KokoSh » 2008 » October

KokoSh

BiR KokoSh’un GünLüğü…

 

HayaLLer Gerçek OLsa 27 Oct 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 01:19

Bir hayalim var benim. Bir ev bu. Provence ve Country tarzlarının harmanlanmış haliyle bizzat benim tarafımdan döşenmiş. Aydınlık bir ev. Kocaman pencereleri var ve tüm günışığını alıyor. Koyu renk mobilyalara yer yok. Her türlü ana mobilyası krem, ahşap ve beyazın tonlarından oluşuyor. Nostaljik bir görünümü var eşyaların, hatta bazılarında eskitme oldukça fazla kullanılmış. Aksesuarlarım renkli ama çoğunlukla. Özellikle turkuaz ve uçuk pembelere çok yer verilmiş. Gereksiz eşyalar yok, yumuşacık kilimler, minik halılar var heryerde ve çıplak ayakla basınca muhteşem bir his veriyorlar. Yerler ahşap. Açık renk ama. Mutfak kocaman ve oturup sohbet edilebilen bir yer. Muhteşem yemekler yapıyorum orda ellerimle hergün, taptaze yemekler. Ve taze çekirdeklerden hazırlıyorum kahvemi her sabah. Buzdolabının üzeri ise mıktanıslarla dolu. Çalışma odam -sevgilimin deyişiyle bilim yuvası- kocaman bir kütüphaneye sahip. İçi yıllarca okuduğum kitaplarla dolmuş, her ay da yenileri ekleniyor. Çok güzel bir yazı masam var orda ve üzerinde beyaz bir laptop. İlk kitabımı yazıyorum ben o masada. Aynalarım Çukurcuma’dan alınmış, Kapalıçarşıdan alınmış kumaşlarım var. Ve bunun gibi bir sürü şey.

Yalnız bu hayali kurarken hep birini daha görüyorum o evde. Nedense tek yaşadığım bir yer olamıyor asla düşümde dahi burası. Varsın olmasın. Sevdiği biri olmayınca insanın zaten heryer boş ve anlamsız gelir sanırım bir noktada ya da bir noktadan sonra.. Bunu anlayabilmek için ufak bir süre yeterli diye düşünüyorum. Çünkü denklem çok basit. Hayat paylaşınca güzel!

 
 

FooLish GirL 26 Oct 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 14:23

Dün akşam bir film izledim. The Painted Veil.. Çok hüzünlü bir filmdi. Ağlayacağım belki de başından beri kesin olan cinsten. Oysa ki filmin sonlarına kadar hiç ağlamadım ben çünkü içimde bir yerlerde bir süredir inanılmaz bir mutluluk rüzgarı dolaşıyordu. Sonra birşey oldu, böyle zevkle çiğnenen bir sakızın aniden patlatılması ve yapışarak o zevki bir daha veremeyecek hale gelmesi gibi mesela. O patlama sesi tüm sevincimi öldürdü benim. Kalbim öyle acıdı ki ne yapacağımı bilemedim. O noktadan sonra filmin ardına sığındım ben ve ağladım özgürce. Ne de olsa bir aşk filmi izliyordum ve ağlamakta bir sakınca olamazdı değil mi? Ama dedim ya hiçbirşey beni ağlatamazdı hatta üzemezdi son günlerde çünkü bir umut, bir heyecan parçası sürekli geziniyordu içimde. Güzel şeyler olacağının beklentisi sarmıştı her bir yanımı ve durduramıyordum, zaten durdurmakta istemiyordum.

Gece olduğunda anladım ki ben bir aptalmışım. Katıksız saf bir aptal. Üzerinde en ufak bir zeka izi taşımayacak kadar aptal hem de! Evimde özgürce hıçkıra hıçkıra ağladım, sabaha kadar kendimi paralayarak düşündüm. Neden böyle saçma bir kanıya varmıştım, nereden ve hangi akılla kendimi böyle mutluluk denizine atmıştım? Tek suçlu ben miydim yoksa suçlu bir başkası mıydı? Bir noktadan sonra suçun ve suçlunun önemini yitirdiğini gördüm. Önemli olan tek şey benim artık heyecanımı, mutluluğumu yitirmiş olmamdı.

Ve o hiç susmayan ses beynimde ”Ne kadar aptalmışım..” diyen durmadan, hiç durmadan…

 
 

Sınırda 21 Oct 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 23:48

Sınırda bir kişilik dönemi geçiriyorum. Allah ’sınırda kişilik bozukluğu’ olanlara yardım etsin gerçekten, psikoloji konusunda çok okuduğum için biliyorum bir facia. Neyse, duygularım sapıttı anlayacağınız. Mutluluğum uç, üzüntülerim uç, rüyalarım anormal, fobilerim ise tavana vurmuş vaziyette ve korkunç tıkınıyorum habire. Sebebi ne ben de pek emin değilim ama aklımı oynattım. Mesela bugün otobüsle okula gidiyordum. Kulağımda ipodum, ay bir gülme geldi bana anlatamam. Tutmaya çalışıyorum ama ne mümkün! Önce gülümsemeyle örtmeye çalıştım olmadı. Başladım gülmeye, neredeyse kahkahaya dönecek ama karşımda yaşlı bir kadın ters ters bakıyor, yanında da sülük tipli bir kız manyağa bak der gibi bir bakış suratında. Benim yanımda bir çocuk şaşkın şaşkın izliyor beni. Dedim şimdi indirecekler otobüsten deli bu diye. Belki aşağıda birileri de deli gömleği ile bekliyor olur falan. Sonunda indim neyse geçer sandım geçmedi, okula kadar sırıtarak yürüdüm.

Sonra rüyalarım bir tuhaf. Bir izleseniz korku filmi gibi bazıları, bazıları da bilimkurguvari birşeyler. Mesela geçende otobüsle korkunç bir devrilme yaşıyordum ve ölüme giderken şöyle düşünüyordum, ”Öğrenince ne hale düşecekler acaba?”.. Ne saçma, ölüyorsun be kızım adam gibi hayatını geçirsene film şeridi gibi gözünün önünden. Ama nerde bende o kafa! İlle merak ediyorum, benden sonra nolacak diye. Merak kediyi öldürdü lafını kim söylemişti?

Başka başka başka.. Hı! O gün kuru fasulye ve pilav yedim, yarım saat sonra kabak ve yoğurt, bu ikiliden 1-2 saat sonra da hiç üşenmeden (en ilginç tarafı) pilav ve tavuk yapıp mideye indirdim. Ne midem ne de ben en ufak bir rahatsızlık duymadık, muhteşem bir ikiliyiz!

Ve bazı zamanlarda o kadar duygusallaşıyorum ki hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum. Kafamda binbir şey dönüp duruyor ve böyle her ayrıntıda uzun süre kalmak istiyorum. Ne bilim muhtemelen sadece saçmalıyorum.

Not: Belki bütün bunların sevgilimin aralıkta askere gitme ihtimalinin neredeyse kesinleşmiş olmasının etkisi vardır. ‘Belki’ biraz gereksiz olmuş olabilir cümlede..

 
 

Öylesine.. 19 Oct 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 20:57

Birşeyler yazmak istiyorum ama ne yazacağımı bilemedim. Ay yok sakın ‘Muhteşem Saçlar’ denen ‘yazmaz olaydım’ yazımdaki yorumlara cevap yazmamı söylemeyin çünkü birşey yazacak olsam o sadece ”Kafanızı kazıtın!” olurdu. Benim de 23 yaşında beyazlamış saçlarım var ve hep bir lastik tokayla kuş kakası şeklinde geziyorum ama kimsenin kafasını ütülemiyorum!

Neyse konumuz bu değildi. Aslında bir konumuz da yok işin kötü tarafı. Olsun ben birşeyler bulurum. Grip oldum mesela bundan bahsedebiliriz. Bayağı sıkıcı bir hastalık, hiçbir atraksiyonu yok. Böyle külçe gibi yatmak istiyorsunuz her dakika ve baygın bakışlar, kuru öksürük, üşüme-terleme zıtlığı, alakasız bir kemik ağrısı falan filan eşlik ediyor size. Neler kullandım neler 9 gündür! Pastil, ilaç, öksürük şurubu, ballı sular, vitamin ve en sonunda antibiyotik! Hiçbir halta yaramadı hiçbiri. Hala öksürüyorum, zaten grip normal ömrünü tamamlamak üzeredir tahminimce. Bu arada sevgilime de bulaştırdım ve pişmanlığın verdiği gazla habire vitamine, ilaca boğdum onu 2 gündür. Zavallıcık iyileşsin bir an önce.

Fakeangel denen insanı çok özledim bugün, aradım onu muhabbet ettik car car car. Neyse doyamadık hala konuşuyoruz msnde. İkimiz birden bünyelerimizin bu yüksek lisans olayına girmeye hazır olmadığına kanaat getirdik telefonda. Ödevler, makaleler içinde yüzüyoruz ve çok yorgunuz. Ben zaten kendimden geçmişim bu belediye otobüslerinde! Kabus bile gördüm dün gece otobüs kalabalık yüzünden yokuşu çıkamayıp devriliyordu ve ben kulağımda ipodumla ölüyordum bir hiç uğruna!

Evde birikmiş sayısız dergim, okuyamadığım gazete ilaveleri falan var. Çözemediğim bulmacalar da cabası. Okumaya başladığım Anna Karenina’da öyle süs gibi duruyor aynı sayfada 5 gündür başucumda. İşyerinde de satışlarımız düştü, herkes bir ekonomik kriz bahanesi ile karşımızda. Ahhh ahh bir gün herkes zengin olsun diye dua edeceğim hiç aklıma gelmezdi. Maaş+primin kötü yanları..

Geçen hafta sevgilimin abisini evlendirdik, öncesinde de kına falan. Gayet keyifli geçti o hafta, avucum hala turuncu. Bol bol dans ettik, genç çift ise hala balayında. Ben de balayına gitmek istiyorum. Ama evlenmeden de gidebilirim yani hiç problem değil. Bal ayı olsun! Tam bir ay! Okyanusa nazır uzanim boş boş, kitap okuyarak, güneşin altında eriyim ama alerji olmadan. Stilex’i sevmiyorum yapış yapış. Boncuklardan takı falan yapim kendime, takıp takıştırim saçma sapan. Çillerim yüzüme yayılsın ve bol bol dondurma yiyim hiç üşümeden.

Temize çekmem gereken sayfalarca ders notum var, ayrıca iş de getirdim eve. Çok yoğunum ama gördüğünüz üzere boş boş şeyler yazıyorum. Neden? Çünkü bu yazı ne kadar uzarsa ben o kadar kaçmış oluyorum görevlerimden! Çok zekiyim kahretsin!!!

Dün sevgilimin evinde toplandık kalabalık, Tabu XL oynadık ve çok eğlendik. Çocuk gibi olduğumuzu hissettim masada kahkahalara boğulurken bir ara. Böyle dışardan bakar gibi oldum yaşamlarımıza. Ne kadar büyüdük aslında hepimiz, ne kadar kocamanız ve ne kadar ağır sorumluluklarımız var boyumuzu aşan. Olsun.. Ben biliyorum ne kadar büyüsekte içimizde bir yer hep çocuk kalacak ve kalsın istiyorum ben zaten. Cuma akşam bir film izledik sinemada aynı tayfa. Penelope Cruz denen muhteşem kadının filmiydi, ‘Aşkın Peşinde’ (Elegy) adı. Filmin başında adamın iç sesini duyuyorduk yaşlanma ile ilgili olarak. Neler olduğunu tam hatırlayamıyorum ama çok doğru olduğunu net olarak iyi biliyorum. Mutlaka izleyin.

Hadi bana müsade yoksa yazım sonsuzluğa uzanacak.

 
 

YoL 07 Oct 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 00:36

İstanbul’da ulaşımın her aşaması bir kabus, işte bir mini felaketler rehberi!

ARABA

Benzin parası yetmezmiş gibi park ettiğiniz her tür mekana para ödersiniz. Saatleri minimum 5 Ytl’den başlar ve korkunç rakamlara ulaşabilir. Sadece bu olsa iyi! Trafik korkunçtur ve mutlaka en az 3 kaza tehlikesi atlatırsınız ve ağzınız, terbiyeniz oldukça bozulabilir.

YÜRÜMEK

Yürümek diğer ulaşım araçları arasında kullanılan yardımcı bir tekniktir çünkü burda bir yerden bir yere sadece yürüyerek ulaşabiliyorsanız zaten melekler tarafından kutsanmışsınızdır! Yürümek bu şehirde pek mümkün değildir hem. Zira kaldırım kavramı yoktur. Kaldırımlarda 15 katınız büyüklükte ağaçlar bitmiş ya da arabalar, çöp tenekeleri yerleştirilmiştir. Es kaza bunların olmadığı bir kaldırım bulursanız mutlaka üzerinde popolarını sallayarak saatte 0,25 km hızla ve yanyana yürüyen insan silsilesi kaplamıştır heryeri ve aşacak anı kollarken muhtemelen fırlamış bir taşa takılır düşersiniz. Kapkaç riski ile yaşarsınız. Çantanızı bana olduğu üzere boydan boya çakıyla keserler size hissettirmeden. Bir de o çantaya servet ödediyseniz depresyona girersiniz. Ayrıca birazcık güzel bir bayansanız tüm arabalar yavaşlayacak ve yürüyen her türlü erkek mahlukat size çapkınca bakışlar ya da sözler ile eşlik edecektir. (Taciz de diyebiliriz..)

TAKSİ

Yağmur yağdığı an boş taksi bulamazsınız. Sayıları az da olsa bazıları terbiyesiz veya sahtekardır. Yolu bilmediğinizi anlarsa şayet sizi bir güzel gezdirir, ruhunuz duymaz. Farz edin ki herşey muhteşem her gün taksiler boş, herkes dürüst, önünüzde amade falan filan. Birgün bir bakarsınız ki pembe günler sona ermiş çünkü cüzdanınızda yer alan tek dolu kısım bozuk para kısmıdır artık!!!

OTOBÜS

İşte insanlığın bittiği nokta! Kamyona yüklenen çuvallar gibi davranılır size. Bir arabaya kaç fil sığar geyiği misali denemelerde kobay olarak kullanırsınız ve bugün başıma geldiği üzere merdivenlerde 3 kişinin üzerinde yaptığınız yolculukta kapıya sıkışırsınız. Vücudunuzun bir tarafı çürükler içinde kalır ve ağrı kesicileri tüketir fakat korkunç ağrıyı geçiremezsiniz. Olmazsa olmazı ise otobüslerin, mutlaka hergün içinde çıkan bir kavgadır. Ya kulak zarınız patlar bağıran deli insanlar sebebiyle ya da birinin tokadı size denk gelebilir. Her halükarda otobüste iseniz tehlikedesinizdir.

E be Kokosh hiç mi olumlu yolu yok bu işin demeyin! Var tabi ama çok şanslıysanız. Eviniz bir iskelenin önünde ise ve gideceğiniz yerde aynı şekildeyse vapura binersiniz. Güzel bir manzara eşliğinde çoğunlukla oturarak sevindirik bir yolculuk yapabilirsiniz. Ha bir de sevgiliniz araba sürerken koltuğa yayılmanın keyfi de bir başka oluyor, söylemeden geçmeyim bari.

 
 

04 Oct 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 01:28
  Yol kenarında oynayan çocuklar gibi
  Topum kaçtı bugün yola
  Evin önünde sulanmayan çiçekler gibi
  Başım düştü saksıma

  İstanbulda kimim var, kimin için bu toz duman
  İstanbulda neyim var, ne kaldı ki kalabalıktan

  Kaçamayıp da saklanan kedicikler gibi
  Sığındım senin sıcaklığına
  Sevemiyorsan istanbulu benim gibi
  Kaçalım yine bozkırlara

  İstanbulda kimim var, kimin için bu toz duman
  İstanbulda neyim var, ne kaldı ki kalabalıktan

  Yere düşünce kırılmayan bir oyuncak gibi
  Alıştım ben yuvarlanmaya

  İstanbulda..
Etiketler:,