldu. Tüm o ağlayan sesler nedense ışık yandığında tüm makyajları ve karizmaları ile salonu terkederken ben kıpkırmızı burnum, çinli gözlerim, yanaklarımda kurumuş rimellerim ve yeteri kadar büyük değilmiş gibi iyice şişmiş dudaklarımla bir zavallı misali geçtim insanların arasından. Ağlarken ‘bozulmayan’ insanları sevmiyorum, daha önce söylemiş miydim?..

 
 

İnsana Dair.. 12 Aug 2009

Filed under: KokoSh'un küTüphaNeSi — kokosh @ 16:38

İspanya’ya gitmeden evvel şöyle yükte hafif ama bir an önce silip süpüreceğim kadar merak uyandıran kitaplar arayışı içindeydim. Daha önce adını bile duymadığım bir yazar olan Ilgın Olut’un Yüzleri Arayan Adam adlı romanı ilgimi çekti ve aldım. Sonra neden kitabın adından daha ön planda bu Neva’nın Yazarı ibaresi diye düşündüm ve araştırdım. Meğer bu Neva pek bir meşhurmuş da bilmemek benim ayıbımmış bir kitap kurdu olarak..

Neyse diyeceğim şudur ki bu kitabı aldığım gibi bitirdim. Gerçekten çok beğendim ve tavsiye ediyorum. Bazı yanları beni ‘böyle büyük aşklar bu kadar kolay sarsılabilir mi’ diye düşündürse de insanın olduğu heryerde insana dair hataların, kıskançlıkların, pişmanlıkların ve tutkuların olabileceğini kabul eden bir yaştayım artık. Ilgın Olut gerçekte bir doktor, bu romanı da zaten doktorların hayatı üzerinden bir anlatım içeriyor. Siz meraklılar, kitabın arka kapağına buradan ulaşabilirsiniz.

Sevgilim bana Neva’yı aldı ve kütüphanemin tepesinden her gece bana ‘beni okuuuu’ diye bağırıyor bu armağan. Şu an ben Elif Şafak‘ın Bit Palas‘ı ile mutlu günler geçirmekteyim ve bitirdiğim an sizlere aktarmayı kendime görev edindim. Ilgın Olut’un bir diğer romanı olan ve adına taptığım, hatta utanmasam okumadan bir numaralı roman adı ödülünü vereceğim (Böyle bir ödül yoksa patentini isterim!:Pp) Küfkedisi‘ni ise henüz alma fırsatı bulamadım ama yakındır. Nedense ben diğerlerini okurken ebediyen tükenecek diye bir korkuya kapılıyorum sıradaki kitaplar için.. Bu korkuma da tıpta bir isim vermek istiyorum izninizle, La fobia de out of stock :Pp

Not: Siz daha gülün Spanglish bu dil, hıh!!!

 
 

İspanya’ya Veda 07 Aug 2009

Filed under: GünLük — kokosh @ 22:52

İspanya’dan sizlere son kez seslendiğimden bu yana ayaklarım yaratığa dönüşene kadar gezdim :) Valencia’dan ayrılmama 5 gün kala sevgilim süpriz yaptı ve yanıma geldi. Dolayısıyla son günlerimde kursum, o ve arkadaşlarımla geçireceğim vakitler arasında koşturdum durdum. Sizi ve birtanecik blogumu unuttum mu? Hayır! Ama evdeki pinti Japon ona internet için tekrar ödeme yapmayı reddettiğim için hainlik yapıp şifreyi değişti ve ben internetsiz kaldım.. Ha çok umursadım mı, ne yalan söyleyim hayır :) Son günlerim inanılmaz eğlenceli geçti, pek bir şatafatlı sertifikamı aldığımda bülbül gibi şakıyordum İspanyolca. Pek bir gururluyum yani söylemesi ayıp :P

Sonrasında Barcelona maceramız başladı. Barcelona’da geçirdiğim 3 gün kesinlikle yetersizdi. Çok gezdim tozdum ama doyamadım. Valencia’daki yemek kıtlığından sonra Barcelona’da kendimi kaybedip tıkındım durdum, muhteşem antika pazarından kendime 1945 yılına ait bir küpe aldım. Ha paraya para demiyor olsaydım tüm tezgahları alırdım, o ayrı mesele. Resimde gördüğünüz Gaudi eseri La Sagrada Familia kilisesinin sanırım 150 fotoğrafını çektim, büyülendim. En komiği ise Go Car’la, elimizde Barcelona haritası tüm şehri 9 saat dolaştığımız gündü. GPRS’li bu araba insan gibi sizinle dırdır konuşuyor, minnacık boyuyla bildiğiniz trafikte yol alıyor ve size yol gösteriyor. Birden ıslık çalıp sizi insanlara rezil ediyor. Yolda İspanyolca dersi veriyor, utanmasa motoru durdurunca da iletişimi kesmeyecek. Gerçekten harika bir icat. Gülmekten yıkıldığımız an ise benim sevgilime ‘aaaaaa şu eve bakkk” diye böğürmemin 1 saniye arkasından GPRS’in ”Wawww look at this amazing mansion!” diye bağırmasıydı. Ya bu araba anlatılmaz yaşanır. Hatta sevgilim diyor ki tatil planlarını bu arabanın olduğu şehirlere göre yapmak lazım :Pp

Neyse, sonuç olarak çok mutlu geçirdiğim günler her güzel şey gibi (neden bilmem, neden Allahım nedeeeen?!) sona erdi. Üstelik ben yokken zavallı abim evimizi tek başına daha büyük bir eve taşımak durumunda kaldığı ve taşır taşımaz Amerika’ya gittiği için 2 gündür 5 saat uyuyarak ev topluyorum. Çıldırmak üzereyim. Depresyonun eşiğindeyim. Geri ışınlanmak istiyorum müsaadenizle ben İspanya’ma..

Etiketler:, ,