KokoSh » 2008 » September

KokoSh

BiR KokoSh’un GünLüğü…

 

TitizZEDE 07 Sep 2008

Filed under: GünLük — kokosh @ 02:35


Kendimden nefret ediyorum bazen.. Aslında kendimden dememeliyim, titizliğimden. Tek kişi olarak öyle büyük bir bulaşık çıkarma kapasitesine sahibim ki ben bile gözlerime inanamıyorum! Çok tıkındığımdan değil en çok yıkadığım şey bardak ve kahve karıştırdığım kaşıklar.. Çünkü ben bir temizlik hastasıyım. Evet kabul ettim işte! Mutlu oldun mu anne? Mutlu oldunuz mu doktor bey? Neymişim ben? Obsesif!!! Dalganı geçebilirsin teyze.. Oh be! Kabul ediyorum, normal seviyede titiz değilim. Kabul ettim, kavga bitmiştir. Nokta!!!

Benim yemek yemeden önce kullandığım bardak ayrıdır. Onunla su içerim ve yemek esnasında onu kullanmam çünkü yemekte daha önce ağız izi olmuş birşey görmek istemem. Yemekte içtiğim bardak ile yemekten sonra asla muhattap olamam. Ayrı bir bardakla suyumu içer köşeme çekilirim. Dişimi fırçaladıktan sonra bardak yine değişir ve bu bir kısır döngü şeklinde devam eder. Artık tek kişiye bile bulaşık makinesi gerektiğini kabul ediyorum..

Peki bugün ne yaptım? Soğuklar geliyor şu yorganı bir yıkayım hazır olsun dedim. Ama o da ne!? Makinaya sığması mümkün değil. Islatıp üstünde tepinirsem zayıflar ve sığar dedim ve sular akıtan yorganı makineye sokuşturdum ama yarısı yine dışarda kaldı. Bu sırada banyo göle dönüştü söylememe gerek yok. Sonra hırsımı alamadım. Bu ıslak yorganı neylesem diye düşündüm ve eskilerin yaptığı küvette yıkama geldi aklıma. Önce küveti dezenfekte ettim sonra yorganı deterjanladım ve başladım köpürte köpürte yıkamaya. Canım çıkıyor tabi bu arada aman ne ecel terleri döküyorum o 2 metrelik şişko ve ıslak yaratık için. Herneyse başarıyla tamamladıktan sonra ölmüş biçimde çıktım küvetten sıkmaya başladım. Yok valla! Mümkün mertebe değil sık sık bitmiyor. Eyvah balkon da çamaşırla dolu, en iyis bir tel açıp onu salona serim nasıl olsa yalnızım. Ve işte felaketler zinciri bu noktada tavana eriyor. Yorgan tüm eve deterjanlı (iyi durulayamamışım!!) sularını akıtarak tele kadar geliyor. Ben onu telin üzerine serene kadar bir kaç kez yerdeki kayga sudan yere uçuyorum ve sonra tel ağırlığa dayanamayıp yere kapanıyor, bu sırada heryer vıcık vıcık oluyor ve ben fişlerin sular içinde yüzdüğünü görüyorum. Çığlıklar atıyorum ve kendime lanet ediyorum resmen sırılsıklam olmuşum, lanet yorgan heryeri yıkıyor nereye yürüsem sular bırakıyorum ve habire düşüyorum. Fişleri kesin öleceğim diyerek kapatıyorum suyun içinde ama ölmüyorum. En sonunda balkonu boşaltıp adi yorganı oraya taşıyorum, tabiki balkonu su basıyor çünkü balkonda delik yok!!! Evin heryerine bulaşmış suları en az 10 kez siliyorum ve yer bezini sıkmaktan ellerim yaratık gibi oluyor. Bir ara koridorda bez taşırken aynada kendimi görüyorum. Ağzım 20 cm açık şekilde ve çirkinliğin had safhasında ağlıyorum. Bebek gibi, kendime kıza kıza, bir daha titizlik yapmıcammmmmm diye hönkürerek.. (Bunun bir yalan olduğunu o anda da biliyorum!) Bknz; Kazın Laneti! Bu konudan sonra da böyle yeminler etmiş ama gözüm dursa elim durmamıştır..

Netice olarak hepinizi uyarmak istiyorum ki benim trajikomik durumuma düşmeyin. Fazla titizlik eve pislik getirir, herkes kadar hijyen hepimize yeter. Güzel cümle oldu ya..

 
 

Dır&Dır

Filed under: GünLük — kokosh @ 01:18


Hepiniz beni merak ediyorsunuz. İlginiz için teşekkür ediyorum millet ama inanın ben de kendimi oldukça merak ediyorum şu son haftalarda.. Beyin algılarımın son raddesine kadar zorlandığını hissediyorum, oldukça yorgun ve bitkinim. Annem hep en kötü yorgunluk beyin yorgunluğu der ve yine haklı çıktı!

2 haftadır metrobus, otobüs, taksi üçlüsünden inmiyorum. Cüzdanım boş bir kutu haline geldi haliyle.. Tek giderim yol ve inanın bu şehirde yola verilen para bir maaş kadar! Manevi giderim ise zaman. Yok ne yapsam yetiştiremiyorum! Yetiştirmeyi başardığımda ise kendimden geriye bir eser kalmıyor..

Master başvurularının evrak götürmesi, dil sınavları ve mülakatları hep ayrı günlerde. Ben aslında tek bir okulu istiyor olduğum halde babamın isteği üzerine (seçeneklerimi çoğaltmam adına) 2 okula daha başvurdum. Bu sırada master yapma planım ve çıkış saatleri yüzünden kabul edemediğim tam zamanlı karizmatik işlerden ümidimi kestim. 5 yıldızlı ünlü bir otelde part time bir iş buldum. Ve evet kabul edildim! Tebrik edebilirsiniz.. İşi sevip sevmeyeceğimi bilemiyorum tabi, bunu zaman gösterecek. Benim için en güzel iki yanı çok iyi ve nezih bir yerde çalışırken okula ve kendime zaman ayırabilmek.. Kariyer açısından önemlisi ise yapacağım master bittiğinde otellere başvururken CV’de büyük bir + olacak bu deneyim..

Oryantasyon, eğitim işleri bitti. Pazartesi işe başlıyorum. Sadece ilk hafta pm ondan sonra hep am grubundayım. Heyecanlıyım ama çok değil. Asıl bomba şu ki pazartesi günü çok uzakta bulunan bir üniversiteye gidip mülakata girmem, sonra ordan çıkıp sabıka kaydı almam, ordan da en çok istediğim okulun sonuçlarına gidip bakmam gerekiyor. (Lütfen dua edin kazanmış olim!) Bütün bu İstanbul’un alakasız semtlerine dağılmış işleri saat 13.20′de bitirmiş olup işe doğru yola çıkmam gerekiyor. Mülakat 10′da başlıyor daha da kötüsü. Yani en erken 9′da yola koyulabiliyorum, birden bire pazartesi akşam saat 19.30′a ışınlanmış olmak istiyorum ki o gün hayatımla ilgili önemli bir haberi almış (iyi haber olsunnnnn), işimde ilk günü atlatmış ve evde duşumu almış haberlerin yarısını yakalamış falan oluyorum..

Bütün bu koşuşturmacanın içinde bir de aile özleme depresyonu çekiyorum. Sürekli rahmetli dedemi düşünüp ağlıyor, anneannemi özlüyor, annemle konuşmaya doyamıyorum. Yumoş’un kokusunu, ahmak kocasının masum gözlerini düşünüp hüzünleniyorum. Üstelik ramazan ayı gelmiş bulunuyor ki ben çok sever(d)im ama bu ramazan çok acıklı.. Ne kalabalık aile sofraları var, ne heyecanla ezanı beklemek, ne de oruç tutmak.. Özellikle teyzemin evinde verdiğimiz o tabiri caizse yedi sülale iftarlarını çok özlüyorum. Anneannem ve sayısı bitmek bilmeyen kız kardeşleri yani ‘altın kızlar’ın hep bir ağızdan konuşmasını bile özlüyorum. Kuzenimle konuştuk bugün.. Hani nazlı niyazlı olan, benim gibi bir başına yalnız yaşayan.. O da aynen ramazan depresyonuna girmiş. ”Bizimkilerrrr..” diye böğürdü telefonda ben de hıçkırıkla hönkürme sesleri arası bir efekt ile eşlik ettim.

Pazartesi akşam buraya çok mutlu şeyler yazmak istiyorum. Şu mübarek ayda söylemeliyim ki Allah hiçkimsenin emeklerini boşa çıkarmasın. Benim de tabi :))