Küçük bir evim var pencereleri koskoca bir dünyaya açılan 29 Jun 2009
Bazen içinde bulunduğumuz mekanlar, durumlar değildir önemli olan. Kafamızda yarattıklarımızdır.. Nasıl görmek istediğimiz, nasıl olmak istediğimizdir. Hayallerimiz, umutlarımız vardır bir yanda, bir yanda da onları yıkmak için var gücüyle çalışanlar. Hayatlarımızda yeri büyüktür onların, yeri büyük olmasa düşlerimizi darmadağın edemeyeceklerdir zaten. Vazgeçemediğimiz insanlar ve vazgeçemediğimiz hayallerimizin arasında kalırız. Bir yanımız ezilir, parçalanır. Bir yanımızsa düşlemeye devam eder var gücüyle. Sıkılırız, daralırız. İçimiz acır. Büyük bir sızı hissederiz yüreğimizin en derinlerinde. O kadar canımız yanar ki hissedemez oluruz, boşluğa düşeriz bir yerden sonra. Öte yandan vazgeçemediklerimiz arasında verdiğimiz savaş hiç yaşanmamış gibi davranırız. Güleriz, geçeriz, nefes almaya devam ederiz. Herşey istediğimiz gibi gidiyormuşçasına vurdumduymaz bir hal alırız. Oysa kalbimiz kırılmıştır bir kere, parçaları toplayamayız. Toplasak bile eski hale getirecek olan biz değilizdir artık. Düşlerimiz bizim olmaktan çıkmıştır çoktan. Tercihsizliğimizin kurbanı oluruz. Vazgeçemediklerimizin arasında kalan yüreğimiz, aklımız bizi biz olmaktan uzaklaştırır. Saçmalarız, ve unutmuş gibi davranırız. Yine hayal kurarız küçük bir evin pencerelerinden bakarak, sahip olmak istediğimiz büyük dünyalar uğruna. Canımızın bir kez ve bilmem kaçıncı kez daha çılgınca yanabilme ihtimalini hesaba katmayız.. Biz insanız, asla unutmayan ve unutmuş gibi davranan hep.
”İşte ben böyle bir hal içindeyim
Aslında derin keder içindeyim
Bazen bilmeyerek ne yaptığımı
İyi kötü güzel çirkin her biçimdeyim
Bazen isyan edip yalnızlığıma
Sana karşı ince bir sitem içindeyim.”’







