”Bizim de zamanımız gelecek elbet” dedi beyaz tenli çocuk, çocuk suratlı sevgilisine. Çocuk suratlı kız astı çilli suratını, büzdü şişman dudaklarını küçüklüğündeki gibi şımarık bir ifadeyle. Oysa hiç şımarık değildi kız, şımaramamıştı hayatı boyunca, koşullar elvermemişti ki.. Çocukluğundan beri büyük olmak zorunda kalmıştı ya da büyük olmayı seçmişti isteyerek mi bilinmez. Şimdi çocuk olsa koca kız yine büyük olmayı seçmezdi muhtemelen, değişmişti artık. Zamanın gelmesini sabretmek istemeyecek kadar sevmişti beyaz tenli çocuğu. Neyin sırası neyin zamanıydı bu gelecek olan. Herşey kurallarla mı olmalıydı sanki bu hayatta? Hayret! Bütün bunları o plan yapmak için plan yapan kız mı söylüyordu? Gerçekten değişmiş olmalıydı kız.
Kız kabullenmiş gözüktü söylenenleri, ama bildiğini okuyordu hisleri yine. Asi bir dalga gibi kabarıyorlardı içinde kızın, nefesini tüketiyorlardı. Sonra günlerden bir gün yine acıdı içi parça parça oldu sanki. Naparsa yapsın dolduramayacağı bir boşluk doldu önce kalbine sonra tüm vücuduna çocuk suratlı kızın.. Giderek büyüyen bir boşluktu bu taşarcasına. Anladı çocuk suratlı kız, şımarmaya alışmamalıydı, yabancıydı ona bu his. Çok iyi ifade edemiyordu sanki kendisini, bir şarkı bulmaya karar verdi, buldu, şarkı konuştu ve kız dinledi. Artık kızın söyleyecek hiçbirşeyi yoktu, sadece istekleri ve düşleri vardı kimselerle paylaşmamayı öğrendiği.
“Kalk, geç karşıma, aç gönlünü, dön gel yavaşça
ben sensiz yanan bir ateştim, söndüm zamanla
bir düşman gibi gel üstüme, özletme kendini
sen bir dost gibi, kardeş gibi özlenen sevgili
sabrı öğütler zaman, oysa odur durmayan
ben beklerim de zaman beklemez ki beni
iyisi mi sen kalk, geç karşıma, aç gönlünü, dön gel yavaşça
ben sensiz yanan bir ateştim, söndüm zamanla..”