KokoSh

KokoSh

BiR KokoSh’un GünLüğü…

 

Düğün Güzel Şey! 02 Dec 2013

Filed under: GünLük — kokosh @ 18:26

Yine en büyük hainliği bloguma yapmışım çok uzun bir ara vererek. Bu ara benim hayatımın en heyecan dolu ve bir o kadar da çabuk geçen sürecini kapsadığı için şahsen ben kendimi affediyorum, umarım siz de edersiniz. Gördüğünüz fotoğraftaki evet benim ve o fotoğraf çekilirken öyle mutluyum, öyle heyecanlıyım ki buraya ne yazsam ifade etmekte yetersiz kalır. Ben de nişanlıyken neslimizdeki birçok genç gibi ”amaan düğün olmasa da olur, basit bir nikah da yeter nolacak tüm sevdiklerim olduktan sonra” tarzı düşüncelere sahiptim. Hoş hala böyle yapacaklara saygım sonsuz ama lütfen yapabiliyorsanız bir düğün yapın! Düğün güzel şeymiş! İnsana neşe, heyecan, mutluluk gözyaşları veren harika bir anıymış. Eşimin annesi ” insan kendi düğünüyle de, ailesinden birinin cenazesinin kalabalığıyla da övünmemeli” dese de -ki haklı tarafı vardır elbet- ben söylemeden edemiyorum işte. Hayatımda en çok eğlendiğim düğün kendi düğünümdü ve bu bana çok büyük mutluluk veriyor.

Nikaha yürürken kalbim göğüs kafesimden fırlayacak sanmıştım, nikah memuru bana bakarak konuşmaya başladığında hıçkıra hıçkıra ağlamak istedim. O kadar duygulanmıştım ki o büyük anın geldiğine, birazdan hayatımın en önemli ‘evet’ini söyleyeceğime inanamıyordum. Bütün bu anlarda düşüp bayılmamamı eşimin sürekli gülen yüzüne ve elimi bir saniye bırakmamasına borçluyum. Düğün videomuzu izlerken hala gözlerim doluyor ve üstünden neredeyse 6 ay geçtiğine de şaşırıp kalıyorum.

Evlilik hakkında çok şey söylenir, çok şeyler yazılır çizilir. Her evlilik kendi içinde kapalı bir kutu neticede, o sebepten ben ne kadar evliliğimden keyif alsam da kimselere evlenin diye tavsiye verecek konumda değilim. Kalbi temiz bütün insanlar için ancak dileyebilirim ki umarım hepsi benim gibi sevdikleri insanla hayatlarını birleştirirler ve bunu yaptıkları için her gece şükrederek huzurla uyuyabilirler.

Etiketler:, ,
 
 

Darısı başımaymış meğer 13 Aug 2012

Filed under: GünLük, KokoSh'un SanDıĞı — kokosh @ 23:12

Yazmayalı bakalım neler olmuş..

Aylardan Mayıs, yine fuar için Paris’teyim, koşuşturmalar yorgunluklar yine eve dönüş ve yine yurtdışına gidiyorum diye anneme bıraktığım kedimin (siz anlayın diye kedi yazmak bile garibime gidiyor oğlumun) özlemi..

Aylardan Haziran, sevgilimle gittiğimiz, orada arkadaşlarımızla buluştuğumuz ufak Alaçatı kaçamağı, ilaç gibi.. Güzel yemekler, mutlu insanlar, rüya gibi bir deniz.. Dönüşte kendini tekrar eden bayıltıcı iş mailleri, ofiste sıkılmalar..

Aylardan Temmuz, yine ofiste fenalık geçirerek çalışırken alınan 1 haftalık izin ve önce aileyi ziyaret&özlem gidermece (giderilmiyor) ve sonrasında sevgiliyle Mykonos tatili.. Yeni yerleri sevdiğiniz insanla görmenin keyfi, orada arkadaşlarla karşılaşmaca (dünya küçük), beraber sohbetler, başbaşa o beach senin bu benim beach benim keşfetmeler.. Sonra 1 hafta daha iş ve yine iş için Amerika’ya gitmece.. Önce NY sonra LA 2 hafta kalıp dönmece..

Şimdi ise iki cümle önce ”Sonra 1 hafta daha iş” diye hızlıca geçtiğim ve hayatımın en önemli dönüm noktalarından biri olarak hep hatırlayacağım o haftanın detaylarına dönebiliriz. İşte o haftanın içinde yer alan 18 Temmuz akşamı, çocukluktan çok yakın dostlarımdan birinin gerçek doğumgününde kızlar ekibi olarak hepimiz bir yerlerde olduğumuzdan geç doğumgünü kutlaması için rakı balık yapmaya karar verdik ve 4 kız Arnavutköy’de buluştuk. Beraber geçirilen 4 saatlik keyifli sürecin ardından ben arabamı onun evinin önüne bırakıp Arnavutköy’e taksiyle indiğim için sevgilimin evine gittim. Her zamanki sıradan sebeplerden birini bahane olarak kullanıp bana anahtarla girer misin dedi, hiç şüphelenmedim. Eve girdiğime hissettiklerimi şu an hala tarif edemiyorum. Şaşkınlık, aşırı heyecandan ötürü ağlamak ile kahkaha atmak arasında kalıp ifadesizce durmak, o anın bu an olduğunu söyleyen sesi susturan diğer sesler.. Kafamın içinde bir milyon soru işareti.

Eve girdiğimde her yer karanlıktı. Birden ”She” şarkısı çalmaya başladı. Sadece girişte mumlar yanıyordu. Yerde en sevdiğim kır çiçeklerinden buket, yerlere dağılmış güller.. Mum ışığında her taraf bizim fotoğraflarımızla doluydu. O kadar güzeldi ki elim lambaya gitmedi. Sokak kapısının içi, aynanın üstü, kapı kirişleri, kapılar, vestiyer.. Her yer ama her yerde biz vardık. Beraber geçirdiğimiz koskoca 7 yılımız asılıydı. Kalbim duracak gibi hissettiğimi hatırlıyorum. Sonra sevgilimi farkettim, meğer karanlıkta beni izliyormuş. Gülerek bana doğru yaklaştı, saçma sapan birşeyler gevelediğimi hatırlıyorum. Aaa burda mıydın, napıyorsun orada gibi manasız cümleler ama yarım yamalak. Adam hop diz çöktü elinde kutusuyla. Gerisini tahmin edersiniz herhalde.. Tamam evlenelim dedim gitti :) O an hiç ağlamadım, hatta annemle konuşana dek hala şoktaydım.. Ne zaman annemin titreyen sesini duydum o zaman ağladım. Şimdi yazarken yine burnum sızlıyor. Aşk çok garip bir duygu..

Sonrasında Amerika’ya ilk kez hem ayaklarım geri geri hem uçarak gittim. Orada burayı özlerken aynı zamanda kendime bir sürü gelin dergisi, birkaç minik ev süsü ve beni istemeye geldiklerinde giyeceğim elbiseyi ve ayakkabıyı aldım. Böyle ufak şeylerle gezdikçe mutlu ettim kendimi..

Evlilik moduna girmek komikmiş. Beğendiği elbiseyi hemen alan ben şimdi bu elbise yerini kaç adet bardak, tabak alınır bunları hesaplamaya başladım ve kıyafet modundan dekorasyon moduna hızlı bir geçiş yaptım. Henüz hiçbir şeyimiz belli olmasa da ben sevgi dolu olacak evimizi kafamda tasarlamaya, düğünümüz üzerine düşünmeye bayılıyorum. Böylece ofiste de bize eğlence çıktı. Her fırsat bulduğumuzda bir kahve molası verip getirdiğim dergileri post it’lerle işaretlemece oynuyoruz, ben de ne beğenmiştim hangi sayfadaydı diye aramayacağım :)

Bundan sonra sizinle evlilik hazırlığı aşamasında yaşadığım acı tatlı süreçleri de paylaşacağım, önce bir sözümüz olsun bakalım sonrasında tabi ;)

Şimdi aylardan Ağustos ve ben bayramda ailemin yanına gidiyorum, bu sefer başka türlü bir heyecanla karşılanacağım. Parmağımda sanki doğduğum günden beri benimleymiş gibi hissettiğim yüzükle gideceğim ailemin yanına. Beraber planlar yapacağız, çeyiz alışverişine çıkacağız, hasret gidereceğiz (gideremeyeceğim) sonrasında yine bir Alaçatı ile yazı finalize edeceğiz inşallah. İlk defa yazın bitmesini ve sonbaharın gelmesini istiyorum.

Darısı tüm sevenlerin başına..

 
 

Hayat Siz Hayal Kurarken Başınıza Gelenlerdir.. 01 Apr 2012

Filed under: GünLük — kokosh @ 21:00

Haziran ayında ortadan yok oluşumdan bu yana sizden gelen yorumlardan bazıları beni benden aldı, gerçekten canımı yaktı. Yok, suç sizde değil, kariyerimin zevklerimi yok etmesine izin veren bende. Blogumu o kadar özledim ki aralıklarla açtım kapadım, yazmaya çalıştım, yazamadım. O kadar yorgundum ki, iş dışında o kadar tembelleştim ki bir türlü klavyeye dokunamadı parmaklarım.. Ve işte şimdi burdayım ve mutluyum!

Yazdan bu yana 2 kez Los Angeles’a, 1 kez New York’a, 1 kez Kolombiya’ya, 1 kez de Paris’e gittim. Ve evet, maalesef hiçbiri tatil için değildi. İş için bu güzel şehirlere gitmek çok güzel de dönünce biriken işlerin yarattığı stres anlatılmaz yaşanır.. Neyse aralarda Alaçatı tatillerim ve çok güzel bir Fransa ve çevresi haftam oldu :) Nice, Cannes, St.Tropez, Monte Carlo (Monaco) ve hatta San Remo’ya bile gittim (İtalya). Bütün bunları araba ile yapmak çok keyifli ve kolay oldu, en son alanda kiralık arabayı teslim ederken GPS’i öpen fotoğrafımla da tatile noktayı koymuş oldum! (: Bence hayatta en güzel şey olabilir tatil yapmak.. Düşünsenize en rahat kıyafetlerle gezmek, makyajsız ışıl ışıl bir ten rengiyle dolaşmak, güneşin tüm hücrelerinize yayıldığını hissetmek, tertemiz serin sularda yüzmek, çocuklar gibi suda taklalar açmak, hiçbir sorumluluğun olmaması, kitap okumak sahilde, geceleri sabaha kadar dans edebilmek, bağıra bağıra şarkı söylemek, yiyip içmek ve sürekli yüzdüğünüz için hiçbir pişmanlık duymamak ve mutlu&huzurlu insan yüzleri görmek her tarafta..

Özetle son aylarım yollarda geçti. İş dünyası tüm stresi, eğlenceli yanları, korkunç sorumluluğu, güzellikleri, hırslarıyla ve öfkeleriyle beni ele geçirmiş durumda. Son zamanlarda o kadar yoruldum ki dedim ben istifa edeyim. Sonra vazgeçtim, en iyisi kendimi kovdurayım da tazminatımla gideyim dedim yok.. Ne yaptıysam yaptım, müdürlerime ters çıktım, dırdır ettim, istenen raporları hazırlamadım.. Uyarılar aldım, sevimli konuşmalar yapıldı vs, yine beni kovmadılar. Anladım ki benden vazgeçemiyorlar :) Yeni bir iş neden bakmıyorsun demeyin, aslında maddi manevi olanaklarım iyi ve herkesin arzulayacağı bir işi yapıyorum, en iyisi de (ya da en kötüsü) iş arkadaşlarım çok tatlılar. Hepsini çok seviyorum, hani bir gün şirkete lanet etsem bile onlardan nasıl ayrılırım bilemiyorum. Herhalde gözyaşları sel falan olur..

Çok hayal kurdum son zamanlarda ben aslında ama nedense başıma gelenler hayallerimin yakınından bile geçmedi. Gün gelecek devran dönecek diyorum, dönmek zorunda yani en azından öyle ümit ediyorum. Böyle de yazıma noktayı koyuyorum.

 
 

Hangi Cehennemdeydim (im) İşte Yanıtı 27 Jun 2011

Filed under: GünLük — kokosh @ 21:35

Size en son yazdığımdan beri ne artist olabildim ne birşey! :) Hala köle gibi özel sektörde koşturan, sabah 8 akşam 6 çalışan garibanın tekiyim :) Şimdi ben LA’ye gittim ordan NY’a gittim, döndüm baktım işler ben yokken çığrından çıkmış bir koşuşturmacanın içine girdim sonra yine bir haltlar çıktı işe Paris’e gittim orda dilim dışarı çıkana dek çalıştım (evet itiraf ediyorum akşamları ise gezip tozup tadını çıkardım) ve İstanbul’a döndüm. Sonra trafiğe dayanamadığım için şehrin (veya dağın da diyebiliriz) tepesine taşıdığım evimde 1 yıl işe 15 dakikada gidip dönme keyfini yaşamışken ofisin 5 yıllık binasından ayrılası tuttu ve şimdi ofis şehre indi ben dağda kaldım! Evet bugün tekrar trafikle tanışmanın ilk günüydü! Hayatıma hoşgeldin iğrenç E5 demek istiyorum izninizle.. Bu arada hayatınız benim kadar yoğunsa size de bir Digiturk Plus şart, zira sevgilimin bana aldığı en güzel hediye olabilir kendisi :) Manyak gibi program, dizi, film kaydediyor sonra canımın çektiği gibi açıp izliyorum, eyvah kaçırdım dertleri de sonra eriyor, her eve lazım..

Neyse, utanmasak tuvalete giderken kart okutacağımız şaşalı bir binaya geçiş yaptık ama ben kocaman bahçesinde at koşturduğumuz tipsiz koca binamızı özlüyorum. Artık bildiğiniz korkunç iş kadınlarından oldum ben, kendimi tanıyamıyorum. Elimden blackberry, direksiyon ve bilgisayar, kulağımdan kulaklık düşmez oldu. Bazen bu yazdıklarımdan ikisini aynanda kullandığımda oluyor. (Bakınız; sevgilinize email atarken patronunuzla yaptığınız gergin konuşmayı çok öpüyorum diye kapatmak, evet bunu yaptım!) Baktım ortam ve hayatım çok kasıntı hemen ofisten aşağı inip masama çiçekler, ayna, çerçeve, puantiyeli bir kutu gibi birtakım süslü püslü şeyler alıp ortalığı kendimce şenlendirdim :) Baktım herkes masama üşüştü aman da aman ne güzel ne zevklisin bıdı bıdı diye hemen kafam büyüklüğünde bir nazar boncuğunu diktim masanın ortasına!

Bu esnada bir arkadaşım daha evlendi tüm bu koşuşturmaca içinde bu tanık olduğum en hızlı evliliğin düğününe gittim memleketimize kaşla göz arasında, kızımızı verip oh dedikten sonra da döndüm dengesiz İstanbul’uma. Şimdi car car konuşur gibi yazıyorum malum suçluyum ve yine bir itiraf da bulunmak istiyorum. Bana yine LA ve NY yolu gözüktü, anlayacağınız yine Paşa’mı anneme THY Kargo yapacağım ve evladımdan ayrı kalacağım. Kedime sürekli söylediğim 3 şarkı var;

1) Seni anan benin için doğurmuş canım hamurunu benim için yoğurmuş (bunu söylerken yoğuruyorum)

2) Annesinin birtanesini hor görmesinlergiller

3) Anasının kuzusu ciğerimin köşesi, Paşa bu neyin cakası bıdı bıdı

Bu gereksiz bilgiyi de sizle paylaşmak istedim nedense.

Özetle blogumu çok özlemişim, bu yazı bana da iyi geldi ne yalan söyleyim..

 
 

Kim Gitsin? :) 12 Jun 2011

Filed under: GünLük — kokosh @ 01:55

 
 

Artiz Olcam Ben! Yersen.. 03 Mar 2011

Filed under: GünLük — kokosh @ 14:01

Çok gıcığım biliyorum. güya Kolombiya’dan yazacaktım, döneli 1 ay oldu :) Ama ben nasıl yaşadığımı biliyor muyum sanki!? Haftaiçi günde min. 11 saat işle ilgili geçerken max 7 saat uyku ve kalan o kısacık sürede de ev işi, kendi özel işlerim, alışverişim, yemek yapmam, sosyal hayatım (ki kendisi çok sınırlı) falan filan derken geçip gidiyor günler, aylar.

Öncelikle Medellin’e bayıldım, muhteşem bir şehir bence.  Havanın her daim ilkbahar olmasının yanında heryer yemyeşil. Evler hep apartman ama neredeyse tamamının rengi aynı, görüntü kirliliği sıfır.  Şehir dağlık ve tertemiz bir havası var. Havaalanından şehrin göbeğine 2000 metre kadar aşağı iniyorsunuz sadece 20 dk uzaklıkta. Restoranlar, oteller çok şık ve çok güzel, yemekler muhteşem, insanlar kibar&güleryüzlü, Kolombiya markalarına bayıldım muhteşem takılar, kıyafetler var vs vs.. Özetle çok sevdim ve kesinlikle yine gitmek istiyorum.

Siyah Kuğu filminde (mutlaka gidin) performansına hayran kaldığım Natalie Portman’ın elinden oscarını almaya gidiyorum Hollywood’a :Pp Şaka bir yana iş için Los Angeles’a gidiyorum pazar sabah, THY sağolsun yarın direkt uçuşlarına başlıyor LA’e ve ben de aktarmadan sıyırmış oluyorum böylece. Üstelik comfort class da var değmeyin keyfime :P Ben gerçi 15 saat kendimden geçmek için uyku ilacına vurucam kendimi bir faydasını göremeyebilirim comfort olayının. Ordan da NY’a geçeceğim, haftaya döneceğim İstanbul’a. Aslını isterseniz bir yandan midem çok fena ağrıyor, dünya devi markalarla toplantılarım var tam 17 tane ve sürekli eksik birşeyler var elimde gibi hissediyorum. Fena streslerdeyim. Bazılarıyla Paris’te fuarda tanışmıştım ama bazılarıyla ilk kez tanışacağım için heyecanlıyım da.. Bana nolur şans dileyin, iyi yolculukları da unutmayın zira fobik oluyorum uçaklarda.

Bir bakarsınız keşfedilirim oralarda dönmem bir daha ;)

Beni özleyin, zaten alıştınız artık..

 
 

Evimi istiyorum, bir de kedimi mümkünse.. 21 Jan 2011

Filed under: GünLük — kokosh @ 18:47

Son günlerde o kadar gerginim ki kelimelere dökemeyeceğim. Salı günü doğumgünümdü, sevgilimle güzel bir yemek yedik ama o gün bile içimde bir huzursuzluk geziniyordu.. Evet, 26 oldum. E nolmuş yani?!

Daha önce bahsedemedim ama pazar sabah New York’a gidiyorum ben, pazartesi sabah da iş için Medellin’e, Kolombiya’ya yani.. Uyuşturucu ticaretinin top kenti, dünyanın en çok cinayet işlenen şehrine ayak basacağım, çok heyecanlı!!! Şaka bir yana bu 90′lardaymış, neyseki bayağı bir düzelmiş şimdilerde.

Neyse malumunuz uçak beni geriyor. Şimdi upuzun yolculuklar, otellerde beklenen geceler ve dönüşte yine NY’da otellerde geçirilecek saatler beklemekte beni. Ve ben sadece THY Kargo ile anneme göndermek durumunda olduğum oğlum kucağımda mis gibi evimde mırmır gırgır Private Practice izlemek falan istiyorum. Kısacası uzun yol beni çok geriyor ve tabi bilmediğim yerlerde sevdiğim birinin yanında olmaması da öyle.

Hava değişimi mevzusu da bir ayrı garip. Önce İstanbul’dan çık sonra -15 NY’a var sonra bir bakmışsın hop +28 derecedesin Kolombiya’da falan. Bir anda 43 derece hava değişimine vücudum ne tepki verecek bilemiyorum :)

Özetle 1 hafta kadar başka bir kıtada olacağım, sizlere oradan da yazmaya çalışırım. Hem kimbilir belki kendimi biraz daha az yalnız hissedebilirim…

 
 

Crazy 17 Jan 2011

Filed under: VazGeçiLmeZ ŞarkıLaRım — kokosh @ 20:56

I remember when, I remember
I remember when I lost my mind
There was something so pleasant about that place
Even your emotions have an echo in so much space

And when you’re out there without care
Yeah, I was out of touch
But it wasn’t because I didn’t know enough
I just knew too much

Does that make me crazy?
Does that make me crazy?
Does that make me crazy?
Possibly

And I hope that you are
Having the time of your life
But think twice
That’s my only advice

Come on now, who do you
Who do you, who do you, who do you think you are?
Ha ha ha, bless your soul
You really think you’re in control?

Well, I think you’re crazy
I think you’re crazy
I think you’re crazy
Just like me

My heroes had the heart
To lose their lives out on a limb
And all I remember
Is thinking, I want to be like them

Ever since I was little
Ever since I was little
It looked like fun
And it’s no coincidence I’ve come
And I can die when I’m done

But maybe I’m crazy
Maybe you’re crazy
Maybe we’re crazy
Probably…

 
 

Let’s Make Up! 04 Jan 2011

Filed under: GüzeLLik SeanSı — kokosh @ 22:59

Kızlar, sizinle bugün kendi makyaj çantamın vazgeçilmezlerini paylaşacağım. Yazdığım renk numaraları tamamen benim kendi zevkime ve ten rengime hitap ettiğinden siz de naturel makyaj düşkünü ve sarışın/kızıl&beyaz tenliyseniz aynı renkleri deneyebilirsiniz.

1) Dior- DiorSkin AirFlash Spray Foundation: 02 Light Beige (Sprey şeklinde bu fondoten resmen kendi sürülüyor zahmetsiz ve çok doğal&hafif. Benim gibi fondoten sevmeyenlere ama cildinde zaman zaman tek renk bir görüntüye ihtiyaç duyanlara uygun)

2) Pout Toz Pudra (Tek renk, yalnız bu ürün Türkiye’de bulunmayabilir)

3) Lancome – Hypnose Drama Rimel: Brown

4) Yves Saint Laurent – Touch Eclat : 01 (Göz altlarını, burun ve dudak çevresini aydınlatmak için)

5) Clarins – Instant Light Natural Lip Perfector : 01 (2 rengi var ben pembeyi kullanıyorum diğeri daha koyu ve hafif turuncu)

6) MAC – Pigment Colour Powder Göz Farı : Fairylite (Normalde göz farı kullanmam ama kullandığımda bu ten rengi hafif ışıltılı ürün tercihim. Uygulamak için MAC 222 no’lu fırçayı tavsiye ederim.)

7) Estee Lauder – Artist’s Eye Pencil : Ink Writer (Antrasite kaçan koyu lacivert karışık bir göz kalemi)

8) Pout – Allık : Pearly Queen (Şeker pembesi bu allığı Türkiye’de bulamayabilirsiniz ama zaten allık için çok geniş seçeneklerimiz var, ben de değiştireceğim :) )

9) H&M – Oje : Miss Stone Heart (Harika bir gri oje, bu seneki favorim. Evet, bayan taş kalpliyim! :P )

Bunlar temel malzemelerim, bunlar dışında maalesef kullanmadığım bir ton makyaj malzemem var zamanında yaptığım düşüncesiz alışverişlerimden kalma..

Siz siz olun makyajınız için bütçenizin kaldırabileceği ölçüde kaliteli malzemeler kullanın ve mutlaka sabah akşam (hiç makyaj yapmasanız dahi) cildinizi temizleyip nemlendirmeyi unutmayın. Yoksa hiçbir makyaj malzemesi altından da olsa cildinizdeki kusurları kapatamaz. Ayrıca az ve öz malzemeniz olsun, bittikçe yenileyin. Örneğin, aynı anda birkaç rimeli açmak çöpe gitmelerine yol açacaktır.

Hepinize ışıl ışıl günler diliyorum.. (: