DaLdan DaLa 30 Nov 2008
Normalde her hafta perşembe günü USA memleketinde Grey’s Anatomy’nin yeni bir bölümü yayınlanır ve ben Aşk-ı Memnu’yu izlerken düşünürüm kara kara ay neler yayınlanıyor acaba şu an falan diye. Bu hafta da farklı değildi ve en sonunda cuma günü oldu. Cuma günü olmasına sadece Grey’in Anatomisi düşecek internet piyasasına diye sevinmedim tabi, aynı zamanda işten kurtulduğum gün demekti benim için cuma! İşten gelir gelmez bir heyecanla nete daldım ilginç henüz birşey yoktu, e uyuyor amerikalı kardeşlerim uyanınca yazarlar rapidshare linklerini benim gibi başka diyarlarda yaşayanlar için falan diye kendimi avuttumi gece yarısı oldu tık yok. Bugün artık cinnetin doruklarında hırs yapmış vaziyette tuhaf sitelerde dolanırken bir terslik olduğundan emin oldum ve sevgilime sordum yayınlanmamıştır dedi ve haklı çıktı maalesef.. Az önce benim haftamın keyiflerinin eksik kaldığını kesin olarak öğrendiğim andı. 4 Aralık yani yayın günü ise çok beklediğim bir tarih olamaz çünkü sevgilimin askere gidişi yaklaşmış oluyor o nedenle o günü iple çekmemeliyim! Bir bilişsel çelişki halindeyim ki sormayın millet!
Bugün sevgilimin arkadaşları dedi ki ağlamaya başla yarın o resmi olarak bir asker, nedenini nasıl olduğunu tam anlamadım ama ciddiye benziyorlardı ben de hemen yüzümü buruşturdum gözlerimi tek bir noktaya diktim ve ahmak ifadeli suratımla ‘ben ne yapıcam, o ne yapacak, aman Tanrı’m bu iş nasıl olacak’ diye beyin fırtınasına giriştim kendi çapımda. Ben söyleyim bu iş hiç hoş olmayacak!
Ayrıca bu gece korkunç bir psikolojik baskı ile arkadaşlarımıza ve sevgilime Awake filmini izlettirmeyi başardım. O kadar kafalarını ütüledimki ya beğenmezlerse diye tırstım sonra ama riske değdi. Çok beğendiler ve kimseden azar işitmedim böylece, ben de özlediğim filmi 2. kez aynı zevkle izledim. Awake’le ilgili yazıma buradan ulaşabilirsiniz..
Şimdi Vodafone reklamını izledim, adam evden önce bir tabloyu sonra laptopını sonra tvsini sonra cdliğini katlayıp cebine sokuyor ve keyifle kapıdan çıkarken muhtemel surette hayatını ona adamış güzel kızı hatırlayarak geri dönüp ona bir öpücük kondurarak onu da katlayıp cebine sokuyor. Yani şimdi ben o adamı ne yapayım? Be adam! O kadın senin ilk hatırlaman gereken şey değil mi, ayıptır günahtır sanki anahtarını unutmuş gibi niye en sona bırakıyorsun! Vallahi çok gıcık kapıyorum bu erkeklerin elinden çıktığı belli reklamlardan. Ben de Vodafone’un izni ile o adamı alıp katlamak ama sonra küçük parçalar halinde yırtıp evde ayırdığım geri dönüşüm poşetime koymak istiyorum. Kimbilir, belki geri döndüğünde (!) daha kıymet bilir biri haline gelir..
Biz güya koca popolarımızı kaldırabilseydik bu gece karaokeye gidecektik. Bizimkilerin fantezisi oda kapatmak ve orda böğürmekti. Bu saçma bir fikirdi aslında, yani odaya gerek yoktu bence.. İlk şarkıyı ben söylerim sonra mekanda bir bizim tayfa kalır diye düşündüm ben. Ve haklıydım ama dedim ya koca popolarımızı kaldıramadığımız için kanıtlayamadım tezimi.
Tez demişken güya tezsiz yüksek lisans yapıyorum! Külahıma anlatsınlar. Bizden beklenen minimum 80 sayfalık birşey ve aynı tez gidişatında yazılacakmış. Hocalar ağzıyla bunun tezden hiçbir farkı yok deyip duruyorlar. Ben daha danışmanımla bile tanışmadım ve aklımda olan tek şey sağlık iletişimi üzerine bir proje (tez tez tez) yazmak.. Hadi konu bulun bana! Hep ben mi iyilik yapacam size!? Yok saçınız yok gelinliğiniz yok eviniz yok kütüphaneniz.. Yeter! Ben de ilgi istiyorum, bana değilse bile şu konuya biraz duyarlılık lütfen! :))
Okan Bayülgen açık şimdi, Mor ve Ötesi çıktı. Ay bayılıyorum bunların her şarkısına, kendini tekrar etmeyen ve her cümlesi çok anlamlı şarkıları var adamların. Özellikle araba kullanırken böyle şarkıları çok severim mesela otobanda daha bir güzel oluyor başka şehre doğru yol alırken.. O hızda yanda görecek kimse olmadığından bağırarak eşlik edebiliyorum ne güzel.. Benim öyle saçmalıklarım vardır. Mesela spora giderken memleketimde hep mutlaka Ferhat Göçer dinlerdim, okula giderken ise hemen koltuğumun altından bir Hüsnü Şenlendirici cdsi çıkarırdım. Banyo yaparken ve sokakta yürürken ise Grey’s Anatomy müziklerinden oluşan arşivim favorim örneğin..
Bu arada dün akşam aynı tayfa bir ocakbaşına gittik Taksim’de.. Zülfikar mı Zübeyde mi öyle biryer işte. Cidden çok güzeldi mezeleri parmak yedirten cinsten, kebabı da öyleydi. Çaprazda Sanem Çelik vardı, çocukluğumun Kara Melek’i gençliğimin Aliye’si.. Sevdim dedin hiç sevmedin sen kimleri mahvettin kara melek diye hafızalardan silinmeyen bir şarkısı vardı dizinin hatta :)) Aman ne kadar hiperaktif bir hatunmuş o, vallahi gece boyu elleri kolları havada ve kafası bacakları sallanarak birşeyler anlattı durdu kadınlarla dolu bir masaya. Sevgilim bile şaştı hala aynı heyecanla anlatıyor bu nasıl bir enerji diye.. Severim onu ben, böyle kendine has bir doğallığı var. Ya dün Taksim’e giderken dişlerimiz birbirine vuruyordu böyle bir hava olamazdı yani buz resmen, bugün de pencere açık oturduk evde. Küresel ısınma mı bunun adı bilmiyorum ama kürenin de benim gibi kafası çok karışık son zamanlarda orası kesin..





