KokoSh » 2009 » March

KokoSh

BiR KokoSh’un GünLüğü…

 

Dizi Dizi HayatLar 31 Mar 2009

Filed under: GünLük — kokosh @ 03:07

En çok sevdiğim dizi karakterlerini yazmak istedim. Hani sırf o karakter olduğu için diziyi deli gibi izlediklerimi.. Özlüyorum onları ben, nedense çok gerçek gelmiş bana yaşadıkları.. Nasıl olduklarını merak bile ediyorum çünkü onların hayatını yaşayan binlerce insan vardır diye düşünüyorum :) Geçmişe dönük bir yazı bu, şu an devam edenleri katmadım. Tükensinler bakalım önce bir, özleyecek miyim karakterleri..

Beyaz Gelincik-Meryemce/Tülin Özen (Sakın ‘o fahişe değil miydi dizide önceden’ demeyin hepinizi öldürürüm, melek o melek!)

Asmalı Konak-Bahar/Nurgül Yeşilçay (Ne asi, ne tutkulu kadındı be!)

Aliye-Deniz/Nejat İşler (Fedakar doktor, sabırlı aşık karakter)

Yabancı Damat-Niko/Özgür Çevik (Karısı için yapmadığı kalmayan adam gibi adam, helal valla!)

Haziran Gecesi-Duygu/Burcu Kara (Bahtsız eş, mağdur kadın)

Bir İstanbul Masalı-Behiye/Arsen Gürzap (Bir anne ve bir eş olarak asil bir kadın portresi)

İçlerinden en çok Meryemce’yi özledim, kendisiyle de konuşmuştum biryerde karşılaşıp, övmüştüm oyunculuğunu ki hiç huyum değildir ünlülere yaklaşmak. Gerçekten harikaydı oyunculuğu benim gözümde. Ayrıca kendisi çok güzel bir kadın, ben spor salonunda görmüştüm sıfır makyaj maşallah..

Not: Daha hatırlamadığım hangi diziler var kimbilir. Gecenin bu saatinde kafam ancak bu kadar çalışıyor valla…

 
 

Şükür Kavuşana 29 Mar 2009

Filed under: GünLük — kokosh @ 21:16

Aslında yazabilirdim biricik bloguma şu son zamanlarda ama ne bilim fırsat bulamadım, belki de yaratmadım demek daha doğru olur. Bugün oy kullandım ben de birçoğunuz gibi (umarım!!!) ve şimdi kanal d’nin koyduğu stres yaratıcı müzik eşliğinde açılan sandıkları izliyorum ellerimi kemirerek heyecandan. İkametgahımı İstanbul’a aldırdığım için İstanbul’un hayrına bir oy verdim ama gözüm aynı zamanda başa baş mücadele içerisindeki memleketimde! İstanbul gibi orası da çok heyecanlı ilerliyor. Ay kendimi haber spikeri zannettim bir an yemin ederim! Yeter bu kadar muhabbet, zaten kalp krizi geçirtir bu kanalın fon müziği adama..

10 gün önce iğrenç bir boğaz enfeksiyonu geçirdim, birkaç gün okula gidemedim falan. Şu anda iyiyim ama berbat bir şeymiş hastalıkla boğuşmak bir kez daha anladım yani. Karga sesimle travesti gibi dolaştım, öksürürken hele içime 40 yaşında adam kaçmış gibi ürkütücü oluyordum. Hasta demişken canım annem ayağından ameliyat oldu, dersler yüzünden yanında olamadım ve vicdan azabı çekiyorum içten içe.. İyileş bir an önce anneciğim, o zarif ayaklarından çıksın o koca sargılar.

Okulda ödevler bitmiyor, kabus gibi arka arkaya ödev, proje yok bilmemne sıralıyorlar habire. Kendimi ilkokul çocuğu gibi hissediyorum, tek eksiğim bir deftere yanyana yazılmış sayfalar dolusu harfler desem yeridir.. Tez deseniz adını neden tez koymuşlar merak ediyorum. Tez yazılan birşey sanki, dalga geçer gibi..

Geçen haftasonu Fakeangel geldi yanıma, kuzenim de geldi. Aman bir ilgilendiler benimle, hasta olmanın tek güzel yanı buymuş. Gerçi kuzenim yine onu bunu getir yaptı ama onun kimseye acıması yoktur, kaale almadım :) Elbet birgün gelecek ben de onu çalıştıracağım! Fakeangel ise sabah kahvaltıma kadar hazırladı, güya ben evsahibiyim. Elleriyle süsledi beni, gönderdi sevgilime. Sevgilim kaçtı da geçen pazar İstanbul’a çarşı izninde, ufak bir firar yani. Neyse böyle firara can kurban, ona olan özlemime girersem çıkamayız burdan, yazarım durmam valla saatlerce. Yani bu konuda bana dokunmayın, ağlarım!

Of be blogumu özlemişim, şükür kavuşana yani. O kadar çok yazmak istediğim şey var ki daha, hangi araya yetiştiririm bilmiyorum. Neyse bekleyin beni, aradan dereden bulurum yolumu nasıl olsa.

 
 

TchiBo RüzGarı 08 Mar 2009

Filed under: ALışveriŞ SePeTim — kokosh @ 02:52

Bugün sevgilimi görmeye Gölcük’e gittim, sabah sabah soluğu size ‘yepyeni ürünler’ yazımda bahsettiğim ürünleri almak üzere Tchibo‘da aldık İzmit’e giderek. Ve son kalan şapka kutularıma kavuştum :) Adının ne olduğu önemli değil, zaten içini dolduracak kadar şapkam da yok ama bir sürü eşyam mevcut. Üstelik websitesinde göreceğiniz harika çamaşır torbaları, ayakkabı çantası ve üstü açık ıvır zıvır kutularından da aldım. Hepsi çok güzeller ve tüm bu saydıklarım toplamda 107 lira tuttu, merak edenlere duyurulur. Odalara şık ötesi bir düzen getirmek için önceki alışverişim ve annemin bana aldıklarıyla birlikte toplamda 200 lira! Ama gerçekten değer.. Adı üstünde temanın, ”Düzenin Asaleti!”

Böyle nostaljik ürünler her zaman ilgimi çeker benim. Gül kurusu tonlarında çiçekli duvar kağıtları, eski bir vazo, aşınmış ahşap bir sandalye gibi parçalar çok kıymetli gelir gözüme. Sanırım bu genç ve bıcır bıcır bedenin içinde zevkli ve yaşlı bir kadın ruhunu da barındırıyorum ben. Reenkarnasyon diye bir şey varsa eğer bir tanesinde tartışmasız cerrahken (bir insan ancak bu kadar net ve detaylı ameliyatlar yapabilir rüyasında), bir diğer yaşamımda ise şato tarzı bir yerde yaşayan ve korseli kabarık kıyafetleri olan genç bir kadındım herhalde.. Bu kadar zıt tarzları, istekleri tek bir ruhta barındırıyor olmanın başka bir açıklaması var mı acaba..

 
 

Anneannem 05 Mar 2009

Filed under: GünLük — kokosh @ 16:14

Evet, resimde gördüğünüz benim anneannem. O da bir zamanlar aynı bizler gibi gencecik bir kızdı. İşte bu resimde anneannem şimdilerde bile birçok gelini kıskandıracak güzelliği ve ultra modern, zarif gelinliğiyle hayatının en önemli günlerinden birinde.. Bugün onun doğumgünü, okumayacak bu yazıyı çünkü tüm gün bize ‘napıyorsunuz bu bilgisayarlarla’ deyip duran biri olarak internette gezmesini beklemiyorum tabi.

Benim anneannem bazen cin gibi bazen aşırı saf bir kadındır. Cinliği hiç kötü yönde olmaz, herkesin her yaptığını olumlu yönden görmeye çabalar. Saflığının derecesini anlatmak bile yetersiz. Şöyle söyleyim, doğumgünü bilinmediği için ve soğuk bir gündü diye hatırlandığı için kendisine 18 şubatı doğumgünü seçmiş ve biz geçen seneye kadar hep o gün kutlamıştık. Meğer bizimkinin nüfus cüzdanında doğumgünü yazarmış ama aklına bile gelmemiş açıp bakmak. Çok dalga geçtik geçen sene tabi ama herkes hala eski doğumgününde kutlarken ben yenisini tercih ediyorum ilkbahar sever biri olarak. Sonra zamanında dedemle komşularmış, herkes anneanneme dedemin soyadıyla seslenir gülerlermiş, anneannem dedemin ona aşık olduğunu hala aklından bile geçirmez niye böyle yapıyorlar diye kara kara düşünürmüş.

Bir gün dedem anneanneme bir Zeki Müren plağı hediye etmiş, içinde böyle muhabbet kuşu olsam dalına konsam falan tarzı bir şarkı varmış, ‘dinle’ demiş ona. Bizim saf hala anlamaz aman komşuyuz bana hediye almış diye düşünürmüş.. Tabi en son istemeye gelineceği zaman jeton düşmüş :)

Onların zamanında nişanlıyken bile gezmek garip kaçarmış, o zamanlar nişan nikah demekmiş. Nişanlanan gençler bildiğiniz resmi nikahla evlenir ama asla beraber kalamazlarmış! Çok komik ama öyle.. Nikahlı kocasıyla gezer tozar sonra da düğünle evlenirlermiş zaten evli olanlar.. Anneannem de gülüyor şimdi bu duruma. Yani es kaza nişanlısıyla anlaşamayan biri olsa düğünden önce boşanmak zorunda düşünsenize! :)

Annem hep çalıştığı için anneannem büyüttü beni, hala her derdimi dinler, herşeyimle ilgilenir birebir. Despot karakterine ne kadar kızsam da aslında ona ne kadar benzediğimi gördükçe gülümsüyorum istemeden. Aynı onun gibi kuralcı ve despot bir karakterim oldu, üzüm üzüme baka baka karardı da diyebiliriz.

Dedemle anneannem bir aşk evliliği yaptılar. Dedem ben küçükken öldüğünde hayatta en sevdiğim insandı. Biri bana onun gökyüzünde olduğunu söylemiş olacak, uzun bir süre her gece balkonda gökyüzüne bakarak konuştum onunla. Sonunda bir gün anneannem bunu yapmama gerek olmadığını, onun zaten bizi duyduğunu söylemişti de vazgeçmiştim soğuklarda balkona koşmaktan.

Anneannemi çok seviyorum, eğer ileride onun yarısı kadar fedakar ve güçlü bir anneanne olabilirsem ne mutlu bana.. Doğumgünü kutlu olsun, benim çocuklarımın düğününü bile sağlıkla görsün inşallah.

 
 

YepYeni ÜrünLer 04 Mar 2009

Filed under: ALışveriŞ SePeTim — kokosh @ 22:00

Kahve düşkünleri ve alışveriş meraklıları biliyordur, Tchibo diye bir yer var artık ülkemizde! Bu mağazaların en önemli özelliği kahve içilen mekan şeklini her daim korurken belirli aralıklarla değişik kategorilerde ürünler getirip satışa sunmaları.. Açıkçası ben kahvesini hiç içmedim ama alışveriş deneyimimi her zamanki gibi sizinle paylaşmak istedim.

Tchibo’nun bugün sona ermiş olan temasını tesadüfen Pazar günü keşfettim sevgilimle Gölcük’ten kaçıp İzmit’te çarşı izninin keyfini sürerken. Konu evlere düzendi! Resimde görmüş olduğunuz harika saklama kutularından aldım sevinç içerisinde. Haftasonu bir daha gittiğimde kalmış olursa şayet İzmit’ten websitesinde göreceğiniz şapka kutularından da almayı düşünüyorum. Alışveriş esnasında kitap görünümlü bir kilitli kutuya vuruldum ama maalesef anahtarı kasalarında ve o kasa da bozuk olduğu için ürünü satın alamadım. İşin en güzel tarafı ne biliyor musunuz? Annelerin mükemmel varlıklar oluşu! Canım annem memleketimizde benim için koşup tüm İstanbul’da tükenmiş olan mini kasayı almayı başardı. Ayrıca yatağımın altında tıkış tıkış duran kendime çeyiz diye aldığım sayısız Victoria’s Secret gecelikleri koymak için bu kutulardan 2 çift daha almış. Bununla da kalmayan annem dolaplara özgürlük verecek pantalon askılarından ve takıları asmak için olan kadın vücudu biblodan da almayı ihmal etmemiş bana.

Şimdi size bu mağazadan alışverişin artı ve eksi yönlerini veriyorum!

- İnternetten alışveriş var ama maalesef sadece geçmiş temalardan bazı ürünler mevcut, yakında haftalık tema satışının başlayacağı yazıyor. Umarım ki bu çok yakında ibaresi gerçekten yakındadır..

- Vitrinlerinde yer alan ürünler tek kaldıysa bile asla satılmıyor. Siz orda aşık olduğunuz ürüne bakıp ağlarken inatla satış matış yok! O vitrindeki ürünü alabilmek için size temanın biteceği gün söyleniyor ve siz sabah mağaza açılışında sıraya giriyorsunuz, eğer şanslıysanız ürün sizin oluyor.

- Aynı gün değişim almıyorlar. Bunun nedeni tema değişim gününe mi denk gelmesi yoksa her zamanki halleri mi bilmiyorum. Değişim için ertesi günü gitmeniz gerekiyor mağazaya ki bu zaman ve enerji kaybı.

- Ürünler çok hoş ve birçoğu piyasa fiyatlarının altında. Genellikle orjinal ürünler satılıyor, hepsi kullanışlı ve her tarza, ihtiyaca uygun birşey var.

- İnternet üzerinden müşteri hizmetleri çok hızlı değil ve çok kısa cevaplar veriliyor ama ilgili olduklarını hissediyorsunuz.

- Çalışanların hepsi kibar ve bilgili, ayrıca telefonda bilgi almak istediğinizde de çok istekli kişiler yardımınıza koşuyor.

- İnternet siteleri sadece explorerla uyumlu, bu benim gibi Firefox kullanıcıları için gıcık bir durum.

Bu gecelik benden bu kadar.. Umarım yeni cicilerimi beğenirsiniz, websitesini gezince hepsini görebilirsiniz. Bana fikirlerinizi yazmayı ise unutmayın sakın.

 
 

BaŞka HayaTLar, TanıDık HisLer..

Filed under: KokoSh'un küTüphaNeSi — kokosh @ 01:45


Bu aralar anlatamadığım birçok kitap bitirdim. Ve artık en sevdiğim şeylerden biri olan okumanın üzerine bir daha yazmam gerektiğini farketmiş bulunuyorum. Son zamanlarda okuduğum kitaplar hep hayatları gözlüyormuşuz hissini uyandıran cinsten. Başkalarının hayatlarını okurken kendi hislerimizden parçalar dökülüyor önümüze, bunu kimse inkar edemez. Zaten okumanın büyüsü de buradan geliyor. Kendi iç dünyamıza yolculuğa çıkmak, gelişmek, büyümek, bazen unuttuğumuzu sandığımız çocukluğumuza dönebilmek..

Geçenlerde bitirdiğim kitaplardan biri de Canan Tan’ın Piraye’siydi. Hayallerinden uzaklara savrulan Piraye’nin üniversite hayatı ve sonrasında yaşadığı evliliği okurken kendinizi birçok kez onun yerine koyacaksınız. Ve bu kitapta sevdiğim bir özellik daha mevcut, başka diyarları tanımaya fırsat vermesi! Diyarbakır’ın adetlerini okurken de bilmediğiniz birçok şeyi öğreneceksiniz.

Daha önce yazmışım, gördüm utandım. Nermin Bezmen’in Sır’ını bitirince hemen devamına, Aurora’nın İncileri’ne başlayacağım demişim 2007 yılında. Fakat okuma aşkımın şıpsevdilik özelliğinden olsa gerek raflarda beni bekleyen Aurora’nın İncileri’nden önce sayısız kitap okumuşum. İyi de olmuş aslında. Özlemişim hikayeyi ve gerçekten büyülenerek okuyorum.  Hatta ağlıyorum ben geceleri yatağımda okurken kaybedilen aşkın arkasından. Benden kaç yaş küçük Hüma’nın deliler gibi aşık olduğu kocasının ölümünün ardından hissettikleri içimi dağlıyor resmen. Sır’ı hala okumadıysanız ikisini birden alın artık, demedi demeyin..

Taner Akman’ın Ben Büyüyünce Doktor Olmıycam kitabı ise çok daha hafif ama düşündürücü yönleri de var. Meslek seçimi ailesinin hayalleri doğrultusunda gelişen Taner’in gerçek hayat hikayesini tıp fakültesinde geçirdiği yıllar içerisinden çıkıp gelen ufak hikayeler şeklinde okuyacaksınız. Bu kitap çocuklarda nelerin iz bıraktığına dair güzel bir örnek, bunu da söylemeden geçemeyeceğim.