KokoSh

KokoSh

BiR KokoSh’un GünLüğü…

 

Bu hafta.. 08 Mar 2010

Filed under: GünLük — kokosh @ 23:09

, Bu hafta ben, siyah oje sürdüm ayaklarıma. Hiç yapmamıştım daha evvel neden bilmem. Mutlu oldum karakapçık ayaklarıma bakıp bakıp..

Bu hafta ben, bilmemne bronşiti yüzünden hastaneye götürüldüm sevgilim tarafından. Oksijen maskesi taktılar filmlerdeki gibi. Kötü bir değişiklikti ama olayı ti’ye alıp gülmemize engel değildi.

Bu hafta ben, tanımadığım  insanlarla tanımadığım birilerinin konserine gittim. Pek bir eğlendim!

Bu hafta ben, pek de anlamsız bir şekilde, aslında çok da manalı bir anda hüngür hüngür ağladım kendimi tutmadan. Rahatladım.

Bu hafta ben, hiçkimseyi değiştirmeye gücümünüzün yetmediğini, tek değiştirebildiğiminizin kendimiz olduğunu öğrendim. Savaşmaktan vazgeçtim.

Bu hafta ben, yakın bir arkadaşımın bebeğinin resimlerine baktım. Büyüdüğümü hissettim, korkmadım.

Fetişistlere Not: Resimdeki ayaklar bana ait değil ama eğer bu düşünce sizi mutlu edecekse de karışmam, varsın öyle bilin..

 
 

Çok Canım Acıyo!!! 28 Feb 2010

Filed under: VazGeçiLmeZ ŞarkıLaRım — kokosh @ 19:45

Gel bizim aşkımız fani olmasın

Herhangi biri mani olmasın

Enerjin nerde, güç içinden gelende

30 olmadan 40′ında mısın?

Çok canım acıyo

Çok içim yanıyo çok

Söylüyorum dinlemiyo!

Ben ya direk sana

Ya kabristana

Ya Hindistan’a

Çok canım acıyo ya!

Dediler aşka sabır ya da sefer lazım

Dedim eyvallah yok itirazım

Sabrın nerede seferin önünde

Acelen mi var firarda mısın?

Çok canım acıyo çok!!!!!!

 
 

Aptal Kutusundan Haberler 21 Feb 2010

Filed under: GünLük — kokosh @ 14:09

Bu aralar tv’den iyice sıtkımı sıyırdığım zamanlar.. Gördüğüm herşey beni irrite ediyor ve stres yaratıyor resmen! Geçenlerde bir reklam gördüm, Papia’nın küçücük bir kız çocuğunu oynattığı reklam cicili bicili kağıt havlusu için. Çocuk pornosunun tavana vurduğu bu dönemde, reklamcıların ve ailelerin küçük bir kızı kadınsı kıyafetler, tavırlar ve 25 yaşındaki benim bile konuşmadığım cilveli edalarla ekranda kullanması/kullandırtmasını anlamak mümkün değil. Normal insanlar sıradan bir reklam izler gibi bakarken, bir pedofile küçük kızın neler çağrıştırabileceğini bilemezsiniz. Küçük çocukların üzerine basılmış kadınlar gibi kullanılmasına sonuna kadar karşıyım! Bırakın reklamlarda da gerçekte de çocuk kalsınlar, olması gerektiği gibi..

Bilinmeyen numaralar servisi olayı fena halde kafamı bozdu! Ya ben de bir ahmaklık var ya da hakikaten karşı tarafta. Ben anlamıyorum bu 118 işini.. 2 ayrı reklam dönüyor hem de aynı reklam arasında! (kuşağında da deniyor di mi?) Biri diyor ki 118 18, Birsen diyor ki 118 80. Birsen bir karakter, kocasına söyleniyor 1 aydır yeter öğren artık diye güya ama anlamadığım adam hergün kimi soruyor bilinmeyen no servisinden bu da ayrı bir muamma, büyük bir mantık hatası veya Birsen’in kocası bir sapık. Bence Türk Telekom önce bir karar versin kendi aralarında 118′in yeni numarası nedir diye, sonra reklam yayınlatsınlar. Veya bilinmeyen numaralar servisinin no’sunu öğrenebileceğimiz başka bir servis açsınlar!!!! Beynimizi sulandırdılar, ambale ettiler hepimizi ya..

Tv’ye yeterince kin kustuktan sonra merak ediyorsunuzdur sen ne izliyorsun peki diye. Hemen söyleyim, Grey’s Anatomy, House, 1 Kadın 1 Erkek (tv’de değillll, dvd’de) vs.. Bilgisayarda takılıyorum anlayacağınız en azından neye maruz kalacağıma ben karar veriyorum. Bir de harika kitaplar okuyorum ki buna ayrıca değineceğim..

 
 

En KariZmaTik ÇifT ÖdüLü 11 Feb 2010

Filed under: GünLük — kokosh @ 23:41

And the winner isssssssssssss diye cıvık bir giriş yapacaktım ki vazcaydım :) İzniniz olursa bu manalı haftada yılın en ‘bakılası’ çiftini seçiyorum kendi çapımda. Fotoğraftakileri tanımayan varsa kendini aşağı atsın, ben kalanlar için yazmaya devam edeceğim.

Miranda bacımız derseniz, kendisi maşallah sülun gibi bir genç kadın. Ben bile hemcinsime hayran hayran bakıyorsam erkeklere birşey diyemeyeceğim. Sadece güzel vücutlu değil üstelik, pek de sevimli Mirandacık. Orlando abimiz ise maaaaşallahh diyorum, fazla da yorum yapmıyorum sevgilisi tarafından blogu okunan birisi olarak. Askerlik sürecini saymazsak birlikte geçireceğimiz ilk sevgililer gününü katletmek istemiyorum elin Orlando’su yüzünden.

Neyseciğime, yarın fmf kontrollerim var. Baştan ayağa bir ton teste tabi tutulacağım, sigorta şirketini batırıp, hastaneyi zengin edeceğim. (Evet işten izinliyim :P) Ayak demişken dün yaptığım bir salaklığı da anlatmadan edemeyeceğim. Çıplak ayağımla (Nedennnnnn çıplaktı ki neden nedennnnnn!) tv reklama girince böyle bir çay koyim diye koştum. Niye koşuyorsun, malikanede mi yaşıyorsun diyorsunuz biliyorum bozulmamak adına duymamazlıktan geliyorum! Koşuş o koşuş, küçük ayak parmağımı, evet evet, ikinci hepsine fark atan uzun parmağım dururken o küçücük, kızların pedikürde bulmakta zorluk çektiği o minnoş parmağımı diklemesine sehpaya gömdüm. Size yemin ediyorum beynim dışarı aktı sandım. Hani normalde anormal bir acı ( bu ne biçim cümle ya) duyduğunuzda gözünüzden yaş gelir ya tık yok bende, göz pınarlarım bile dondu! İdrak sınırlarımın üzerinde bir olay yaşandı vallahi, içim titredi resmen. Sonuç olarak başparmağım büyüklüğüne ulaşan küçük parmağıma buzlar koyup kendine getirmeye çabaladım ama bugün tüm gün sağ ayağıma basarken kıvranıp durdum. Özetle yarın fmf doktorunun hiç beklemediği bir anda gözüne ayağımı sokup ‘bu çatlak mıııııı beni travmatoloji&ortopedi ikilisine mi sevk edeceksiniz yoksaaaa’ diye sormayı planlıyorum. Doktorlara tüm gün delilerle uğraştıkları için acıyorum bazen.

Bu yazının sonunda ekonomik açıdan tepeden tırnağa kendi ayakları üzerinde duran bir varlık olduğumu da eklemek isterim. Eskisi gibi ana&baba parası yiyen KokoSh gitti ‘maalesef ve iyi ki’ diyeceğim aynı zamanda.. :) 25 yaşında (Ay 25!!!!) kimsenin ek kartı olmayan bir kredi kartına, kendi özel sağlık sigortama, aidatı bile ödeyen bir cüzdana sahibim çok şükür.. Ev kirası hariç, hiçbir konuda kimseden yardım almamak insana çok başı dik hissettiriyor. İhtiyacınız olmasa da hayatınızın bir döneminde deneyin der, sevgilerimi sunarım :P

 
 

Confused.. 08 Feb 2010

Filed under: GünLük — kokosh @ 23:40

Düşünüyorum da ne kadar sıradan geçiyor hayatlarımız. Düzen takıntılı karakterimle ben, hergün yüzlerce işi bitirince aptalca bir huzurla ayrılıyorum işyerinden. Oysa ki hergünümün birbirinin tekrarı olacağını unutuveriyorum şapşal gibi. Yüzlerce kez izleyip sıkılmadığınız ama artık birşey de ifade etmeyen Friends’in tekrar bölümleri gibi hayat.. Bir robot gibi elimizde çerezler karşısında oturuyoruz ve başlayıp bitmesini bekliyoruz anlamsız bir suratla. Geçtiğim yollar, çektiğim trafik, Sodexo’nun en uyduruk paketinden yediğimiz yemekler, hergün bakılan öğlen arası kahve falları, patronumun kompleksli kadın kimliğinin yüzüne yansıyan ifadesi, sabah evdeki koşuşturmam, akşam evdeki tembelliğim bile aynı..

İnsanları inceliyorum sık sık.. Kendini başarılı zanneden kabiliyetsiz insanları, başarısını farkında olmayan mütevazi kişilikleri, sorumluluğu tek başına taşıyacak hale gelmeden çocuk doğuranları, çocuk sahibi olamayan ‘anne’ ruhlu kadınları, çocukla çocuk olan kocaman adamları, babalarına hayran kızları, kopacak halde rejim yapanları, kendini sanata adamışları, sanatçı geçinip s’sinden anlamayanları, sevmeden evlenenleri, sevip de evlenemeyenleri, roman kahramanlarını ve onları yazan derin insanları,  farklı olmaktan korkmayanları, farkedilme fobisi olanları, yoğunluktan şikayet eden ev hanımlarını, acı çektikleri yüzünden okunanları, gözlerinin için gülenleri, kısacası her türlü kişiliği derinlemesine izliyorum. Sebebini bilmiyorum. Elimde olmadan yapıyorum bunu.. Uzun zamandır yapıyorum. Belki de herkeste kendimden birşeyler bulup, yalnız olmadığımı hissetmeye çabalıyorum bu şehirde. Kafam karışıyor, hiç bitmeyen bir tiyatro oyununda gibi hissediyorum son aylarda. Trajikomik olanlardan hani..

Atalarımızın böyle durumlar için ne dediğini hepimiz biliyoruz sanırım; ”Düşün düşün … işin.” Haksız da sayılmazlar hani..

 
 

Bir Kar Tanesi Ol, Kon Dilimin Ucuna 31 Jan 2010

Filed under: GünLük — kokosh @ 15:16

İstanbul’da kara doyduk geçen hafta. Çocuklar gibi eğlenip yollarda bata çıka yürümenin tadını çıkardım. Bu muhteşem güzellikteki ağacı fotoğrafını çektim, sizlerle paylaşmadan edemedim.. Belediye sağolsun E5 ile Tem kapanmadığından kuzu kuzu işe gittim hergün, araba temizlerken ellerim morardı ama hiç şikayet etmedim. Kar çünkü tüm çirkinlikleri örtüyordu, sanki tüm şehir olağanüstü güzellikteydi o 4 gün boyunca..

Bu hafta da yağacakmış, yağsın.. Ama hayvancıklar aç kalmasın, ben haberleri izlerken ağlamayayım onlara.. Siz de kapınızın sokağınızın dört bir yanına yiyecek bırakmayı, pencere önünüze ıslak ekmekler koymayı unutmayın lütfen. Hayvansever olmak zorunda değilsiniz, azıcık empati bunu yapmanıza yetecektir.

Hergünümüzün kar kadar saf ve güzel geçmesi dileğiyle..

 
 

24 Yaşındayım, 24 ayardayım! 18 Jan 2010

Filed under: GünLük, GüzeLLik SeanSı, KokoSh'un küTüphaNeSi — kokosh @ 00:07

24 yaşımın son demlerindeyim. 1,5 saat sonra 20′lerin çıtırlığından çatır dönemine yani 30′lara giden basamaklara doğru uzanıyor olacağım. Geçen seneye kadar her yaşım sorulduğunda ağzımdan bir 18 fırlayıverecekken gülerek düzeltiyordum ve şimdi 25 demek durumunda kalacağım. Tuhaf ötesi geliyor..

Bu yoğun hayatta insan zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor pek. Daha geçen hafta memleketimdeyim iş için böyle cümbür cemaat İstanbul’dan ofisçe kalkıp Akdeniz’e gittik, her bir ülkeden ajanlarımız falan geldi. (Hııı CIA’de çalışıyorum ben!) Çok internasyonel bir ortam vardı. Yani adamlara ”duy da inanma”yı ‘hear but don’t believeee’ diye çevirip ‘’sıkıyorsa nazar varı da çevir kız” diyen arkadaşıma kapak olsun diye elin Yunanlısına ”There is an evil eye on you” bile demişliğim vardı yani, bu ciddiyette bir iş yemeği düşünün!

Bugün sevgili dostum Fakeangel’ın İstanbul’a taşınış günü. Şahsen ben kendi adıma pek bir mutluyum dizimin dibindeki insan sayısında artış olmasından. Sex&The City izleyenler bilir kız muhabbeti kadar eğlencelisi yoktur nitekim. Kız muhabbeti demişken 1 Kadın ve 1 Erkeğin dvdlerini aldım. Ay gülmekten öldürüyor beni bazı bölümleri. Sevgilim de bana House’ın 3. sezonunu aldı doğumgünümün yan hediyesi olaraktan :P Üstelik Grey’s Anatomy de en sonunda noel tatilinden çıktı ve yeni bölümler yayınlanmaya başladı. Anlayacağınız bir süre beni idare edecek kadar aksiyona sahibim evde.

Kitap arayanlara söyleyim, şimdi de Paulo Coelho’nun 11 Dakika kitabını okuyorum ve çok sevdim. Henüz bitirmediğim halde Paulo amcamızın bu kitabına da gözüm kapalı kefil olabilirim..

Geçenlerde bir websitesi (benden kokosh olmasın) bu yıl boyunca MAC ürünlerine en çok yorum yapan kullanıcımız siz oldunuz dedi ve bana hediye yeni rimelini gönderdi MAC Akmerkez’den. Allah razı olsun valla böyle tam ihtiyaç olduğu anda saçmalamıyorlar mı çok işime geliyor. Hiç yorum yapmadan aldığım rimel için internet dünyasına teşekkür ediyor, MAC ürünlerini herkese tavsiye ediyorum :Pp

Bu yaşa geldim bana günde 8 saatten az uykunun yetmediğini farkettim, canımı alıyorlar gibi oluyorum uyanınca. Gözyaşlarına boğulmak, yorganın altından çıkmamak istiyorum. Uyku demişken son 2 haftadır korkunç veya aşırı tuhaf rüyalar görüyorum. Geçenlerde vücudumdan beyaz sakız gibi dev gibi birşeyler çıkıyordu, bir diğerinde arkadan arabama çarpıyorlardı ön camdan uçarken yatakta otururken uyandım, dün de kediden bebek bekliyordum. Sabahları uyanınca başka bir dünyadan gelmiş gibi oluyorum mübarek. Hayalgücümün sınırlarının bu kadar geniş olduğunu ben bile yeni anladım. Yanımda biri uyusa bedava korku tüneline girmiş gibi hisseder valla.

Tekrar spora başlamak istiyorum en kısa zamanda çünkü popom Jennifer Lopez’i sollamak üzere. zira karnım da benim ne eksiğim var der gibi 4 aylık hamileler gibi dolaşıyor ortalıkta. Bu hiç hoşuma gitmiyor ne yalan söyleyim. Spora başlamak istiyorum cümlemin külliyen yalan olduğunu da belirtmek isterim. Çünkü ‘istiyorum’ kelimesi tüm akışı değiştirmiş, istemiyorum, mecburum ne yazık ki. Ben spor yapmayı değil kanepede dizi izlemeyi sevenlerdenim!

Kuzenim evlenecek benim nisan ayında. Ben de indirim mevsiminden yararlanmak üzere şimdiden Nişantaşı’nda bir yerden tuvalet aldım. Hayatımda ilk kez tuvalet alımında bulunduğum için kendimi Hürrem Sultan zannettim valla yürürken. Minilere alışık bir varlık olarak umarım düğünde eteğime basıp amuda kalkmam ve gecenin süprizi ben olmam diyorum..

 
 

MutLu YıLLaaaaaR! 31 Dec 2009

Filed under: GünLük — kokosh @ 19:52

Şimdi hepinizde bir telaş, süsleniyorsunuzdur. Ya da aile ile geçirilecek yılbaşının huzuruyla cicilerinizi giymiş çene çalıyorsunuzdur. Yani ben böyle düşünmek istiyorum, herkes mutlu gibi, böyle düşünürsem böyle olur gibi geliyor çoğu zaman :))

Ben deli renkli çoraplarım parlak elbisem tuhaf saçlarımla sevgilimin evine tünedim bile. Arkadaşlarımız yollarda biri hariç neyseki :) O fıstık yanımda bitmedi mi kokoshunnn diye sızlanıyor :P Bitmez, bitemez dedim bu aşk. Okuyucularımla arama gireni doğrarım!

Özetle evde bir telaş var, ağacımızda kendinden karlar yağıyor, ışıklarını saçıyor, boynumda kendime hediyem ‘Believe’ kolyem, benim içime mutluluk doluyor. Hep kalmasını dileyeceğim türden birşey.. Umarım bu gece hissedeceğimiz her güzellik yıl boyunca devam eder.

2010′da milletçe çok mesut olalım, pembe panjurlu evimiz olsun, beyaz atlı prensimiz (benim var hıh!), başkasını ihlal etmeyen tüm dileklerimiz gerçek olsun diyim bari kısaca :P Yabancıları öpmekten hazetmem ama artık ahbap sayılırız diyerek öpüyorum hepinizi kokulu kokulu missss!…

 
 

Mis KokuLu Durance 27 Dec 2009

Filed under: GüzeLLik SeanSı — kokosh @ 23:20

Sevgilim geçen ay yine ufak süprizlerinden birini yaptı bana! Ben süpriz fobik bir insanımdır normalde çünkü planlarımın dışında gelişen olaylar beni rahatsız eder bir oğlak kadını olaraktan..

Ama böyle içinden hediye çıkan süprizler bayılırım, ne de olsa plan bozmayan cinstendir üstelik keyiflidir! Elindeki Durance poşetini bana uzattı aniden, sana hediye aldım dedi masum suratıyla. Çikolata uzatılmış çocuk gibi onu bırakıp poşete saldırdım. (Evet biraz antipatik, azıcık da düşüncesizimdir zaman zaman) Mis kokulu ürünler çıktı içinden. Harika bir vücut losyonu ve duş jeli. Tam KokoSh’unuza uygun hediyeler anlayacağınız. Valla ben doğal kozmetik ürünlerinde bayılırım. Nostaljik görünümlerinin verdiği göz zevki bir yana kullanırken hassas ciltliyseniz benim gibi içiniz pek bir rahat ediyor..

Durance’ler Fransa’nın Provence bölgesinin doğal ürünlerinden elde ediliyor. Çamaşır deterjanından, çekmece kokularına kadar geniş bir ürün yelpazesi var. İsterseniz sevgilimin yaptığı gibi Beymen’den, isterseniz de websitesinden alabilirsiniz ürünleri.

Neyse yazarken bile canım çekti. İzninizle azıcık şımartayım cildimi Durance websitesinde çalan Edith Piaf eşliğinde..

Not: Sevgilim, tekrar teşekkür ederim (: