KokoSh » 2009 » January

KokoSh

BiR KokoSh’un GünLüğü…

 

KabusLar Evi 29 Jan 2009

Filed under: GünLük — kokosh @ 03:39

Çağan Irmak’ın Kabuslar Evi serisini izliyorum arada bir denk gelince. İlk filmini sevgilimle izlemiştik. Hiçbir zaman korkunç olmayan bu filmler garip bir şekilde germeyi başarıyor insanı. Hoş ben herşeye gerilebilirim, gece gelen 12 kat aşağıda çalışan çöpçülerin çıkardığı sesleri kapımdaki katil zannederek mesela her gece muntazam gerilmekteyim. Neyse bu ayrı bir paranoya konusu..

Bugün Tanıdık Yabancı’yı izledim, hatta az önce. Gecenin bu saatinde nelerle uğraşıyorum bakın yani.. Bu film beni germekten ziyade inanılmaz üzdü. O kadar hüzünlendim ki sözde korku olan bu filmde oturup ağladım. Özellikle sonu çok dokundu bana. İşin içine insan ruhunun kaldıramadığı olaylar girince ve birisi en önemli konu olan akıl sağlığını kaybettiğinde hep böyle dokunur bana zaten. Gören de her gün çevremde biri Bakırköy’e yatırılıyor zannedecek! Bildiğiniz ben filmin sonunda salya sümük ağladım ya! Şimdi gülesim geliyor ama bu da ayrı bir delilik göstergesi olacak baş kahraman Derya’nınkinden sonra..

Not: Allah aşkına biri şu filmlerin hepsinde çalan o sözsüz şarkıyı bulsun, indirsin ya da bir link versin bana! Çooooook güzel yaaaaa, iPod’um kan ağlıyor o melodi olmadan! Hadi bir el atın noluuuuur…

 
 

Don’t you wish we were lovers without distance from each other? 27 Jan 2009

Filed under: GünLük, VazGeçiLmeZ ŞarkıLaRım — kokosh @ 22:02

Herşey çok anlamsız gözüküyor gözüme birkaç gündür. Önümdeki şu buruşmuş peçete yığınıyla günler boyu ağlayarak yatabilirim bu kanepede.

Ne yazsam boş aslında..

Yazmamalıyım hiçbirşey.

Sadece mutsuzum hepsi bu, bilmeniz gerekiyorsa o da..

 
 

Zaman 25 Jan 2009

Filed under: GünLük, VazGeçiLmeZ ŞarkıLaRım — kokosh @ 18:44

İnsanoğlu ne garip. Hep deriz ya zaman ne çabuk geçiyor ya da zaman geçmek bilmiyor diye. Hangisinin doğru olduğu tamamen yaşadığımız hüzün ve mutluluk anlarıyla ilgili. Dün Gölcük'teydim ben. Asker ziyaretinde. Çok mutlu bir gün geçirdik o'nunla.. O hep gülümsedi, hep güldü. O gülünce ben de güldüm her zamanki gibi. Dün benim için çok çabuk geçti zaman. Mutluluk ne kadar çok ise zaman o kadar çabuk geçiyor. Zamanın geçiş hızı ile mutluluğun çokluğu doğru orantılı ilginç bir biçimde. Ve bugünüm benim sanki 2 aydır yaşanıyor. Hiç bitmiyor, bitmek istemiyor inadıma. Ben de günü geçirmek için bir yol buldum kendime, oda temizliği!

Ne zaman mutsuz hissetsem, ne zaman içim sıkılsa biryerleri temizler toplarım ben. Sanki o düzen hayatıma da düzen getirecekmiş gibi gelir nedense.. Şimdi sepetlerimi ters yüz ettikçe hep ona dair birşeyler çıkıyor karşıma. En çok kilitlendiğim şey ise her yerden bir aps kağıdı çıkması. Gönderdiğim mektupların kağıtlarını saklıyorum ben çocuk gibi. Kağıt kalemi çocukluğumdan beri çok severim ben. Yazı yazmak bir terapi gibi benim için. O nedenledir çocukluktan beri dönem dönem tuttuğum günlükler, bu blog, yazdığım mektuplarım. Ve ileride bir kitap yazmayı planlıyor olmam da bunun bir parçası sanırım. Çok komik bu! Çünkü geçenlerde gönderdiğim mektubu verirken sevgilime komutanı demiş ki ''Okudum mektubu. Çok kültürlü birine benziyor gerçekten, yazar falan mı? Yazmayı düşünüyor mu ileride?'', komutanıyla yüzgöz olmak istemeyen sevgilim yalan söylemiş hayır diye. Halbuki biliyor planlarımı. Gülerek anlattı bana telefonda bunları, ben de güldüm her zamanki gibi. O gülünce ben de gülerim hep otomatiğe bağlanmış gibi. Gülmek aşıklar arasında bulaşıcı mı acaba?

Evimin 12. katta olmasının bir ilginç yönü kuşların bana sürekli arkadaşlık ediyor olması. Hep camımdalar, uçuyorlar sürü halinde oraya buraya. Bir mektubumda yazmıştım o'na.. Keşke benim de kanatlarım olsa gelip konsam koğuşun tepesine diye. Şimdilerde kıskanıyorum yine o kuşları saçma olduğunu bile bile. Ve kanat sesini çok severim ben. Sezen Aksu'nın Güvercin şarkısına taktım bu ara, sürekli dinliyorum ve çok seviyorum şarkının melodisini, sözlerini ve sonundaki kanat sesini. Siz de dinleyin istiyorum ve tanıyanlar bilir beni, isteklerimi gerçeğe dönüştürmeliydim her zamanki gibi..

 
 

Doğumgünüm KutLu OLsun! 18 Jan 2009

Filed under: GünLük — kokosh @ 17:51

Bugün benim doğumgünüm. 24 yaşındayım! Koskoca 24 yıl yaşamışım ama çoğunu hayal meyal anımsıyorum. Balık hafızalı olmak insanı daha genç tutuyor bunu anladım. Gerçi düşününce seneye doğumgünümde ‘Aman Allahım, 5 sene sonra 30 yaşındayım!’ diye dehşete kapılacağımı farkediyorum. Neyse, her yıl olduğu gibi bu yıl da sevgilim olmadan girdim yeni yaşıma. Ve bu son ayrı geçirdiğimiz doğumgünümdü diye ümit ediyorum. Asker olmasına karşın beni düşünerek önceden hediyeler almış olması ise beni ayrıca çok duygulandırdı. Hatta kendimi suçlu bile hissettim. O orada 20 kişiyle bir koğuş paylaşırken ben burda sıcak evimde hediyemi yalnız açtığım için üzülüyorum, ne bencilim diye düşündüm. Zaten her zaman kendimi suçlayacak birşey bulurum.

Sabah babamla ve eşiyle Emirgan’a kahvaltıya gittik, hava çok güzeldi böyle günlük güneşlik. İçim açıldı resmen. Şimdi de evde cadı kuzenimi bekliyorum, söylediğine göre bana çok güzel bir hediye almış :) Neyse benim de ona hediyelerim var, buzlukta duran anneannemin gönderdiği içli köfteler!!! :))

Umarım yeni yaşımda sevdiklerim hep yanımda olur, sağlıklı ve mutlu olurum. Hı bir de dün gece tam 24.00′te sevgilimin aldığı hediyeyi açarken dilediğim şey gerçek olur!

Not: Evet, bu yazıyı tebriklerinize açık olmak için yazdım biraz. Okşayın ruhumu hadi!

 
 

Here With Me 15 Jan 2009

Filed under: GünLük, VazGeçiLmeZ ŞarkıLaRım — kokosh @ 00:57

I didn’t hear you leave
I wonder how am I still here
And I don’t want to move a thing
It might change my memory

Oh I am what I am
I do what I want
But I can’t hide

And I won’t go
I won’t sleep
I can’t breathe
Until you’re resting here with me

And I won’t leave
I can’t hide
I cannot be
Until you’re resting here with me

I don’t want to call my friends
For they might wake me from this dream
And I can’t leave this bed
Risk forgetting all that’s been

Oh I am what I am
I do what I want
But I can’t hide

 
 

we still wish though because sometimes they come true.. 10 Jan 2009

Filed under: GünLük — kokosh @ 02:55

Düşlemekten, dilemekten vazgeçtim diyen insanlara inananlardan mısınız? Ben hayatta birçok şeyin olabiliritesini gözönünde bulunduran bir kişiliğe sahip olduğum halde buna inanmam mümkün değil. Sizde inanmayın ve sakın ha bu cümleyi dile getiren bir insan dahi olmayın.

Hangimizin hayalleri, istekleri olmadı ki bu hayatta? Onlar olmadan biz varolabilir miydik ya da? Çocukluğumuza dönelim.. Kimbilir neler düşlüyorduk o zamanlar şimdinin bile yıllar öncesine dair.. Hangi biri gerçek oldu veya olmadı.. Bunun gerçekten, derinlemesine düşünüldüğünde bir anlamı var mı? Bence yok. Düşlediklerimiz bizim ruhsal gelişimimizi tamamlamız için birer anahtardır. Hayallerin olmama olasılığı yoktur ve hayallerimiz herkese göre güzel olmak zorunda da değildir. Önemli olan bizim için güzel bir anlam taşımalarıdır.

Geriye dönüp baktığımızda hayallerimizden ne kadar uzaklara savrulduğumuzu görüyoruz çoğumuz. Şanslı olanlarımız ya da şansını kendi yaratanlarımız ise daha bir emin duruyorlar kendilerinden şimdilerde. Gerçekleşmeyen hayallerimiz bizi hayal kurmama noktasına getirebilir mi? Biz insanlar asla kolay olanı dilemez, düşlemeyiz. İşin içine tutkular, zorluklar ve sabır girmedikçe düşümüzü düşten saymayız biz.

Hiç mi bir dileğiniz gerçek olmadı bu hayatta? Binlerce hatta belki milyonlarca düşlerimizden hayatın kendisine dönüşen çıkmadı mı hiç? Bu mümkün değil. İşte bu nedenle hayal kurmaya devam ediyoruz herşeye rağmen. Çünkü bazen gerçek olduklarını gördük gözlerimizle.

Benim de hayallerim var.

Ve çok güzeller.

Düşünürken bile insanın içini ısıtan cinsten hem de.

Onlarsız varolduğumu bile düşünemiyorum ve belki gerçekleşmeseler bile olabilme ihtimallerini çok ama çok seviyorum.

 
 

Düşünce Curcunası 06 Jan 2009

Filed under: GünLük, GüzeLLik SeanSı, KokoSh'un küTüphaNeSi — kokosh @ 20:06

Sevgilim aradı biraz önce çok sıra varmış, birkaç saniye konuştuktan sonra ‘bu numaranın bir üstünü bir dene bakalım o kulübe çalışırsa ordan konuşalım’ dedi, denedim bir kadın açtı ve askeriye olmadığını söyledi, demek yanlış biliyordu numarayı ve konuşamayacaktık.. Çok üzüldüm hatta ağladım salak gibi. Neyse kadıncağız aynen şöyle dedi: ”Önemli değil kızım biz alışkınız yıllardır, hayırlı teskereler olsun yavrum hihihihi” ve kapadı. Yurdum insanını seviyorum ben ya!

Hava ekstra derecede soğuk, kelimelere ben bile dökemiyorum düşünün yani :Pp Donuyorum resmen ve kaloriferler ancak kendine yetiyor bana kalan ufak bir ısıtıcı. Ya donarak yapayalnız ölürsem bu evde diye bile düşünmeye başladım. Korkuyorum!

Kapıcıya kalsa ayda bir bana kalsa iki güne bir kapımda belirip aidat istiyor! Valla bu hayata para dayanmaz. Ne bu iş anlamadım ben kardeşim! Sürekli para ödüyoruz, yine bir hayrını görmüyoruz.. Para demişken yeni paramız pek bir karizmatik resmen kıyamıyorum kimselere vermeye belki daha tutumlu olurum bu sayede.

Bu yemekteyiz programı ne biçim birşey? Herkes kendini at terbiyecisi zannediyor mübarek! Hepsinde bir hava bir tafra! Bir kere ilk öğrenmeleri gereken herkesin fikirlerine saygı duymak ve evine gelen misafire sofra adabı dersi vermenin asıl terbiyesizlik olduğunu bilmek. Tabaklar dolu dolu dökülmeye gidiyor mutfağa, yemeyecekseniz hayır demeyi bilin, dökülen yemeğe acıdığım kadar hiçbirşeye acımam bu hayatta! İnsanlar açlıktan ölüyor kimse farkında değil mi acaba?

Kısa saçlarıma birkaç kişi hariç çok iyi tepkiler geliyor ama olumsuz bakanlar da yok değil. Gerçi onlar da işyerindeki poposunda saçlarıyla gezen yarı arabesk tipli kızlar dolayısıyla ciddiye almamalıyım. İşten cuma günü istifa edeceğim ve suç işliyor gibi hissediyorum hiç çaktırmadan çalışmaya devam ettiğim için.

Bakirenin Aşığı’nı bitirdikten sonra Buket Uzuner’in İki Yeşil Su Samuru’nu okumaya başladım ve çok güzel gidiyor. Kitapta ilgimi çeken bir kısmı aynen paylaşmak istiyorum.. ” ‘Annelik’ ve ‘karı’lık, insan yaşamı içinde doğum, hastalık, büyümek, yaşlanmak ve ölmek kadar doğal oluşumlardan kadının payına düşen ekstralardır. Bunlar bir yaşam içinde mutluluk, sevinç, şans ve şanssızlık kadar olasılık sınırları içindedir. ‘Anne’ ve ‘karı’ olmak için çok çalışmanız, çok iyi eğitilmiş olmanız ve başarı hırsıyla donanmanız gerekmez. Hemen bütün yetişkin dişiler birinin karısı ve birilerinin annesi olabilirler. Halbuki doğal oluşumun dışında seçilen hedefler, ulaşmak için irade, mücadele, çalışkanlık, birikim ve enerji gerektirirler. ” İşte bu ya! Sağlam bir kariyer yapmak istiyorum ben hem de çooooook!

Ekonomik kriz için kendimce aldığım önlemlere gülmeyin valla bütçeyi acayip iyi etkiliyor :) Sisley dudak kremi ve peelingten The Body Shop’a geçiş yaptım. Memnunum ama ben yine de bir ara Sisley’e dönmeyi tercih ederim. Sonra elektrikli herşeye ekstra bir dikkat ediyorum ve almak istediğim her kıyafet için iki kez gerçekten bende buna benzer birşey yok mu diye düşünüyorum. Siz de deneyin, damlaya damlaya göl olur :)) Bozulmaya başlayacağını hissettiğim sebzeleri hemen soyup doğrayıp buzluğa atıyorum, yemek yaparken hem hazır oluyor hem de çöpe gitmemiş oluyorlar boşu boşuna.

Abimin eseri olan erkeksi evi bir türlü dişi moda geçiremiyorum. O askerde diye kafama göre oynuyorum evdeki eşyaların yerleriyle ama bana mısın demiyor, ev bir türlü çiçekli kalpli moda geçemiyor ve yeni eşyalar almamak için sabrımı zorluyorum çoğu zaman. Her tarafı krem ve pastel renklerle döşenmiş bir ev istiyorum ben. Ve büyük ikramiye yılbaşında bana çıkmadığı için boykot ediyorum Milli Piyango’yu!

Tepe müdürümüz İngiliz kadının Türkçe konuşması sinirlerimi hoplatıyor benim. Herşeyi sündürüyor ve asla karşısındakini dinlemiyor. Satiiiiiiiiiiişşş bayyyyyyyy bayyyyyyyy dediği an bilin ki satışı kaçırdınız! Ay yazarken bile sesi kulağımda çınlıyor, çin işkencesi gibi ya..

Yaşadığım hormonal dengesizlikler sağolsun yüzüm camel trophy gibi engebeli bir görünüme sahip. Cildim hiç olmadığı kadar çirkin ve ben artık lekeleri kapamaya uğraşmaktan dahi vazgeçtim. O nedenler bana saç ve cilt demeden önce iki kez düşünün derim bundan böyle. Kelin ilacı olsa başına sürermiş değil mi ama?

Geçenlerde asansörde en nihayetinde yan komşum olduğunu anladığım kadınla tanışmaya çalıştım. Çalışmaz olaydım! Kadın meğer ne kadar nefret ediyormuş abimden. Başladı bırbırbır gittiği belli zaten bilmemne demeye. Sonra başladı abimin kızarkadaşıyla yaşadığı tartışmayı anlatmaya, hiç sallamadım sinir bozucu yaratığı! Nefret ettim kadından resmen, insan bir muhabbeti ilerletir sonra kibarca söyler bir derdi varsa! Bir daha birşey söylerse ben de banyo penceresinden dinlediğim kocasının iğrenç telefon konuşmalarından söz edeceğim ona! Gıcık bir yüz ifadesiyle ve cevaplarla ayrıldım yanından ama bizi ayıran tek şey yatakodalarımızın duvarı maalesef..

Annemin bana balık kızartırken kullandığı mısır ununun kalanını nasıl değerlendireceğimi de buldum :) Geçen gün bir websitesinde peeling tarifinde yer alıyordu. Bir tatlı kaşığı yoğurtla bir tatlı kaşığı mısır ununu karıştırıp ovacakmışım suratımı. Bakalım işe yarayacak mı! Ya da önce siz deneyin kobay olarak sonra ben yapim bu çirkin suratıma olur mu?

 
 

Seyir Defteri 05 Jan 2009

Filed under: GünLük — kokosh @ 00:41


Güya tatilden geliyorum. 4 günde 3 şehir gezdim ve 4. durak olarak ise İstanbul’a döndüm bugün. Biri baba tarafına ziyaret, diğeri kendi memleketim bir diğeri ise bahriyelinin yuvası.. Kuşkusuz en duygu yüklüsü askeriyeye gidişimdi ve o güzel anlar sayesinde beni en az yoran oldu diyebilirim. Çok garip bir duygu sevdiğiniz insanı bir üniforma içinde görmek ve onun tel örgülerinin arkasına geçemiyor olması. Mutlu bir gündü, hüzünlü tarafları da vardı tabiki.. Korkunç bir soğuk ve öldürücü bir rüzgar eşliğinde geçirdik 3 saati birlikte. Nasıl özlemişim, meğer nasıl merak ediyormuşum dün iyice anladım. Elimde sıcak yemekler, (evet sıcacık değil ama sıcak) kargoyla gönderilememiş olan hediyem ve mektubumla birlikte adım attım oraya. İlk gördüğümde beyaz bahriyeli şapkasıyla el sallıyordu bana ve gülümsüyordu masum masum. Bol bol konuştuk, güldük, müzik dinledik, (ipodumu götürmüştüm onun ne kadar özlediğini bilerekten) ısınmaya çabaladık açık havada çaresizce ve yedirdim durdum ona yemekleri. Sadece ona değil nerde ailesi olmayan bir asker görsem onları da besledim kurtuluş savasındaki analar misali. Dalga geçmeyin valla çok tuhaf bir şefkat basıyor insana oraya gidince. İçiniz acıyor, yanıyor hatta. Ama herşey güzeldi. İyi olduğunu bilmek, o 2 dakikalık telefon konuşmalarında soramadıklarıma cevap almak çok rahatlatıcı oldu. Tekrar ayrılmak kısmı ise korkutucuydu. Hemen kaçarak uzaklaştım ordan zırlamamak için..

Yılbaşı gecesini ise çılgınca özlediğim anneannem, onun ablası, annem ve Fakeangel’la birlikte geçirdim. Hayatta aile gibisi yok ve bu tezimde çok iddialıyım! Evimi, dostumu, ailemi, Yumoş’u ve hatta şapşal bakışlı içgüveysi damadım Sakıp’ı bile (kuşum ve kocası) nasıl özlemişim.. İstanbul uçağına binmek, buradaki yalnız hayatıma dönmek oldukça zor oldu bugün. Ve başlamak zorunda olduğum bitirme tezimin verdiği korku, işten ayrılmamın gerekliliği içime kasvet salıyor. Sanırım bu hafta son olacak işyerinde benim için çünkü bu tempoyla tez yazmayı bırak literatür taraması bile yapamayacağımı hissediyorum. Bu arada Fakeangel’ı alıp kuaförüme gittim ve saçlarımı sadece uçlarından kestirecekken kuaför ve Fake’in tuzağına düşerek kısacık saçlarla çıktım ordan. Çenemin hemen altında kesilen saçlarımla küçüklüğüme döndüm. Bakır saçlarım kısacık ve çilli suratım ay gibi ortada. Kendimi 5 yaşında hissediyorum, nitekim sevgilim beni görünce şirin bir gülümsemeyle ‘çok komik olmuş’ dedi. Hakaret mi iltifat mı ne olduğu belirsiz bu cümleden sonra beğendiğini açıkladı neyseki ama doğru mu söyledi bilemem tabi :) Ama bu saçı yıkamak çok kolay gerçekten ve kendimi böyle iyi hissediyorum.

9 sayısını çok severim ben, küçükken fala bakardık kuzenlerle ve 9 beraberlik demekti, mutluluk verirdi falda. Ordan kalma olabilir ama çok severim işte. O nedenle mi bilmem 2009′un da süper olacağını hissediyorum. Öyle olsun ama değil mi? Hadi hep beraber dua edelim, güzel süprizler olsun hayatlarımızda..