2008 November | KokoSh

KokoSh

BiR KokoSh’un GünLüğü…

 

DaLdan DaLa 30 Nov 2008

Filed under: GünLük, VazGeçiLmeZ ŞarkıLaRım — kokosh @ 04:58

Normalde her hafta perşembe günü USA memleketinde Grey’s Anatomy’nin yeni bir bölümü yayınlanır ve ben Aşk-ı Memnu’yu izlerken düşünürüm kara kara ay neler yayınlanıyor acaba şu an falan diye. Bu hafta da farklı değildi ve en sonunda cuma günü oldu. Cuma günü olmasına sadece Grey’in Anatomisi düşecek internet piyasasına diye sevinmedim tabi, aynı zamanda işten kurtulduğum gün demekti benim için cuma! İşten gelir gelmez bir heyecanla nete daldım ilginç henüz birşey yoktu, e uyuyor amerikalı kardeşlerim uyanınca yazarlar rapidshare linklerini benim gibi başka diyarlarda yaşayanlar için falan diye kendimi avuttumi gece yarısı oldu tık yok. Bugün artık cinnetin doruklarında hırs yapmış vaziyette tuhaf sitelerde dolanırken bir terslik olduğundan emin oldum ve sevgilime sordum yayınlanmamıştır dedi ve haklı çıktı maalesef.. Az önce benim haftamın keyiflerinin eksik kaldığını kesin olarak öğrendiğim andı. 4 Aralık yani yayın günü ise çok beklediğim bir tarih olamaz çünkü sevgilimin askere gidişi yaklaşmış oluyor o nedenle o günü iple çekmemeliyim! Bir bilişsel çelişki halindeyim ki sormayın millet!

Bugün sevgilimin arkadaşları dedi ki ağlamaya başla yarın o resmi olarak bir asker, nedenini nasıl olduğunu tam anlamadım ama ciddiye benziyorlardı ben de hemen yüzümü buruşturdum gözlerimi tek bir noktaya diktim ve ahmak ifadeli suratımla ‘ben ne yapıcam, o ne yapacak, aman Tanrı’m bu iş nasıl olacak’ diye beyin fırtınasına giriştim kendi çapımda. Ben söyleyim bu iş hiç hoş olmayacak!

Ayrıca bu gece korkunç bir psikolojik baskı ile arkadaşlarımıza ve sevgilime Awake filmini izlettirmeyi başardım. O kadar kafalarını ütüledimki ya beğenmezlerse diye tırstım sonra ama riske değdi. Çok beğendiler ve kimseden azar işitmedim böylece, ben de özlediğim filmi 2. kez aynı zevkle izledim. Awake’le ilgili yazıma buradan ulaşabilirsiniz..

Şimdi Vodafone reklamını izledim, adam evden önce bir tabloyu sonra laptopını sonra tvsini sonra cdliğini katlayıp cebine sokuyor ve keyifle kapıdan çıkarken muhtemel surette hayatını ona adamış güzel kızı hatırlayarak geri dönüp ona bir öpücük kondurarak onu da katlayıp cebine sokuyor. Yani şimdi ben o adamı ne yapayım? Be adam! O kadın senin ilk hatırlaman gereken şey değil mi, ayıptır günahtır sanki anahtarını unutmuş gibi niye en sona bırakıyorsun! Vallahi çok gıcık kapıyorum bu erkeklerin elinden çıktığı belli reklamlardan. Ben de Vodafone’un izni ile o adamı alıp katlamak ama sonra küçük parçalar halinde yırtıp evde ayırdığım geri dönüşüm poşetime koymak istiyorum. Kimbilir, belki geri döndüğünde (!) daha kıymet bilir biri haline gelir..

Biz güya koca popolarımızı kaldırabilseydik bu gece karaokeye gidecektik. Bizimkilerin fantezisi oda kapatmak ve orda böğürmekti. Bu saçma bir fikirdi aslında, yani odaya gerek yoktu bence.. İlk şarkıyı ben söylerim sonra mekanda bir bizim tayfa kalır diye düşündüm ben. Ve haklıydım ama dedim ya koca popolarımızı kaldıramadığımız için kanıtlayamadım tezimi.

Tez demişken güya tezsiz yüksek lisans yapıyorum! Külahıma anlatsınlar. Bizden beklenen minimum 80 sayfalık birşey ve aynı tez gidişatında yazılacakmış. Hocalar ağzıyla bunun tezden hiçbir farkı yok deyip duruyorlar. Ben daha danışmanımla bile tanışmadım ve aklımda olan tek şey sağlık iletişimi üzerine bir proje (tez tez tez) yazmak.. Hadi konu bulun bana! Hep ben mi iyilik yapacam size!? Yok saçınız yok gelinliğiniz yok eviniz yok kütüphaneniz.. Yeter! Ben de ilgi istiyorum, bana değilse bile şu konuya biraz duyarlılık lütfen! :))

Okan Bayülgen açık şimdi, Mor ve Ötesi çıktı. Ay bayılıyorum bunların her şarkısına, kendini tekrar etmeyen ve her cümlesi çok anlamlı şarkıları var adamların. Özellikle araba kullanırken böyle şarkıları çok severim mesela otobanda daha bir güzel oluyor başka şehre doğru yol alırken.. O hızda yanda görecek kimse olmadığından bağırarak eşlik edebiliyorum ne güzel.. Benim öyle saçmalıklarım vardır. Mesela spora giderken memleketimde hep mutlaka Ferhat Göçer dinlerdim, okula giderken ise hemen koltuğumun altından bir Hüsnü Şenlendirici cdsi çıkarırdım. Banyo yaparken ve sokakta yürürken ise Grey’s Anatomy müziklerinden oluşan arşivim favorim örneğin..

Bu arada dün akşam aynı tayfa bir ocakbaşına gittik Taksim’de.. Zülfikar mı Zübeyde mi öyle biryer işte. Cidden çok güzeldi mezeleri parmak yedirten cinsten, kebabı da öyleydi. Çaprazda Sanem Çelik vardı, çocukluğumun Kara Melek’i gençliğimin Aliye’si.. Sevdim dedin hiç sevmedin sen kimleri mahvettin kara melek diye hafızalardan silinmeyen bir şarkısı vardı dizinin hatta :)) Aman ne kadar hiperaktif bir hatunmuş o, vallahi gece boyu elleri kolları havada ve kafası bacakları sallanarak birşeyler anlattı durdu kadınlarla dolu bir masaya. Sevgilim bile şaştı hala aynı heyecanla anlatıyor bu nasıl bir enerji diye.. Severim onu ben, böyle kendine has bir doğallığı var. Ya dün Taksim’e giderken dişlerimiz birbirine vuruyordu böyle bir hava olamazdı yani buz resmen, bugün de pencere açık oturduk evde. Küresel ısınma mı bunun adı bilmiyorum ama kürenin de benim gibi kafası çok karışık son zamanlarda orası kesin..

 
 

Her TeLden! 16 Nov 2008

Filed under: GünLük, KokoSh'un küTüphaNeSi — kokosh @ 23:39

Kafayı mutluluk ve huzur saçan bir evle bozmuş olan ben, bugün yanda resmini gördüğünüz kitabı aldım. Aslında hikayemin başlangıcı biraz garip. Dünyanın en genç ruhlu annesi olan annemin, internet üzerinde yaptığı bir tasarımına uluslararası bir siteden aldığı ‘30 doları Amazon‘da harca!’ hediyesini bana armağan etmesiyle bende başladı ‘ay ne alsaaaammm?’ krizi. Normalde bana gir amazona harca $500 deseniz gözünüzün yaşına bakmam yemin ederim! Parayı siz öderseniz tabi ama neyse.. Ama şimdi bu $30 bedavaya gelecek ya ay bir kıymetlendi bir kıymetlendi anlatamam! Günlerdir düşün düşün bir türlü bulamıyorum, tabi en çok gezdiğim bölüm ev dekorasyonu ile ilgili kitaplar oldu ama maalesef hiçbiri içime sinmedi. Sonra bu kitabı Chichiqueen denen tasarım manyağı sitede gördüm tabi canım ülkem bunu 60 Ytl’ye satıyor ama aslında kitap 20 küsür dolar. Kitabı inceledim burada sonra dank etti! Hemen amazona bakim dedim ve darananammmmm buldum! İşte muhteşem süreç bu buluş ile başladı. Akıllı amazon hemen bana bunun gibi birkaç kitap daha tavsiye etti ve ben sevinçten aptal bir ifadeye bürünen suratımla toplam 4 adet kitap aldım. Kargo falan dahil $80 tuttu ama ben $50 ödedim ve alsak alsak bedavaya ne alsak bedavaya falan diye naralar attım evde kendi çapımda. Kitaplar gelmeden böyle aklımı oynattım kimbilir gelince nolacak halim..

Bu arada kendime Ugg bot aldım, biliyorum herkeste var ama napim çok beğeniyorum. Aslında Victoria’s Secret‘dan alacaktım ama gıcıklarda 36 numara stoklarında yok ve 2009 ocağın bilmemne günü gelecekmiş, ben onu beklesem çatlarım biliyorum o yüzden Vakkorama‘da aldım soluğu. Herneyse ne kadara aldığımı sormayın depresyonun dibini boylarım çünkü bugün Aldo‘da Ugg gördüm vitrinde ve tam yarı fiyatı yazıyordu. Ordakiler sahtemi bilmiyorum ama içeri girip sormadım bile hani olur ya aldığım renk ve numaram varsa ve eğer sahte değilse düşüp bayılırım diye korktum. Gerçi fiyatı sorsanız bile depresyonum vücudumun tek çıtı pıtı olan yeri bacaklarımı daha da bir çırpı gibi görmemi sağlayan ugglarımı ayağıma giydiğimde sonra erecek, çok sorun değil yani! :)

Aaaa aklıma ne geldi! Ne zamandır yazıcam size unutuyorum. Akıl küpü Mango bir websitesi hazırlamış, neyi neyle giyeceğinizi bir güzel anlatıyor size. Kıyafetlerinizi kombine etmeyi ve neyin bu sene revaçta olduğunu görmeniz için muhteşem bir site olmuş tavsiye ediyorum. Negiymeliyimbymango‘ya uğrayın! Yabancı dil özürlüleriniz de üzülmesin çünkü Türkçe altyazı koymuşlar sizin için..

Bu hafta 2 sınavım var ve medya dersinde kameraman olma gafletinde bulundum. Kendim kadar birşeye hükmetmeye çalışıyorum ama çok yakıştı ya o kulaklık o endam bana :) Zaten kendimi düşünebileceğim meslek hayallerimde doktorluk her zaman bir yana, sinema televizyon alanında kamera arkası ve önü herhangi bir pozisyon, gizli ajanlık ve Türk filmlerinde tüylü şalı olan saygın şarkıcı rolleri yatıyor! Dalga geçebilirsiniz, umrumda değilsiniz.. :)

 
 

İdraksızLık! 13 Nov 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 02:03

Sürekli şöyle diyaloglar halindeyiz sevgilimle..

-Neden onu almadın ki? Lazım olacak sana?

-Yok ya kullanamam, askerde olacağım biliyorsun.

ya da

-Aaaa yılbaşında sana ne hediye alacağımı buldum!

-?

ya da

-Zayıflamalıyız hayatım!

-Ben zaten askerde veririm!

ya da

-İlk defa doğumgünümüz beraber geçe..

-(Üzgünüm suratı yapıyor!)

falan filan.. Yani ben sürekli onun bugün itibariyle tam 1 ay içerisinde askere gideceği gerçeğini kabullenemiyorum ve aptal saptal diyaloglara girmemize sebebiyet veriyorum. Neden bilmiyorum ama onun olmayacağı 6 aylık bir süreci düşünemiyorum. Bazen hiç görmemeyi bir kenara bırakıyorum ve tamamen onun yaşayacağı hayata yöneliyorum, başlıyorum karalar bağlamaya bir anne gibi. Eyvah ne yer, nerede uyur, hastalanırsa nolur, üşür mü, ben üzülmeyim diye kötü şeyler olunca gizler mi vıdı vıdı vıdı..

Bünyem her ne kadar bu durumu kabullenmiyor olsa da acı gerçekle yüzleştiğimde, onu yolcu ederken ve sonrasında onsuz geçireceğim merak dolu her günümün, gecemin tokat gibi geleceğini biliyorum. Biliyorum ama nedense sürekli unutuyorum. O sanki hiç gitmez, beni bırakmaz gibi geliyor. Bu idraksızlık bana pahalıya patlayacak.

Bazen de bencillik damarlarım kabarıyor. Ben şimdi bile kendimi yapayalnız hissederken bu koca&kalabalık şehirde onsuz ne hale düşerim diyorum. Tanrı’m! Bana yardım et lütfen ve tüm askerlerimize. Asker yolu bekleyenlere..

 
 

Issız Ada’m 09 Nov 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 16:07

Dün sinemaya gittik. Sevgilim, ben ve arkadaşlarımız. Issız Adam filmine Çağan Irmak’ın. Babam ve Oğlum’dan sonra o kadar büyük bir trajediyi kaldıramazdık ama Çağan bizi röportajlarında rahatlatmıştı ne de olsa ‘Bir Babam ve Oğlum daha yapmam..’ diyerek. Gerçi sevgilime göre aynı şeyden yola çıkmış, duygularımızla oynuyor bu film de ve içimize işliyor. Öncelikle uyarıyorum filmi izlememiş olanlarınız varsa yazının devamını okumasın, daha doğrusu filmin sonunu öğrenmek istemeyenler.

Film gece hayatına ve sekse çok düşkün ama aslında içinde çok yalnız olan bir erkeğin hayatının çocuk kostümleri tasarlayan sıradan ve sempatik bir kızla hayatının kesişmesini ve aşık olmalarını konu alıyordu. Ama bencil erkek alıştığı hayattan kopmaktan ya da bağlanmaktan korkuyor ve ilişkilerine noktayı koyuyordu. O koyduğu nokta onun için ve kız için dayanılmaz acılara sebep oluyor ve sonunda erkek ıssız bir adam olarak hayatına devam ederken kız unutamadığı bir adamı düşünerek başkasıyla evliliğini sürdüren bir anne olarak karşımıza çıkıyordu. Her yönüyle trajik bir hikaye ve sürekli ‘Ne yani, neden bitti? Ellerine ne geçti?’ dedirten cinsten ve yaralayan..

Kız terkedildikten sonra erkeğe ”Karda donmak üzeresin. Uyumak tatlı geliyor ama aslında öldüğünü farkında değilsin.” diyerek ya da benzeri bir cümle işte, uzaklaşmıştı. Başlığı Issız Ada’m olarak yazdım çünkü kızın adı Ada idi ve Çağan’ın burda bir kelime oyunu yaptığını hissettim, sanırım doğrudur. Filmin başına dönecek olursak diyaloglar çok yapaydı ve kız çok yapmacık oynuyordu. Eğer film böyle giderse ben bu aşka nasıl inanırım diye düşündüğümü hatırlıyorum. Neyse ki sonraları çok daha gerçekçi bir film izledik. Filmin müziklerine ise diyecek birşey bulamıyorum, ayakta saatlerce alkışlasam belki teşekkürüm yeterli olur. Nil Burak, Ayla Dikmen, Semiramis Pekkan’ın şarkılarıyla ölümsüzleşen filmde daha başka sanatçılarında eskimeyen şarkılarına yer veriliyor. Sonuç olarak ben filmden ağlayarak çıktığımda Çağan’a kızdığımı hatırladım. Filmden erkekler ağlayarak kadınlar rahatlayarak çıkacak demişti. Hayır ben hiç rahatlamadım çünkü bu geri dönüşü olmayan hatayı yapmaya devam edecek erkekler ve arkalarında bırakacakları büyük aşklar olacağını biliyorum ki bu düşünce beni çok yıpratıyor. Umarım yine de en azından izleyen kesime büyük bir ders olur bu hikaye ve Çağan amacına erişir. Sonuç olarak söylemek istediğim eğer izlemeyip yazıyı okumaya devam ettiyseniz mutlaka gidin bir de sizin bakış açınızla görelim.

Filmden bağımsız olarak aklıma takılan birşey Çağan’ın röportajında ”Sex&The City seven kadınlara çok kızıyorum!” demiş olmasıydı. Evet bir konuda ona katılıyorum çünkü Sex&The City kadınları aşk ve seksle aklını bozmuş, alışveriş delisi olarak gösteren bir diziydi. Ben de bunu çok sık düşünürdüm diziyi izlerken ama yine de o diziyi baştan sona çok severek izledim çünkü beni eğlendiriyordu. Hiçbir zaman bir Sex&The City kadını olmadım, olamam da fakat bu onların hayatını tebessümle izlememe engel olmamalı. Dolayısıyla Çağan’a diyeceğim şudur ki kendisi bizim gerçekliğimizi anlatan filmler yapmaya ve gönlümüzü fethetmeye devam etsin lütfen ama o kadar da kızmasın bize! :)

Not: Bozulan pikapımız aklıma geldi ve çok üzüldüm. Yeni kararım çalışan bir pikap almak antikacıdan veya nerden bulursam artık ve bulabildiğim tüm güzel plakları satın almak. Pikaptan müzik dinlediğimiz günlere büyük bir özlem duydum resmen film yüzünden..

 
 

Exhausted 06 Nov 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 01:58

Yorgunum, bittim hatta toptan tükendim ben. Şu an zor yazıyorum kendi elim beni çarpıyor klavyeden, öyle elektrik yüklüyüm yani, şaka gibi çarpılıyorum habire. Neyse elektrik çarpması bile beni durduramaz. Bu ara böyle bir ahmaklık seviyesinde yorgunum. Bugün ayakta uyurken mesela kendime greyfurt ve portakal suyu sıktım, neymiş belki dirilirim diye. Manasızlık tabi, bu kadar kafa ve vücut yorgunluğuna bir bardak meyve suyu ilaç olsaydı ohoooo..

Ya cidden yine evrende bir nokta olmak istediğim günlerimdeyim. Zaten öylesin falan diye felsefe yapmayın dağıtırım burayı! Öyle bir nokta olmalıyım ki kimseler farketmesin dolayısıyla üzerime sorumluluk falan da yüklemesin.. Nasıl ama? Herneyse, şimdi düşününce birden benim burda ne işim var ya.. Kokoshu seviyorum. Hayır kendimi değil, blogumu. Hem zaten birşey itiraf edim mi? Ben kokoş falan değilim, dünyanın en salaş kızıyım ama süsü püsü çok severim. Öyle uzaktan.. Ya da yakından. Satın alırım, pek kullanmam. Oh be! Bu da içimde kalmıştı..

Hadi bana iyi geceler.

 


MusicPlaylist