KokoSh » 2007 » August

KokoSh

BiR KokoSh’un GünLüğü…

 

Bana bir ev verin, dekore etmem lazım! 29 Aug 2007

Filed under: GünLük, KokoSh'un SanDıĞı — kokosh @ 10:28

Ben beyazın hakim olduğu ama renklerle karışabildiği ruhu olan evleri severim.. Bol ahşaplı, minik kilimleri olan, gereksiz eşya olmayan, vazoları çiçekli, perdeleri dantelli evleri severim. Metalden olabildiğince uzak evler favorim. İkea ve Zara Home kataloglarında ki evlerin bazı bölümleri aynen benim hayalimin fotoğrafa yansımış hali gibi. Özellikle o tavana kadar uzanan beyaz kitaplıkları çok seviyorum. Bana ancak yeter zaten :=)))

Nasıl evleri sevdiğimi görmeniz için size iki adres veriyorum. Birçoğunuzun da çok beğeneceğini düşünüyorum.  Zara Home ve İkea. Fiyatlarıda genel olarak uygun yerler. Mutlaka online kataloglarına tıklayın ve sayfaları gezerken tadını çıkarın. Yorumlarınızı bekliyorum. Yakında evlenenler bu adreslere bayılacak!

 
 

Hediyeyi aLan Bensem neden bu kadar seviniyorum!?

Filed under: GünLük — kokosh @ 10:10

Biricik anneanneme hediye aldım internetten. Herhangi bir özel gün değil.. Sadece tüm yaz İstanbul’da kalınca dönüşte bir hediyem olsun istedim. O binlerce kez bana sakın birşey alma dediği halde sözünü dinlemedim yine.  Çünkü ben sevdiklerime hediye almayı çok severim.  Bana hediye gelmesinede tek kelimeyle bayılırım özelliklede hediyeyi gerektirecek bir durum yokken beni inanılmaz mutlu eder. Çünkü durup dururken sevildiğinizin, düşünüldüğünüzün size hatırlatılması gibidir.

Ben birine hediye aldığımda ise sevincim karar verme sürecinde başlıyor, satış sonrası dönemde de son hızla devam ediyor. (Çok mu pazarlama dilinde konuştum?) Birde hediye açılırken ki sevincimi anlatamam. Çocuk gibi pır pır oluyor kalbim.

Şimdi anneannem hediyesini açarken yanında olamayacağım çünkü burda bavula sıkıştıramayacağım bir hediye olduğundan direk paketli ve notlu biçimde eve yolladım. (Bavullarımın halini hiç anlatmıyorum,muhtemelen sığmam mümkün olmayacak dönüşümde) Ne kadar sevineceğini tahmin edebiliyorum ama.. Anneannem çiçeklerine çok düşkündür ve onları eski plastik bir sürahiyi doldurarak suluyor. Bende ona şirin mi şirin bir sulak alırsam göz zevkine her konuda değer verdiği için armağanıma bayılacağını düşündüm. Birde ferforje olunca değmeyin benim keyfime :) (Ferforje olan eşyalar bana çok nostaljik gelir..) Yeter çok konuştum sabah sabah :) İşte hediyemin fotoğrafı. Nerden mi aldım? Mudo Concept tabi ki :)

90cb7302-4814-4dfd-9c1c-8f1e1fc4f86a.jpg

 
 

YemyeşiL Bir Türkiye İçin! 28 Aug 2007

Filed under: GünLük — kokosh @ 12:22

agac.jpg   Kısa ve öz biçimde aktarıyorum sizlere.. Çünkü olay çok basit. Kayıt formunu dolduruyorsunuz, cep telefonunuza gelecek toplam 20 sms reklamını kabul ediyorsunuz. Karşılığında 9 adet -evet tam 9!- meşe tohumu sizin adınıza ekilecek. Kendi isminizle 9 ağacınız olacak ve yemyeşil bir ülke için sadece 20 adet reklam okuyacaksınız. Bundan daha güzel birşey düşünemiyorum. Projeyi hayata geçirenleri tebrik ediyorum. Lütfen KokoShunuzu biraz olsun seviyorsanız sizde katılın. Ben çoktan formumu doldurdum bile :)

İşte adres: http://www.smsmese.org/index.asp

Buradan Katılım Formu linkine tıklayarak projeye destek oluyorsunuz. Ayrıca Çağrı Gönüllüsü linkine mutlaka uğrayın, harika bir fikir. Ben kendi çevreme çoktan e-mail attım bile. Hadi arkadaşlar, hemen katılın!

 
 

Merhametin Esaretinde 19 Aug 2007

Filed under: GünLük — kokosh @ 23:54

Kendimi bildim bileli bir merhamet timsaliyim. Sevmediğim bu huyum bana annemden geçmiş olsa gerek. Çocukluğumdan beri her ihtiyacı olana yardım etmek ister, en ufak birşey görünce yüreği ezilir, haberleri izlerken gözleri kıpkırmızı olur annemin.. Bu saydıklarımın hepsi aynen bende mevcut! İstemezdim ama üzüm üzüme baka baka kararır diye boşuna dememişler!..

Üzüntüden içimi kemiren durumlardan biri ise töreler ve gelenekler yüzünden harcanan hayatlar.. Rahmetli Onno Tunç ‘a ait muhteşem bir şarkı var Ünzile adında.. Sezen Aksu ise harika yorumlamıştı her zamanki gibi..

Gazeteleri okudukça, haberleri izledikçe ne kadar çok ”Ünzile” sahibi bir toplumuz diye düşünürüm ben hep.. O hiç bilmediğim, tanımadığım kızın öyküsü içimi burkar aklıma geldikçe..

Sizlere bu şarkının sözlerini yazmak istedim birden.. Neden bilmiyorum.. ”Ünzile” tanıdıklarınız varsa yardım eli uzatırsınız belki.. Hiçbirşey olmasa bile üzüntüme ortak ederim sizi. Fena mı olur? Hep eğlenecek değiliz.

Ünzile insan dölü
On kardeş beşi ölü
Büyüdükçe un ufak
Ve gelir de görücü

İnci gibi dişi
Görücü bilir işi
Söğüdüm ağlar gider
Olur hatun kişi

Varmadan sekizine ergin oldu Ünzile
Hem çocuk hemde kadın onikisinde ana
Bir gül gibi al ve narin
Bir su gibi saydam ve sakin
Susar kadın Ünzile

Yağmuru kim döküyor
Ünzile kaç koyun ediyor
Dayaktan uslanalı hiçbirşey sormuyor

Korkar durur gitmez köyün en son çitine
İnanir o sınırda dunyanın bittiğine
Ünzile insan dölü bilinmezlere gebe
Sırların mihletini yükleyipte beline

 
 

HatırLa SevgiLi..

Filed under: VazGeçiLmeZ ŞarkıLaRım — kokosh @ 23:38

hatirlasevgilila6.jpg   Bu sene Atv’de yayınlanmış olan Hatırla Sevgili dizisini duymayan kalmamıştır herhalde.. Ben (biliyorum kızacaksınız) maalesef diziyi baştan izleyemedim. Aralıklarla gözatmışlığım var tabiki.. Bu gözatmalarım bile ne kadar kaliteli ve güzel bir dizi olduğunu anlamama yetti. Benim gibi nostaljik bir kişilik nasıl izlemedi baştan hiç bilmiyorum.. Hem de Büyükada gibi muhteşem bir yerde çekildiğini düşünecek olursak kendime hala inanamıyorum :)

Her neyse, dizi kadar güzel olan birşey daha var.. Dizi müzikleri! Muhteşem şarkılar var.. Dün sevgilimle D&R’a uğradık Kanyon’da ve sevgilim bana aldı bu muhteşem albümü.. Bende sizlerle çok beğendiğim bir şarkıyı paylaşmak istedim..

Eylem Aktaş – Zor Yıllar  Kesinlikle indirin ve dinleyin derim.. Benden söylemesi :=)

 
 

Lütfen Okuyun! 16 Aug 2007

Filed under: GünLük — kokosh @ 21:39

Herkesin ağzında bir zamanım yok sakızı, çiğneyip duruyorlar. Bu yazıya hayran kaldım. Can Dündar döktürmüş yine. Yazı uzun gibi gözükünce üşenmeyin, ”zamanım yok” cümlesini ise sakın zikretmeyin :)))

Can Dundar/’İşlerim çok. Başka hiçbir şeye bakamıyorum.’

İşlerim çok.  Başka hiçbir şeye bakamıyorum.’

Bu lafı bir kişiden daha duyarsam, büyük ihtimalle katil olacağım.
Mailime iki satır bile cevap yazmayanlar ‘çok yoğun’; bir şey anlatmak için söz verip haftalarca sesi çıkmayanlar ‘çok yoğun’; benden başka herkes ama herkes çok yoğun.

‘Aaa tabii; onun için konuşmak kolay.  Evde oturup yazıyor sadece.Çalışmaktan haberi yok.’

İstesem ben de ‘çok yoğun’ olabilirim.  ‘Bugün şunu yetiştirmem lazım; yarın şuraya gidip yazı konusu bulmam lazım, birkaç ay içinde romanımı bitirme planım var, sarkmaması lazım, o lazım, bu lazım…’

Hayatı boşvermek istedikten sonra ‘yoğun’ olmaktan kolay mazeret yok ki.

Hatta sadece yemek pişirip, alışverişe çıkıp, dizi izleyip yaşayarak da ‘yoğun’ olabilirsiniz.

‘Sinemaya gidemem ki, bugün temizlik yapacağım.’  E yapma.

‘Ay seni arayacaktım, hep aklımdasın ama işlerden başımı kaldıramıyorum ki…’

Kâinatın en saçma ve zekâ özürlü mazereti.  Yani ‘kafama uçan daire düştü, hastanedeydim’ deseniz daha inandırıcı olur.

Normalde hiç kimse hayatının 24 saatini çalışarak geçirmez.  En azından yemek yemek, uyumak ve tuvalete gitmek için ara vermeniz gerekir.  Ve bu aralarda sevdiğiniz insanlarla en azından telefonda konuşabilirsiniz, değil mi?

Ben bir insana vakit ayırmamanın mazereti olarak ‘çok çalışıyorum’u kesinlikle kabul etmiyorum. 

Eğer biriyle aylarca görüşmüyor ve ‘işlerim var, ondan’ diyorsanız, bunun iki anlamı vardır:

a) Ben aynı anda iki işi yapamam.  Doğal olarak çalışırken araya kimseyi katamam. 

   Merdiven çıkarken çiklet de çiğneyemem.  Hayatım allak bullaktır.

   Zaman nasıl değerlendirilir bilmiyorum.

b) Seninle görüşmek istemiyorum.

c) Ciddi anlamda işlerim yüzünden görüşemediğimizi sanıyorum.  Bu mazerete gerçekten inanmışım.  Kimi kandırıyorum ki?

   (Son şıkkı kabul edecek babayiğit pek bulunmaz.) Ve hiç kimse beni birinci şıkka inandıramaz. 

   Çünkü biriyle görüşmek isterseniz, mutlaka vakit ayırırsınız.

Bu aralar üst üste birkaç kişiyle bu ‘çok çalışıyorum da; başka bir şeye bakamıyorum’ muhabbetini yaşadım; konuya o yüzden taktım.  Bir insandan örnek vereceğim.  Şu an için kendimi örnek veremem çünkü ‘evde çalışan yazar’ olduğum için kimsenin beni iş konusunda ciddiye aldığı yok.  Neyse canım, bana ne?  Ben yazıyor muyum?  Yazıyorum.  Paramı alıyor muyum?  Alıyorum.

Gerisi beni hiç ilgilendirmiyor.  Ama şunu da belirtmem gerek.  Öğrencilik hayatım boyunca hiçbir zaman derslerin, sınavların, çalışmaların, zevklerimin önüne geçmesine izin vermedim.  Benim için okul her zaman ikinci plandaydı.

Eğer çok sevdiğim bir film oynuyorsa, yarınki sınava çalışmayı birkaç saat sonrasına erteledim ve filmi izledim; canım ertesi günü ödev yetiştirmeye oturmadan önce gezmek istediyse çıkıp gezdim; ders çalışmayı planladığım gece bir arkadaşım ‘haydi sinemaya gidelim’
dediyse herşeyi olduğu gibi bırakıp sinemaya gittim.  Çünkü benim için ’sevdiğim insanlar’ ve ‘kendime vakit ayırdığım hayatım’ herşeyden önemliydi.

Hayatımda hiç kimseyi ‘çalışmam gerek’ diye geri çevirmedim.

Bir arkadaşa ‘hayır, eve gideceğim’ dediysem, bu o anda eve gitmek istememden başka bir sebebe asla dayanmadı. 

En önemli işin başında da olsam, bir dostum ’seninle konuşmaya ihtiyacım var’
dediğinde ben tüm işleri bırakırım. 

Çünkü hiçbir şey, çevrenizdeki sevgi ve sahip olduğunuz yüreklerden daha önemli olamaz.  Hayat kısacık, acayip bir şey.
Hırslarla, kıskançlıklarla ve eşek gibi çalışmakla bitirilemeyecek kadar da değerli. Elbette boş boş oturun demiyorum. 

Çünkü hayat aynı şekilde, boş boş oturulmayacak kadar da değerli.  Ama iş dediğiniz şey, sevdiklerinizle, kendinizle, hobilerinizle geçireceğiniz zamanın tamamını çalıyorsa, inanın bunda büyük bir terslik vardır.  Kendini çalışmaya ciddi bir biçimde adayan ve sevdiklerine zaman ayıramayacak kadar işlerine gömülmeyi kendi özgür iradesiyle seçen kişiler de var tabii.  Ben böylelerinin asla evlenmemesi gerektiğini düşünüyorum.  Ve bu, kesinlikle tahammül edebileceğim bir kişilik tarzı değil.

Neyse, geçeyim örnek kişime: Ben ortaokul hayatım boyunca Soma’da yaşadım.

(Oradaki hayatım da alemdi aslında.  Bir ara onu da yazayım…)
Anlatacağım kişi, bir arkadaşımın babası.  (Ailecek de görüşüyorduk; aynı apartmandaydık.)

Adam her sabah en geç altıda işe gitmek zorundaydı. (Mühendisti galiba.  Maden ocaklarına çıkıp oradaki işleri yürütüyordu.)
Yani haftanın beş günü, ciddi anlamda ’sabahın körü’
diyebileceğiniz bir saatte işinin başında olmalıydı.  Bu durumda erkenden yattığını ve hafta içi başka hiçbir şeye vakit ayıramadığını düşünürsünüz, değil mi? 

En azından benim hayatımdaki ‘yoğun insanlar’ için bu çalışma tarzı

‘işe git, eve gel, yemek ye, uyu, işe git, eve gel, yemek ye, uyu’ düzenini gerektiriyor.
Ve hafta sonları da ‘hafta içinin yorgunluğunu bir türlü atamıyorum’ diye evde yatarak geçirilirdi.  Aşırı yoğun çalışma temposu yüzünden bunlara laf da söylenmezdi.  Çünkü ‘çok çalışıyorum, görmüyor musun?’ demeleriyle, her türlü tartışma anında biterdi.  Peki arkadaşımın babası böyle mi yaşıyordu?

Büyük harflerle cevap veriyorum:

HAYIR, ASLA… 

Akşam eve döndüğünde sosyal hayatı başlardı.  Yemek bazen evde, bazen bizim de dahil olduğumuz dost topluluğuyla beraber dışarıda yenirdi.  Sonra mutlaka birinin evinde toplanılır; eğlence gırla giderdi.

Bu adam işinin dışındaki tüm vaktini sevdikleriyle geçirir ve karısına asla yalnızlık hissettirmezdi. 

Hemen hemen her hafta sonu mutlaka ya Dikili’ye ya da Aliağa’ya yemeğe giderdik.  Asıl çarpıcı örneğimi daha vermedim.
Haftanın her günü sabah altıda işte olan ve akşam hava kararınca eve gelen bu adam, (bazen cumartesileri de çalışıyordu galiba)

evlilik yıldönümünde karısını Soma’ya iki saat uzaklıkta olan İzmir’e götürdü.  Hayır, hafta sonu değil. BÜTÜN GÜN çalıştığı bir günün akşamında eğlenmek için gittiler ve gece yarısını geçe döndüler.  Ertesi gün de bu adam tekrar sabahın köründe işine gitti!!!

Hiç kimse bana hiçbir şey için ‘çok meşgulüm, çok yoğunum, vaktim yok da ondan’ gibi bir mazeret sunmasın. 

Ben inanmıyorum.  Eğer biri beni aramıyorsa, aramak istemediği içindir.  Eğer benimle görüşmüyorsa, görüşmek istemediği içindir.  Ben başka HİÇBİR mazereti kabul etmiyorum.  Son örneğimin ardından bu yazıyı bitirebilirdim.  Çünkü gerçekten başka hiçbir lafa gerek yok.  Vakit ayırmak istersen, istediğin herşeye ve herkese vakit ayırabilirsin.  Ama müsaadenizle ben bu konuyla ilgili söylenmiş ve gerçekten çok hoşuma giden sözlerden de bir demet sunmak istiyorum.  Bunları herkesin çerçeveleterek duvarına asması gerek. ‘İşim var, vaktim yok’
diye saçmalamaya ve daha da korkuncu bu saçmalığa kendimiz de inanmaya başlarsak acilen okuyup kendimize geliriz:

-İşinizin çok önemli olduğunu düşünüyorsanız, bu sinirlerinizin ciddi biçimde bozulduğunun en açık göstergesidir.
(Bertrand Russell)

-Mutluluğun formülü, gerektiğinde önemsiz şeylerle meşgul olabilmektedir.(Edward Newton)

-Bitap bırakan günlük yaşam, ancak bir aptalın karşılaşabileceği bir hayat krizidir.  (Anton Çehov)

-Eğer boş zamanınız yoksa, ruhunuzu kaybediyorsunuz demektir.  (L.  P.Smith)

-Kalitenizin ölçüsü, boş zamanlarınızda ne yaptığınızdır.

Medeniyetlerin kalitesi de insanlara sağladığı boş zaman ve bunun kalitesi ile ölçülür.(Irwin Edman)

-Babam bana çalışmayı, fakat işin esiri olmamayı öğretti.  Şimdi okumanın, hikaye anlatmanın, şakalaşmanın, konuşmanın ve gülmenin iş kadar; hatta ondan da önemli olduğunu biliyorum.  (Abraham Lincoln)

-Boş zamanı iyi değerlendirmek, çok ciddi bir sorumluluktur.  (William Russell)

VE BENİM FAVORİM:

‘Yeterli zamanım yok deme.  Büyük insanların da günleri 24 saattir…’

CAN DÜNDAR 

 
 

Seksi BacakLar İçin ÖneriLer 15 Aug 2007

Filed under: GüzeLLik SeanSı — kokosh @ 14:29

leg050901.jpg     Tembel bir günümdeyim.. O nedenle sizi hali hazırda yazılara yollamaya karar verdim :) Resimdeki gibi bacaklara sizde sahip olabilirsiniz palavralarını atmıcam size, bacak yapısı da birçok bölgemiz gibi biraz kalıtsal nedenlerle şimdiki şekillerindeler. Ama yine de onları daha biçimli ve ince tutmak sizin elinizde o bir gerçek :)

Hürriyet sizler için böyle bir yazı derlemiş ve o egzersizlerin gerçekten bacaklar için oldukça iyi olduğunu biliyorum. Hadi giyin eşofmanları ve inceltin bacaklarınızı :) 20 dakikada ince bacaklar! Kolay gelsin..

 
 

Leziz Diyet YemekLeri

Filed under: KokoSh'un mUtFaĞı — kokosh @ 14:22

hot-meal.jpg ”Nam nammm nammmm!” Bu tepki benim genelde sevgilimi gördüğümdeki aşırı sevgi sonucu agzımdan   çıkan manasız sözcükler bütünü fakat bu yemekleri görünce aynı tepkiyi verdiğimi farkettim, itiraf etmeliyim :=)

Sizlere Hürriyet’ten 10 pratik diyet yemeği gönderiyorum ve kucak dolusu sevgiler tabiki..

 
 

Ben Öyle Demedim! 11 Aug 2007

Filed under: GünLük — kokosh @ 19:39

Google searchlerimi okurken gülmekten ölüyorum genelde.. Ama bu bayagı ilginç :)

”Erkek tavlamanın püf noktaları” demiş bir arkadaşımız demek isterdim ama kaç bir!? Birçok kişinin bu cümleyle bana gelmesi ilginç çünkü böyle bir uzmanlık hizmeti sunmuyorum :) Ben sadece ”püf noktası” dedim ya… İnternetten yazarak bulunan bilgilerle erkek tavlamanın ne kadar başarılı olacağı tartışılır bu arada ama buna KokoSh’u alet etmek çok ayıp :) Ben sevgilimle mutlu mesut ilişki yürüten, bu ilişkide de tavlayan değil tavlanan taraf olan (Aç karna içirilen koca bir margaritayla başlayan gecede) bir melek şeklindeyim :PpP Neticede benden ümit bulmayın..
Kızlar başınıza güneş mi geçti ya?  Ağustos ayında  olduğumuzu bildiğimden sizi hoşgörmeye çalışıyorum ama  neden medet umduğunuzu bir düşünün yani :)